Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Oxford’un Sembolü: Bodleian Kütüphanesi




Toplam oy: 39
Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri. Aynı zamanda Oxford şehrinin simgesi olarak görülen bu dev kütüphaneyi Harry Potter serisinin efsanevi Hogwarts Kütüphanesi’ne benzetebiliriz rahatlıkla; cilt cilt kitaplar, kıymetli el yazmaları, yüksek tavanlar, ihtişamlı bir mimari ve bugün de hâlâ tam olarak sırrı çözülemeyen gizemli bölümler...

Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri. Aynı zamanda Oxford şehrinin simgesi olarak görülen bu dev kütüphaneyi Harry Potter serisinin efsanevi Hogwarts Kütüphanesi’ne benzetebiliriz rahatlıkla; cilt cilt kitaplar, kıymetli el yazmaları, yüksek tavanlar, ihtişamlı bir mimari ve bugün de hâlâ tam olarak sırrı çözülemeyen gizemli bölümler...

 

Bugün Oxford dendiğinde akla gelen sembollerden biri olan Bodleian 1602 yılından beri aktif olarak hizmet veriyor. Bodleian yalnızca sahip olduğu 11 milyonun üzerinde eserle değil görkemli binası, ihtişamlı atmosferi ve mimarisiyle de tek ve orijinal. Ülkenin en değerli arşivine sahip kütüphanedeki pek çok eser 15. yüzyıldan bugüne ulaşmış; bunlar arasında Magna Carta’nın 4 kopyası, Gutenberg İncili ve 1623 yılından kaldığı bilinen Shakespeare oyunlarının ilk toplu basımı gibi dünya tarihinde önemli yere sahip metinler de bulunuyor. Kütüphane birbirinden çok farklı bölümlerden oluşuyor: İlahiyat Okulu, Ortaçağ kütüphanesi Duke Humfrey’s, mimari bir ikon haline gelen Radcliffe Kamera ve ziyaretçilerin en çok merak ettiği yeraltı tünelleri.

 

 

Tolkien’in el yazmaları, Kafka’nın mektupları

 

Bodleian, edebiyat tutkunlarının da sevdiği bir kütüphane; İngiliz yazar Tolkien’in Oxford Üniversitesi’nde filoloji okurken ve sonrasında yine aynı üniversitede ders verirken bu kütüphanede uzun saatler geçirdiği, sonrasında Yüzüklerin Efendisi serisine de ilham verecek olan Galce el yazmaları üzerine çalıştığı söyleniyor. Yazarın kendi el yazmaları da yine bu kütüphanede görülebilir. Kütüphane geçtiğimiz yıllarda edebiyat tarihi açısından çok değerli bir koleksiyonu Franz Kafka’nın özel yaşamına ışık tutan mektup koleksiyonunu bünyesine dâhil etti. Miktarı açıklanmayan bir fiyata satılan koleksiyon, Kafka’nın kız kardeşi Ottla’ya gönderdiği 100’den fazla mektup ve renkli kartpostalı içeriyor.

 

Zincirli kütüphane

 

Bodleian Kütüphanesi’nin Harry Potter tutkunları için özel bir yeri var. Kütüphanenin tarihi bölümlerinden biri olan Ortaçağ kütüphanesi Duke Humfrey’s, serinin Felsefe Taşı filminin birkaç sahnesine ev sahipliği yapmıştı. Filmde efsanevi Hogwarts Kütüphanesi’nin ‘yasaklı’ bölümü olarak gösterilen Duke Humfrey’s filmdeki hikâyeyle de benzerlikler gösteriyor. Bu kütüphanede de değerli kitaplar hırsızlığa karşı zincirlenerek korunurmuş. Bodleian, serinin tutkunları tarafından gezilip görülecekler listesine girmiş, büyük ilgi görmüştü. Bu turistik turlar azalarak da olsa hala sürüyor.

 

 


 

Bodleian, edebiyat tutkunları için güzel sürprizlerle dolu; Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi serisi için ilham aldığı bu kütüphanede yazarın kendi el yazmaları bulunuyor. Kafka’nın kız kardeşine yazdığı 100’den fazla mektup ve renkli kartpostallar da yine burada görülebilir.

 


 

Sergileri, etkinlikleri de meşhur

 

Bodleian zengin arşivi sayesinde düzenlediği kültürel etkinliklerle de benzerlerinden ayrılıyor. Kütüphane tarihinin en büyük sergilerinden biri geçtiğimiz yıl açıldı. “Tolkien: Maker of Middle-Earth” isimli sergi, yazarın hayatına dair resimleri, belgeleri, fotoğrafları, illüstrasyonları bir araya getiriyordu. Sergi 2019 yılının sonuna dek önce New York sonra da Paris’te gösterilecek. Şu günlerde kütüphaneyi ziyaret edenler “Leonardo’dan bugüne: 3D” başlıklı sergide Leonardo Da Vinci’nin bugünün teknolojisine ilham veren fikirlerini, son 500 yılda üç boyutlu iletişimin nasıl geliştiğinin öyküsünü izleme şansı bulacaklar.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Savaşlar ve felaketler insanlık için büyük yıkımlar getirir. Acı, gözyaşı, sürgünler ve kayıplar bireysel ve toplumsal ölçekte kapanmayan yaralar açar. Yaşamdaki bu nedenli derin acılar, edebi alanda aynı derecede nitelikli eserler doğmasını sağlar.

Atlardan birinin üstüne, denklerin arasına yerleştirmişler beni. Yorgan, kepenek ve kap kacağın içine. Yassı taşlarda yankılanan nal, toynak seslerini, göç kalabalığının birbirine karışmış hengâmesini dinleyerek yol alıyoruz. Şenlik şamata olması gereken yayla yolculuğu cenaze alayını andırıyor.

İnsanın binlerce yıllık yeryüzü tecrübesinin en önemli bakiyesi hiç kuşkusuz hikâyesidir. Mağara duvarlarında, kamp ateşlerinin etrafında, kitap sayfalarında ya da sinema salonlarında aradığımız, anlattığımız hikâyeler belki de ölüme karşı verdiğimiz mütevazı ancak epik bir direnişten ötesi değil. Çünkü anlatıcıları nesilden nesile post değiştirse de hikâye anlatılmaya devam eder.

Andrey Platonov (1899-1951), iki önemli romanı Çevenkur ve Çukur yanında, güçlü atmosfer, derinlikli karakterler ve çarpıcı temalarıyla kısa öykünün de başyapıtlarını kaleme aldı. John Berger’in “günümüzde dünyanın muhtaç olduğu hikâyecilerin öncüsü” dediği Platonov; insanın yaşanan acılar karşısında var olma mücadelesini, sevgi, dostluk, mutluluk arayışını hikâye eder.

Chapman ve Maclain Way kardeşlerin yönettiği Wild Wild Country altı bölümlük belgesel dizi, Hintli guru Bhagwan Shree Rajneesh tarafından 1980’lerde kurulan Rajneeshpuram şehrinin hikâyesini anlatıyor.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.