Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Saraybosna Suikastı: Perec'in İlk Romanı, Şimdilik



Şahane
Toplam oy: 47
Perec, birbirine hem çok benzeyen ama bir taraftan da hiç mi hiç benzemeyen romanların, öykülerin, metinlerin yazarıdır. Deneyselliği, yeniliği, avangart duruşu her zaman taze ve yaratıcı bir şekilde üst seviyelerde tutmuş bir kalemdir.

Ferhan Şensoy henüz genç bir tiyatrocuyken, yakın tarihimizde “Kanlı 1 Mayıs” adıyla anılan 1 Mayıs 1977 gününü kara mizahi bir dille, bir mahalle anlatısı olarak Kazancı Yokuşu başlığıyla kaleme alır. Bu uzun öyküsünü kitap olarak yayımlatmak istemektedir Şensoy (ki yayımlatır da sonrasında) ama daha öncesinde ustası Haldun Taner’e okutur yazdıklarını, fikrini almak için. Haldun Taner de kendine has muzipliğiyle, “İlk kitaplar hiçbir zaman çıkmaz, bence direkt ikinci kitaptan başlamalı insan yazmaya…” mealinde bir öğüt verir genç Ferhan Şensoy’a. Genellikle ilk kitap acemiliğinin sonrasında yazarlarda uyandırdığı pişmanlığı anlatmak istemektedir elbette Taner.

 

Bilinir ki hemen hemen her yazarın, unutmak istediği bir eseri vardır. Genellikle de ilk eserler, çoğunlukla da yayımlanan ilk kitaplardır bunlar. Yazı serüveninin henüz çok başında, genç yaşlarda kaleme alınan bu eserler, yazarın olgunluk döneminde sırtında bir kambur oluşturmaya başlar artık: Atsa atılmaz, inkâr etse edemez, yeni baskısını yapmasa da bir yerlerden fırlayıp mutlaka kendisinin ya da okurunun önünde bitiveren bir “utanç vesikası…”

 

Diyelim ki yazdığı ilk eserleri yayımlatmadı yazarımız. Yazmaya, kalemini sivriltmeye devam etti ve ikinci, hatta üçüncü kitabıyla arz-ı endam etti en başta okurların karşısına. Peki, o ilk yazdığı metinleri çöpe atabilir mi kolaylıkla? Yakmaya ya da bilgisayarından sonsuza dek silmeye gönlü el verir mi? Her ne kadar yazarının gözünde pek kıymeti olmasa da asıl terazi olan okuruyla buluşmamış eserlerdir bunlar sonuçta. Bir ihtimal… Kafka’nın yaptığı gibi bir arkadaşına emanet edebilir insan bu yazdıklarını en fazla yok etmesi için(!) belki. Ki, her yazarın Max Brod gibi söz dinlemeyen bir arkadaşı da mutlaka vardır!

 

AKSİ İSPATLANANA KADAR İLK ROMAN 

 

Dünya edebiyatının dâhilerinden (elbette aynı zamanda delilerinden de) Georges Perec’in kaleme aldığı ve aksi ispatlanana kadar “ilk” romanı olarak kabul edilen Saraybosna Suikastı, yıllar sonra okuruyla buluşma fırsatını buldu. (“Aksi ispatlanana kadar” diyorum çünkü daha önce Paralı Asker adıyla yayımlanmış olan romanı da Perec’in ilk romanı sanılıyordu, bu eseri bulunana dek. Belki halen bulunamamıştır yazdığı o ilk roman. Her an bir yerlerden görünüp karşımıza çıkabilir. En kötüsü -eğer yaktıysa ilk eserini Perec, mesela- belki de küllerini bulurlar!)

 

Perec, birbirine hem çok benzeyen ama bir taraftan da hiç mi hiç benzemeyen romanların, öykülerin, metinlerin yazarıdır. Deneyselliği, yeniliği, avangart duruşu her zaman taze ve yaratıcı bir şekilde üst seviyelerde tutmuş bir kalemdir. Bir bakmışsınız hiç e harfi kullanmadan sayfalarca bir roman kaleme almış (Kayboluş), bir bakmışsınız ismi kendisinden de karmaşık deneysel bir metinle çıkmış karşınıza (Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi) ya da değme filozoflara taş çıkartan yükte hafif ama anlamda ağır bir eserle (Uyuyan Adam) kütüphanenizdeki yerini almıştır.

 

Yazma eylemini adeta bir zanaat gibi ele almış, yazabilmek için yazmaktan başka çıkar yolun olmadığını kendine ödev edinmiş, çalışkan bir yazardır çünkü Perec. “Yazı beni koruyor. Sözcüklerimin, cümlelerimin, birbirine ustaca bağlanan paragraflarımın siperi altında ilerliyorum” (Doğdum, YKY) diyen, uslanmaz bir yazı neferidir. Bu yüzden de, Saraybosna Suikastı adlı eseri gibi nice ilk ya da son eserinin daha gün yüzüne çıkmayı beklediğine rahatça emin olabiliriz.

 

YİNE OYUN, YİNE DENEYSELLİK

 

Saraybosna Suikastı eserinin yazılma, bir türlü yayımlanamama, bir köşede kalakalma ve yıllar sonra okuruyla buluşabilme serüvenini kitabın çevirmeni Ayberk Erkay kitap için hazırladığı önsözde oldukça detaylı ve ilgi çekici bir şekilde kaleme almış. Biz de özetle şöyle diyebiliriz: Aslında Perec yirmili yaşlarda yazdığı bu romanını bir “ilk kitap” acemiliği olarak bir kenara koymaz ve birkaç yayıncıya gönderir fakat dosya yayıncılar tarafından övgülere mazhar olsa da reddedilir ve Perec de sonrasında üzerinde biraz daha çalışmak üzere bir kenara kaldırdığı bu dosyaya bir daha el sürmez. Yani, yazarının görmezden geldiği bir ilk eser değil, Erkay’ın tabiriyle “yazmak eyleminin nefes almak eylemiyle azami ölçüde yakınlaştığı bir zihin” olan Perec’in diğer yazı çalışmalarının gölgesinde kalıp unutulmuştur Saraybosna Suikastı eseri.

 

Romandan bahsedecek olursak, Perec’in ilerleyen zamanlarda kaleme alacağı muhteşem eserlerini muştulayan bir roman olduğunu söyleyebiliriz Saraybosna Suikastı’nın. I. Dünya Savaşı’nın en bilinen -artık klişeleşmiş- sebebi olan Avusturya- Macaristan veliahttı Franz Ferdinand’a yapılan suikastla, yıllar sonra aynı topraklarda tutkulu bir genç aşığın müstakbel sevgilisi olarak gördüğü genç kızın sevgilisine hazırlamaya çalıştığı suikastın paralel olarak anlatıldığı bir metindir.

 

 

SARAYBOSNA SUİKASTİ
Georges Perec

ÇEV: Ayberk Erkay
SEL YAYINCILIK 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Aynı zamanda boksör de olan bir şairdi Arthur Cravan. Fakat itiraf etmek gerekirse ne büyük bir şairdi, ne de çok arzulamasına rağmen sıkı bir boksör olabildi.

 

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.