Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Satranç Ustaları: Yalnızlık ve Kimlikler Üzerine



Zayıf
Toplam oy: 65
Kitap önsöz, sonsöz ve kurgunun tamamını oluşturan mektuplardan oluşuyor. Unamuno’nun tanımadığı bir okuyucusu, arkadaşı ile gerçekleştirdiği yazışmalardan bahsediyor. Bu yazışmaların belki de Unamuno’nun romanları ya da nivolaları* için konu veya argüman oluşturabileceğini söylüyor.

İnsanlardan korkarak ya da ahmaklıklarına tahammül edemeyerek yalnızlığa ve sessizliğe sığınmak mümkün mü, peki bu yalnızlığa ne kadar tahammül edebilir insan? Ya da yalnızlığının sınırlarını belirleyip buna sadık kalabilir mi?

 

Birçoğumuzun Sis romanı ile tanıdığı 20’nci yüzyıl İspanyol edebiyatının en önemli isimlerinden Miguel de Unamuno, Satranç Ustası Don Sandalio’nun Romanı ile okuyucusunu oyun içinde oyun kurduğu bir deneyime davet ediyor.

 

Kitap önsöz, sonsöz ve kurgunun tamamını oluşturan mektuplardan oluşuyor. Unamuno’nun tanımadığı bir okuyucusu, arkadaşı ile gerçekleştirdiği yazışmalardan bahsediyor. Bu yazışmaların belki de Unamuno’nun romanları ya da nivolaları* için konu veya argüman oluşturabileceğini söylüyor.

 

Mektupların yazarı, arkadaşına insanların aptallıklarından kaçmak için hiç kimseyi tanımadığı, kimsenin de onu tanımadığı doğanın, özellikle ağaçların yoldaşlığına sığındığı bir yere gidiyor fakat bu yalnızlık ve içe dönüş uzun sürmüyor, adeta Diyojen’in fıçısındaymışçasına hissettiği bir meşe ağacının kovuğundan çıkarak kendini satranç oynanan bir lokalde buluyor. Dikkatini sadece bir kişi çekiyor: Etrafıyla hiçbir şekilde ilgilenmeyen, gizemli, neredeyse ağzından sadece “şah” sözcüğünün çıktığı Don Sandalio... Don Sandalio oyuna ilahi bestelercesine yoğunlaşır. Kendisini satranç taşlarının ruhlarına onları hareket ettirenlerin ruhlarından daha yakın hisseder. Mektupların yazarı Don Sandalio’ya olan hayranlığını arkadaşı Felipe’ye yazar. Bir taraftan Don Sandalio’nun özel hayatına, kişiliğine duyduğu merakı bastırmaya çalışır. Zihninde hiçbir zaman ahmaklığıyla karşılaşmayacağı kendi Don Sandalio’sunu oluşturur.

 

Unamuno romanında -daha da doğrusu bu uzun öyküsünde- karakterlerine ve kurguya gerçekliğe ve varoluşa dair birçok felsefi düşünceyi incelikle işlemiş. Peki Unamuno’nun satranç ile kurduğu ilişkiyi burada nereye koyabiliriz? Unamuno satranç için “iki kişinin paylaştığı yalnızlık oyunu” diyor ve sonrasında; “Tüm yalnızlar, Felipe, Felipem, birer mahkûmdurlar. Her ne kadar özgür hareket etseler de birer tutukludurlar” diye ekliyor. Stefan Zweig’in Satranç ismiyle bildiğimiz eseri ilk kez 1944 yılında Burhan Aprad tarafından çevrildiğinde Yalnızlık Kâbusu ismiyle yayımlanmış. Zweig’ın Dr. B’sinin yalnızlığı her ne kadar bir tercih olmasa da, onu yalnızlığından kurtarıp hayata bağlayan satrançtır. Aslında Zweig ve Unamuno’nun kitaplarının tek ortak noktası “yalnızlık” vurgusu değil fakat şimdilik kitabı okuyacaklara bu kadar ön bilgi yeterli, okuyucu sonsözü okuduğunda Unamuno’nun oyun içinde oyununu bir nebze çözmüş olacaktır.

 

UNAMUNO OKUMAK ÜZERİNE

 

Unamuno’nun eserlerinin okuma serüveninde okuyucuya da iş düşüyor. Biçimsel olarak farklılığının yanı sıra kurgusal derinlik ve üzerine düşünülmesi gereken metaforlar da eklenir. Okuyucu üzerine düşeni yapmalıdır, örneğin; Sis romanında olduğu gibi Satranç Ustası Don Sandalio’nun Romanı’nında da önsöz ve sonsözü okumadan okuyucuda taşlar yerine oturmayacaktır. Unamuno adeta okuyucuyla konuşur. Okuyucuyu önsözüyle kitaba hazırlar, yol gösterir, sonsözüyle de okuyucunun zihnindeki eksik parçaları yerine koyar. Bulmaca tamamlanır.

 


 

Unamuno’nun türettiği ve kullandığı bir sözcük, kurallarını kendisinin belirlediği romana benzer bir edebi tür.

 


 

SATRANÇ USTASI DON
SANDALİO’NUN ROMANI
Miguel de Unamuno
ÇEV: İsmail Yerguz
KETEBE YAYINLARI 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Aynı zamanda boksör de olan bir şairdi Arthur Cravan. Fakat itiraf etmek gerekirse ne büyük bir şairdi, ne de çok arzulamasına rağmen sıkı bir boksör olabildi.

 

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.