Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Oxford’un Sembolü: Bodleian Kütüphanesi



Şahane
Toplam oy: 22
Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri. Aynı zamanda Oxford şehrinin simgesi olarak görülen bu dev kütüphaneyi Harry Potter serisinin efsanevi Hogwarts Kütüphanesi’ne benzetebiliriz rahatlıkla; cilt cilt kitaplar, kıymetli el yazmaları, yüksek tavanlar, ihtişamlı bir mimari ve bugün de hâlâ tam olarak sırrı çözülemeyen gizemli bölümler...

Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri. Aynı zamanda Oxford şehrinin simgesi olarak görülen bu dev kütüphaneyi Harry Potter serisinin efsanevi Hogwarts Kütüphanesi’ne benzetebiliriz rahatlıkla; cilt cilt kitaplar, kıymetli el yazmaları, yüksek tavanlar, ihtişamlı bir mimari ve bugün de hâlâ tam olarak sırrı çözülemeyen gizemli bölümler...

 

Bugün Oxford dendiğinde akla gelen sembollerden biri olan Bodleian 1602 yılından beri aktif olarak hizmet veriyor. Bodleian yalnızca sahip olduğu 11 milyonun üzerinde eserle değil görkemli binası, ihtişamlı atmosferi ve mimarisiyle de tek ve orijinal. Ülkenin en değerli arşivine sahip kütüphanedeki pek çok eser 15. yüzyıldan bugüne ulaşmış; bunlar arasında Magna Carta’nın 4 kopyası, Gutenberg İncili ve 1623 yılından kaldığı bilinen Shakespeare oyunlarının ilk toplu basımı gibi dünya tarihinde önemli yere sahip metinler de bulunuyor. Kütüphane birbirinden çok farklı bölümlerden oluşuyor: İlahiyat Okulu, Ortaçağ kütüphanesi Duke Humfrey’s, mimari bir ikon haline gelen Radcliffe Kamera ve ziyaretçilerin en çok merak ettiği yeraltı tünelleri.

 

 

Tolkien’in el yazmaları, Kafka’nın mektupları

 

Bodleian, edebiyat tutkunlarının da sevdiği bir kütüphane; İngiliz yazar Tolkien’in Oxford Üniversitesi’nde filoloji okurken ve sonrasında yine aynı üniversitede ders verirken bu kütüphanede uzun saatler geçirdiği, sonrasında Yüzüklerin Efendisi serisine de ilham verecek olan Galce el yazmaları üzerine çalıştığı söyleniyor. Yazarın kendi el yazmaları da yine bu kütüphanede görülebilir. Kütüphane geçtiğimiz yıllarda edebiyat tarihi açısından çok değerli bir koleksiyonu Franz Kafka’nın özel yaşamına ışık tutan mektup koleksiyonunu bünyesine dâhil etti. Miktarı açıklanmayan bir fiyata satılan koleksiyon, Kafka’nın kız kardeşi Ottla’ya gönderdiği 100’den fazla mektup ve renkli kartpostalı içeriyor.

 

Zincirli kütüphane

 

Bodleian Kütüphanesi’nin Harry Potter tutkunları için özel bir yeri var. Kütüphanenin tarihi bölümlerinden biri olan Ortaçağ kütüphanesi Duke Humfrey’s, serinin Felsefe Taşı filminin birkaç sahnesine ev sahipliği yapmıştı. Filmde efsanevi Hogwarts Kütüphanesi’nin ‘yasaklı’ bölümü olarak gösterilen Duke Humfrey’s filmdeki hikâyeyle de benzerlikler gösteriyor. Bu kütüphanede de değerli kitaplar hırsızlığa karşı zincirlenerek korunurmuş. Bodleian, serinin tutkunları tarafından gezilip görülecekler listesine girmiş, büyük ilgi görmüştü. Bu turistik turlar azalarak da olsa hala sürüyor.

 

 


 

Bodleian, edebiyat tutkunları için güzel sürprizlerle dolu; Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi serisi için ilham aldığı bu kütüphanede yazarın kendi el yazmaları bulunuyor. Kafka’nın kız kardeşine yazdığı 100’den fazla mektup ve renkli kartpostallar da yine burada görülebilir.

 


 

Sergileri, etkinlikleri de meşhur

 

Bodleian zengin arşivi sayesinde düzenlediği kültürel etkinliklerle de benzerlerinden ayrılıyor. Kütüphane tarihinin en büyük sergilerinden biri geçtiğimiz yıl açıldı. “Tolkien: Maker of Middle-Earth” isimli sergi, yazarın hayatına dair resimleri, belgeleri, fotoğrafları, illüstrasyonları bir araya getiriyordu. Sergi 2019 yılının sonuna dek önce New York sonra da Paris’te gösterilecek. Şu günlerde kütüphaneyi ziyaret edenler “Leonardo’dan bugüne: 3D” başlıklı sergide Leonardo Da Vinci’nin bugünün teknolojisine ilham veren fikirlerini, son 500 yılda üç boyutlu iletişimin nasıl geliştiğinin öyküsünü izleme şansı bulacaklar.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Tarihi roman sevenlere gün doğdu. Mısır piramitlerinin sırlarına doymuş, Roma lejyonlarının geçit alaylarından yeterince keyif almış, ortaçağın karanlık atmosferiyle birlikte Kilise’ye, cüzzama ve saltanat oyunlarına kandıysanız, bir de gözlerinizi Amerika’ya, devrim öncesine çevirmenin tam zamanı olabilir.

 

Yırtık, rengi atmış bir örme yün takke yaşlı bir köylünün kafasında nasıl durursa evimizin yıkık, yana kaykılmış kiremit çatısı da öyle. Ailemizin, hikâyemizin üstünde. Uzaktan bakardım evimize bazen. O yamuk acımıza. Ahşap ve kiremit çatısı eğilmiş. Bütün yoksulluğun küçük, utangaç bir açıklaması elbette bu. Kilometrelerce yamaç. Okula bu yamaçlardan uçarak iniyorum sabahları.

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.