Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Okurunu “Bencil”Leştiren Bir Şair: Cemal Süreya



İyi
Toplam oy: 19
Şair ve yazarların birbirlerine imzaladıkları kitaplar, okurlarına imzaladıklarından daha kıymetlidir. Sadece maddi bir kıymet değildir bu. Manevi bir yanı da vardır işin. Çünkü imzalanan kitaplara bakarak dönemin edebiyat evrenine girmiş gibi olursunuz. Tartışmalar, atışmalar, sevgiler, nefretler, küslükler, derin dostluklar bu imzaların gölgesine saklanırlar. Bu köşemizde bundan sonra sahafiye değeri olan imzalı kitapların peşine düşeceğiz birlikte.

Cemal Süreya, şiire başladığım yıllarda en çok okunan şairlerden biriydi. Bunda biraz da şiirlerinin her kuşakta ayrı ayrı yorumlanmasına yol açacak derecede çok sesli olmasının ve renkli kişiliğinin de payı var. Yine de Cemal Süreya doksanlı yıllarda özellikle şiire ilgi duyanların çok etkilendikleri bir şairdi. Şimdilerde ise “her boydan” okurun ilgisini çekiyor, kitapları baskı üstüne baskı yapıyor. Döneminde zorluklar çekmiş, şiirini, Türk şiirine karşı yönelttiği eleştirel düşüncelerle kurmuş bir isim bugün çok rahat bir şekilde “aşk şairi” olarak adlandırılabiliyor. Oysa Cemal Süreya’nın İkinci Yeni’de kurucu bir etkisi vardır. Bu kurucu etki, aslında İstanbul’daki hâkim “edebiyat sınıfı”na karşı bir etkidir de. Garipçilerin yazdığı şiiri “yoklamak” için çıkılmıştır yola. İstanbul’daki hâkim sınıfın, yani Nurullah Ataç’ın, Sabahattin Eyüboğlu’nun arkasında durduğu Garip’i önce “yoklamış” ardından da dönüştürmüştür İkinci Yeni.

 

Ece Ayhan, bu anlamda Mülkiyeli üç şairin Türk şiirine enteresan bir “sivillik” getirdiğini söyler. Bu üçlü; Cemal Süreya, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan’dır. Üçü de Mülkiyeli’dir ama mülk sahibi değildir. Ece Ayhan, sivillik iddiasını şiirinden hayatına kadar sergileyebilmiş bir isim. Sezai Karakoç’un da İkinci Yeni’de kurucu etkisi çok büyük ama bir yere kadar. Çünkü Karakoç İkinci Yeni’nin periferisinden çıkarak kendi kurduğu Diriliş düşüncesinin şiirini yazmıştır. Karakoç’un bu şiirleri İkinci Yeni’nin dünyasına zıt bir yerdedir. Metafiziktir her şeyden önce.

 

Cemal Süreya ise İkinci Yeni’nin kalbidir. Bir jesti vardır şiirlerinde. O şiirleri okuduğunuzda başka bir ses duyarsınız. Acayip samimi, acayip zekidir. Öte yandan bir yer altı nehri gibi usul usul bir acı tat bırakır insanda. Okundukça çoğalmaz onun şiirleri, okudukça saklamak istersiniz. Sadece size ait olsun istersiniz. Cemal Süreya’nın bencil bir okuru vardır demem bundan. Bütün şiirleri tek bir insana yazılmış gibidir. Okuyan herkes şiirlerin kendisine yazıldığını duymak ister. Bir şairin okurunu “bencilleştirmesi” çok kıymetlidir. Gelin Cemal Süreya’nın kitaplarını Fethi Naci’den Hüseyin Cöntürk’e, Sait Maden’den Edip Cansever’e nasıl imzaladığına birlikte bakalım:

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Hayatla ölüm arasında pencereden bir sınır

 

Kendimi bildim bileli kelimelerle uğraşıyorum. Kelimelerle uğraşmayı sevdiğimi ilkokulda keşfettim. Şen şakrak bir çocuktum ve yaptığım şakaların çoğu, kelime oyunları üzerine kuruluydu. Kimi zaman kelime oyunlarım o kadar dolaylı olurdu ki onları açıklamak zorunda kalırdım. Tabii esprinin esprisi kalmazdı o zaman da. Fakat benim için kelime sadece oyun demek değil elbette.

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Aynı zamanda boksör de olan bir şairdi Arthur Cravan. Fakat itiraf etmek gerekirse ne büyük bir şairdi, ne de çok arzulamasına rağmen sıkı bir boksör olabildi.

 

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.