Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Okurun Zihninde İnşa Edilen Bir Labirent: Hazar Sözlüğü



Vasat
Toplam oy: 31
Hazar Sözlüğü, onu uluslararası üne kavuşturup adının sık sık Nobel ile anılmasının ötesinde Paviç’in başı ve sonu olmayan bir roman yazma amacını gerçekleştirdiği eseri olarak ayrı bir önem kazanıyor. Kitabın ana omurgasını 7. ve 11. yüzyıllar arasında Hazar Denizi ve Karadeniz arasındaki bölgede hüküm sürmüş kadim Türk topluluğunun din değiştirmesi oluşturur. Hazarlar, resmi tarihe göre Museviliği benimsemiş olsa da Paviç’in resmi olmayan tarihine göre hangi dine girdikleri belli değildir. Kitabın bu sıra dışı kurgusal yapısı her okur için rotasını kendisinin belirleyeceği bir yolculuk teklif eder.

Henüz ilk kez yayımlandığı 1984 yılında kimilerince “21. yüzyılın ilk kitabı” olarak kabul edilen Hazar Sözlüğü’nün önsözünde Milorad Paviç, sanat eserlerini “evrilip çevrilebilir” ve “evrilip çevrilemez” olarak ikiye ayırdığından bahseder. Muhatabının esere farklı açılardan yaklaşabildiği resim ve heykel gibi sanatları evrilip çevrilebilir olarak tanımlarken, edebiyat ve müzik gibi sanatları “her şeyin başlangıçtan sona, doğumdan ölüme doğru ilerlediği tek yönlü bir sokağa” benzetir. Lineer olmayan bir anlatı inşa etmek için uzun yıllardır çalıştığından bahsetmeyi ihmal etmez. Yayınları’nın uzun yıllar sonra yeni bir çeviri ile okura sunduğu Hazar Sözlüğü, onu uluslararası üne kavuşturup adının sık sık Nobel ile anılmasının ötesinde Paviç’in başı ve sonu olmayan bir roman yazma amacını gerçekleştirdiği eseri olarak ayrı bir önem kazanıyor.

Kayıt dışı tarih çalışmaları
Yazarı tarafından “sözlük roman” olarak tanımlanan Hazar Sözlüğü’nün ana omurgasını 7. ve 11. yüzyıllar arasında Hazar Denizi ve Karadeniz arasındaki bölgede hüküm sürmüş kadim Türk topluluğunun din değiştirmesi oluşturur. Hazarlar, resmi tarihe göre Museviliği benimsemiş olsa da Paviç’in resmi olmayan tarihine göre hangi dine girdikleri belli değildir. Zaten romanın sözlük formunu oluşturan da sözü edilen Hazar polemiği etrafında gelişen tartışmalar, kayıt dışı tarihe dair çalışma ve kayıtlardan başkası değil. Zira hem İslam, hem Hristiyan hem de Musevi araştırmacılar Hazarların esasen kendi dinlerine geçtiği iddiasındadır.
Hazar Sözlüğü’nün maddeleri aslında bu üç semavi dinin bilgin ve araştırmacılarının çalışmalarıdır. Kitabın bu sıra dışı kurgusal yapısı her okur için rotasını kendisinin belirleyeceği bir yolculuk teklif eder.
Kuşkusuz okuruna farklı okuma yöntemleri teklif eden tek kitap Hazar Sözlüğü değil. Ancak Paviç’in başyapıtını özel kılanın deyim yerindeyse yapbozun bir araya gelebilmesi için okurundan da en az yazarı kadar yoğun bir çaba beklemesi olduğu söylenebilir. Tıpkı az önce bahsettiğim gibi Hazar Sözlüğü bir sokak boyunca ileri geri yürüdüğünüz bir kurguya sahip değil. Sokaktan çıktığınız, şehrin sokaklarında, meydanlarında, parklarında dilediğiniz gibi dolaştığınız hatta Paviç ile el ele verip kendi zihninizde inşa ettiğiniz bir labirenti keşfe çıktığınız bir deneyim. Okur olarak sizden taşın altına elinizi sokmanız da tam olarak bu noktada isteniyor. Zira roman, maruz kaldığınız bir anlatı olmaktan ziyade kurgusal bir bütünlüğe ulaşmak için size ihtiyaç duyuyor. Yani sadece rotanızı belirlemekle yetinmeyip labirentin inşasında da rol almalısınız. Fakat bu sorumluluk gözünüzü korkutmasın. Çünkü Hazar Sözlüğü tam olarak verdiğiniz kadarını aldığınız bir kitap. Daha rahat bir okuma ile yetinmek de Paviç’in vahşi ve zengin hayal gücüne ayak uydurmak için çabalamak da size kalmış.
Öyle sanıyorum ki tam da bu noktada Paviç’in labirente yerleştirdiği büyüleyici imgelerden bahsetmek gerek. Amerikalı ünlü eleştirmen Robert Coover’ın söylediği gibi, Milorad Paviç adeta rüyaların diliyle yazıyor. Benim için kitabı asıl kıymetli yapan ya da yazarının teklif ettiği okuma tarzını mümkün kılan da bu renkli ve şaşırtıcı hayal gücü. Zira sözlüğün her bir maddesi aslında içinde kendi destansı, mistik ve son derece güçlü hikâyesini barındıran birer anlatı. Dolayısıyla benim gibi hikâyelere, hikâye anlatıcılığına kayıtsız kalamayan biriyseniz Hazar Sözlüğü; zehirli kitapları, altından kemikleri olan kahramanları, rüya avcıları ile dönüp dönüp okuyabileceğiniz ve her seferinde büyülenecek bir şeyler bulmayı başarabileceğiniz eşsiz bir kitap. Ve onu okumak bir masal kentinin gizemli sokaklarını her adımınızla bir keşfe ulaşarak dolaşmaya; ürpertici, cesur, garip kahramanlarla karşılaşmaya benziyor. 
Hal böyleyken Hazar Sözlüğü, başlayıp bitireceğiniz bir kitaptan ziyade zihninizin bir köşesini her zaman meşgul edecek, çarpıcı bir hikâye dinlemek istedikçe karıştıracağınız hatta asla tam olarak bitiremeyeceğiniz bir kitap. Belki de Paviç’in asıl istediği de buydu. Zira romanı iyice karıştırılmış bir rubik küpüne benzetebilirsiniz. Çözmesi ise size kalmış. Fakat çözmemek de Paviç için yeterince makul.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.