Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kusursuz gerçek




Toplam oy: 28
Edebiyat üzerine kuramsal yazıların toplandığı bir kitaptan ne bekleriz? Akademik bir çalışmada kullanmak için altını çizeceğimiz satırlar. Eser sahibinin meselelere bakışı. Aykut Ertuğrul imzalı Kusurlu Rüya size istediğiniz seçeneği kovalamanın imkânını tanıyor.

İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Edebiyat üzerine kuramsal yazıların toplandığı bir kitaptan ne bekleriz? Akademik bir çalışmada kullanmak için altını çizeceğimiz satırlar. Eser sahibinin meselelere bakışı. Okur ya da yazar olarak yeteneğimizi geliştirecek ipuçları. Sosyal medya için afili bir cümle. Tamamı doğru. Aykut Ertuğrul’un yeni yayınlanan eleştiri/inceleme kitabı Kusurlu Rüya - Tuhaf Zamanlarda Öykü size istediğiniz seçeneği kovalamanın imkânını tanıyor. Ama ben bir başka ihtimalin peşinden gideceğim. Bir öykücünün edebiyat macerasına eşlik edelim.

 

Kitapta eleştiri ve kitap inceleme yazılarının toplandığı iki bölüm karşılıyor bizi. Ağırlık noktaları farklı olsa da her bir metin diğeriyle akraba. Aykut Ertuğrul, öykücülüğünün ilk yıllarından beri kimi zaman bir eleştiride kimi zaman incelediği bir eserde kendi gündeminin peşine düşmüş. Öykü kitaplarıyla beraber düşünüldüğündeyse yazarın kurgudaki denemelerini, oyunlarını ve buluşlarını Kusurlu Rüya’da da görmek mümkün. Tabii ki tam aksini de. Kitabın ayırıcı özelliklerinden biri bu. Sınırlandırılmış bir alanda düşünmek yerine Aykut Ertuğrul, kendi öykü anlayışının etrafını yolları çatallanan patikalarla turluyor. Derdi cevap bulmaktan çok yeni yokuşlara, mağaralara denk gelmek: “Büyük bir ihtimalle, her engel/soru her zaman cevabıyla olmasa da kendi hediyesiyle bekliyor bizi.”

 

Modern zamanlar

 

Kitaptaki temel tartışma gelenek ve modern kavramları doğrultusunda öykünün sınırlarını çizmek. Yeni bir tür olarak imkânlarını test etmek. Kendi öyküleriyle keşfettiklerini bu kez de kuramsal mecrada konuşuyor: “Hep ifade ettiğim gibi artık geleneksel döneme dönmemiz imkânsız, hatta görünen o ki ‘zorunlu modernler’ olarak kalabilmemiz bile zor; bütün dünyayı saran yorgunluk, hikâye yoksunluğu, deneyim eksikliği bizi de pekâlâ sarıyor, saracak.” Kitabın kalbindeki bu cümle, adının da açıklayıcısı. Kesin bir cevap vermeyeceğini belirttikten sonra ekliyor: “Ama hakikatin, anlamın, mananın izinin kaldığı son metinlerde bir yol işareti aramaya devam etmekten, geleneğin kesintilerle de olsa bugüne uzanan bir yol olduğunu hatırlayıp onu metinlerimizde tekrar canlandırmaya çalışmaktan bir zarar gelmeyeceği de kesin.”

 

Şenepik

 

Kışkırtıcı başlıklar ve afili ilk cümlelerle başlıyor çoğu metin. Akademik resmiyete boğulmadan devam ediyor. Kitabın taşıdığı biçimsel özellikler de içerik kadar önemli. Kuram yazılarında sıklıkla karşılaşmadığımız bir esneklik var Aykut Ertuğrul’un kaleminde. Kendi öykülerinden bir kısmını da tanımlamak için kullandığı şen anlatıcı, Kusurlu Rüya’ya da sızmış. Okur için kimi zaman sıkıcı olabilecek pek çok bölümü eğlenceli bir metne çeviriyor. Kurmaca yazarı olarak arayışına yine kurgudaki yetenekleriyle ortak oluyoruz. Bu durum, çağdaş eleştiri metinlerinde sık rastladığımız kapalılığı ortadan kaldırıyor. Johan Cruyff’a selam verecek olursak zoru başarıyor ve konuya çok hâkim olmayan muhatabına bile basitçe aktarıyor. Eleştiri metinlerinden oluşan bir kitabı satır satır değinerek incelemek mümkün değil. Okuru bekleyen çok nokta var. Ama en azından yazının sonuna gelirken peşinden gittiğim ihtimalin ipuçlarına değindim. Aykut Ertuğrul öyküsü ilk metninden bu ana değişimini sürdürüyor. Bazı durakları es geçiyor, bazılarında aylarca kalıyor. Kusurlu Rüya tam bu açıdan çok kıymetli. Aklımızdaki soru, peki bu yol nereye çıkıyor: “Her hikâye anlatıcısı (bunu aynı zamanda öyküler de yazan biri olarak söylüyorum) epikten uzaklaşmış olmanın bedelini gizli gizli düşünüyor olmalı. Entelektüel buhranlar, bencil sancılarla halkla ve onun yüzyıllardır dinlemeye alışık olduğu hikâyelerle arasına mesafeler koymuş olmanın hesabını kime verecek hikâyeci?”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Savaşlar ve felaketler insanlık için büyük yıkımlar getirir. Acı, gözyaşı, sürgünler ve kayıplar bireysel ve toplumsal ölçekte kapanmayan yaralar açar. Yaşamdaki bu nedenli derin acılar, edebi alanda aynı derecede nitelikli eserler doğmasını sağlar.

Atlardan birinin üstüne, denklerin arasına yerleştirmişler beni. Yorgan, kepenek ve kap kacağın içine. Yassı taşlarda yankılanan nal, toynak seslerini, göç kalabalığının birbirine karışmış hengâmesini dinleyerek yol alıyoruz. Şenlik şamata olması gereken yayla yolculuğu cenaze alayını andırıyor.

İnsanın binlerce yıllık yeryüzü tecrübesinin en önemli bakiyesi hiç kuşkusuz hikâyesidir. Mağara duvarlarında, kamp ateşlerinin etrafında, kitap sayfalarında ya da sinema salonlarında aradığımız, anlattığımız hikâyeler belki de ölüme karşı verdiğimiz mütevazı ancak epik bir direnişten ötesi değil. Çünkü anlatıcıları nesilden nesile post değiştirse de hikâye anlatılmaya devam eder.

Andrey Platonov (1899-1951), iki önemli romanı Çevenkur ve Çukur yanında, güçlü atmosfer, derinlikli karakterler ve çarpıcı temalarıyla kısa öykünün de başyapıtlarını kaleme aldı. John Berger’in “günümüzde dünyanın muhtaç olduğu hikâyecilerin öncüsü” dediği Platonov; insanın yaşanan acılar karşısında var olma mücadelesini, sevgi, dostluk, mutluluk arayışını hikâye eder.

Chapman ve Maclain Way kardeşlerin yönettiği Wild Wild Country altı bölümlük belgesel dizi, Hintli guru Bhagwan Shree Rajneesh tarafından 1980’lerde kurulan Rajneeshpuram şehrinin hikâyesini anlatıyor.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.