Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Saraybosna Suikastı: Perec'in İlk Romanı, Şimdilik



Gayet iyi
Toplam oy: 62
Perec, birbirine hem çok benzeyen ama bir taraftan da hiç mi hiç benzemeyen romanların, öykülerin, metinlerin yazarıdır. Deneyselliği, yeniliği, avangart duruşu her zaman taze ve yaratıcı bir şekilde üst seviyelerde tutmuş bir kalemdir.

Ferhan Şensoy henüz genç bir tiyatrocuyken, yakın tarihimizde “Kanlı 1 Mayıs” adıyla anılan 1 Mayıs 1977 gününü kara mizahi bir dille, bir mahalle anlatısı olarak Kazancı Yokuşu başlığıyla kaleme alır. Bu uzun öyküsünü kitap olarak yayımlatmak istemektedir Şensoy (ki yayımlatır da sonrasında) ama daha öncesinde ustası Haldun Taner’e okutur yazdıklarını, fikrini almak için. Haldun Taner de kendine has muzipliğiyle, “İlk kitaplar hiçbir zaman çıkmaz, bence direkt ikinci kitaptan başlamalı insan yazmaya…” mealinde bir öğüt verir genç Ferhan Şensoy’a. Genellikle ilk kitap acemiliğinin sonrasında yazarlarda uyandırdığı pişmanlığı anlatmak istemektedir elbette Taner.

 

Bilinir ki hemen hemen her yazarın, unutmak istediği bir eseri vardır. Genellikle de ilk eserler, çoğunlukla da yayımlanan ilk kitaplardır bunlar. Yazı serüveninin henüz çok başında, genç yaşlarda kaleme alınan bu eserler, yazarın olgunluk döneminde sırtında bir kambur oluşturmaya başlar artık: Atsa atılmaz, inkâr etse edemez, yeni baskısını yapmasa da bir yerlerden fırlayıp mutlaka kendisinin ya da okurunun önünde bitiveren bir “utanç vesikası…”

 

Diyelim ki yazdığı ilk eserleri yayımlatmadı yazarımız. Yazmaya, kalemini sivriltmeye devam etti ve ikinci, hatta üçüncü kitabıyla arz-ı endam etti en başta okurların karşısına. Peki, o ilk yazdığı metinleri çöpe atabilir mi kolaylıkla? Yakmaya ya da bilgisayarından sonsuza dek silmeye gönlü el verir mi? Her ne kadar yazarının gözünde pek kıymeti olmasa da asıl terazi olan okuruyla buluşmamış eserlerdir bunlar sonuçta. Bir ihtimal… Kafka’nın yaptığı gibi bir arkadaşına emanet edebilir insan bu yazdıklarını en fazla yok etmesi için(!) belki. Ki, her yazarın Max Brod gibi söz dinlemeyen bir arkadaşı da mutlaka vardır!

 

AKSİ İSPATLANANA KADAR İLK ROMAN 

 

Dünya edebiyatının dâhilerinden (elbette aynı zamanda delilerinden de) Georges Perec’in kaleme aldığı ve aksi ispatlanana kadar “ilk” romanı olarak kabul edilen Saraybosna Suikastı, yıllar sonra okuruyla buluşma fırsatını buldu. (“Aksi ispatlanana kadar” diyorum çünkü daha önce Paralı Asker adıyla yayımlanmış olan romanı da Perec’in ilk romanı sanılıyordu, bu eseri bulunana dek. Belki halen bulunamamıştır yazdığı o ilk roman. Her an bir yerlerden görünüp karşımıza çıkabilir. En kötüsü -eğer yaktıysa ilk eserini Perec, mesela- belki de küllerini bulurlar!)

 

Perec, birbirine hem çok benzeyen ama bir taraftan da hiç mi hiç benzemeyen romanların, öykülerin, metinlerin yazarıdır. Deneyselliği, yeniliği, avangart duruşu her zaman taze ve yaratıcı bir şekilde üst seviyelerde tutmuş bir kalemdir. Bir bakmışsınız hiç e harfi kullanmadan sayfalarca bir roman kaleme almış (Kayboluş), bir bakmışsınız ismi kendisinden de karmaşık deneysel bir metinle çıkmış karşınıza (Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi) ya da değme filozoflara taş çıkartan yükte hafif ama anlamda ağır bir eserle (Uyuyan Adam) kütüphanenizdeki yerini almıştır.

 

Yazma eylemini adeta bir zanaat gibi ele almış, yazabilmek için yazmaktan başka çıkar yolun olmadığını kendine ödev edinmiş, çalışkan bir yazardır çünkü Perec. “Yazı beni koruyor. Sözcüklerimin, cümlelerimin, birbirine ustaca bağlanan paragraflarımın siperi altında ilerliyorum” (Doğdum, YKY) diyen, uslanmaz bir yazı neferidir. Bu yüzden de, Saraybosna Suikastı adlı eseri gibi nice ilk ya da son eserinin daha gün yüzüne çıkmayı beklediğine rahatça emin olabiliriz.

 

YİNE OYUN, YİNE DENEYSELLİK

 

Saraybosna Suikastı eserinin yazılma, bir türlü yayımlanamama, bir köşede kalakalma ve yıllar sonra okuruyla buluşabilme serüvenini kitabın çevirmeni Ayberk Erkay kitap için hazırladığı önsözde oldukça detaylı ve ilgi çekici bir şekilde kaleme almış. Biz de özetle şöyle diyebiliriz: Aslında Perec yirmili yaşlarda yazdığı bu romanını bir “ilk kitap” acemiliği olarak bir kenara koymaz ve birkaç yayıncıya gönderir fakat dosya yayıncılar tarafından övgülere mazhar olsa da reddedilir ve Perec de sonrasında üzerinde biraz daha çalışmak üzere bir kenara kaldırdığı bu dosyaya bir daha el sürmez. Yani, yazarının görmezden geldiği bir ilk eser değil, Erkay’ın tabiriyle “yazmak eyleminin nefes almak eylemiyle azami ölçüde yakınlaştığı bir zihin” olan Perec’in diğer yazı çalışmalarının gölgesinde kalıp unutulmuştur Saraybosna Suikastı eseri.

 

Romandan bahsedecek olursak, Perec’in ilerleyen zamanlarda kaleme alacağı muhteşem eserlerini muştulayan bir roman olduğunu söyleyebiliriz Saraybosna Suikastı’nın. I. Dünya Savaşı’nın en bilinen -artık klişeleşmiş- sebebi olan Avusturya- Macaristan veliahttı Franz Ferdinand’a yapılan suikastla, yıllar sonra aynı topraklarda tutkulu bir genç aşığın müstakbel sevgilisi olarak gördüğü genç kızın sevgilisine hazırlamaya çalıştığı suikastın paralel olarak anlatıldığı bir metindir.

 

 

SARAYBOSNA SUİKASTİ
Georges Perec

ÇEV: Ayberk Erkay
SEL YAYINCILIK 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.