Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kült Bir Polisiye: Öksüz Brooklyn



Vasat
Toplam oy: 97
Jonathan Lethem, kara mizah olarak da nitelendirilebilecek, Snatch’vari bir olay örgüsünün hâkim olduğu kitabı Öksüz Brooklyn’de, polisiye bir romanda olması gereken tüm öğeleri, öngörülemezliğinden ritmine, fazlasıyla kullanıyor.

Jonathan Lethem’in Öksüz Brooklyn kitabı, yayınlanmasının üzerinden az bir zaman geçmiş olmasına rağmen şimdiden kült statüsüne erişmiş kitaplardan. Roman, yıllar önce Plan B tarafından yayınlanmış, fakat geçen süre boyunca baskısı tükenmiş halde okurunu beklemişti. İthaki, Lethem’in kitabını Sabri Gürses çevirisiyle yeniden yayınladı.

 

Lethem, Türkiye’de yıllardır yayınlanmaması sebebiyle Türk okurunun uzak olduğu bir isim sayılabilir. Kitaplarında dedektif romanlarının her türlü öğesini eğip bükerek, oyunbaz dili ve tuhaf karakterleriyle yeni bir forma büründürüyor Lethem. Özgün üslubu Lethem’i sıradan bir dedektif romancısı olmaktan ayırıyor ve yazarı janrın işlemediği bir yazar olarak konumlandırıyor. Romanlarında bilimkurgu öğelerini polisiye romanlara has üslupla birleştirmeyi de seven Lethem’in bir diğer ilgi çekici özelliğiyse yarattığı orijinal karakterler. The Blot kitabında, tavla bağımlısı, kutu oyunlarında usta kumarbaz bir karakter Alexander Bruno’yu ortaya koyan yazar, The Feral Detective kitabının merkezine, soğukkanlılığı ve karizmasından başka bir şeyi olmayan, evinde sıçan besleyen tuhaf bir karakteri, Charles Heist’i koyuyor. Üretken bir yazar Lethem; ondan fazla kitabı var ve denemeler de kaleme alıyor: The Ecstasy of Influence adını verdiği deneme-manifestosunda, başka bir yazardan etkilenmemenin imkânsızlığına değinmiş ve bu manifestonun tamamını çeşitli yazarlardan yaptığı “alıntı”larla oluşturmuştu.

 

Öksüz Brooklyn’de Lethem karşımıza başka bir polisiye romanda rastlayamayacağımız orijinallikte karakterler koyuyor. Kitabın merkezinde, Tourette sendromlu özel dedektif Lionel Essrog var. Lionel’ın en yakın arkadaşı –Minna- ölür ve ardından, halihazırda gizli bir dedektiflik bürosunda çalışan karakterimiz, ölen arkadaşının katilini bulmak için “maceraya atılır”.

 

TEKİNSİZ, KARANLIK BİR ATMOSFER

 

Lethem, kara mizah olarak da nitelendirilebilecek, Snatch’vari bir olay örgüsünün hâkim olduğu kitapta, polisiye bir romanda olması gereken tüm öğeleri, öngörülemezliğinden ritmine, fazlasıyla kullanıyor. Fakat dahası var: Yolu bir yerde zen’le de kesişen kahramanımız -budizm ve zen motiflerini Lethem’in kitaplarında rastlamak da sürpriz değilbir yandan arkadaşının katilini bulmaya çalışırken bir yandan da hastalığının sebep olduğu dürtülerle, takıntılarla, sinir krizleri ve ağzında tutmak için yoğun çaba harcadığı küfürlerle baş etmek zorunda. Lethem, Tourette sendromlu bir dedektif karakteri yaratarak sadece özgün bir karakter yaratmış da olmuyor; sendromundan kaynaklı hemen her cümlesinin ortasında, yer yer bilinçdışısal patlak veren bağırışlarla, okuru Tourette’li olmanın ne demek olduğuna dair düşünmeye itiyor ve bu vesileyle, tekinsiz, karanlık bir atmosfer de yaratmayı başarıyor.

 

Bu noktada, Lethem’in Tourette sendromuna hayli kafa yormasının da hakkını vermeli. “Tourette sendromundan mustarip bir dedektif ilgi çekici bir fikir”den ziyade Lethem, sendromu iyice araştırmış ve Lionel’ın nesnelerle ilişkisini, kişisel deneyimleri üstüne herhangi bir denetiminin olmamasını da kurmacanın bir parçası haline getirmiş. Bu, sıradan bir dedektiflik romanını kült haline getiren öğelerden en önemlisi.

 

 

ÖKSÜZ BROOKLYN
Jonathan Lethem

ÇEV: Sabri Gürses
İTHAKI YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.