Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Terskarga



Şahane
Toplam oy: 18
Sevda kuşun kanadında, ürkütürsen tutamazsın ya da aklımı tutamadım kafatasımda, uçtu uçtu!

Albatros, dört metreye ulaşan kanat açıklığı ile bu alanda lider bir kuştur. Eşine sadık oluşu, eşini kaybedince yalnızlığı seçmesi, havada uyuyabilmesi, okyanus üzerinde haftalarca uçabilmesi, gökyüzünde bir uçak gibi süzülebilmesi… Onu ilginç kılan daha birçok özelliği var…

 

 

Temmuz ayı… İnsanoğlunun ilk kez aya ayak basmak için uzaya hareket ettiği günde, Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden Vecihi Hürkuş’u kaybettiğimiz ay… İstanbul’da Kızıltoprak’ta 2013 yılında anıtı da açılan, Şener Şen’in “Vecihi” karakteriyle sinemadan aşina olduğumuz ve belki de bu yüzden çoğunlukla bir mizah öğesi gibi algılanan Hürkuş’un anılarını anlattığı kitabı ülkemiz için kıymeti bilinmemişler listesinde en başa yazılacak cinsten…

 

 

Yapı Kredi Yayınları’ndan Bir Tayyarecinin Anıları ismiyle yayınlanan kitapta bu başarılı pilot, mühendis ve idarecinin başından geçenleri bir macera romanı şeklinde de okuyabilirsin! Kitap yeni değil ama olaylar da güncelliğini kaybedecek gibi değil… Aslında bu konuda çok büyük eksikler var.

 

 

Uçmak, uçaklar gibi konularda edebiyat tarihimizde çok fazla eser yok.

 

 

Zaten ilk kadın pilotumuz hakkında bile detaylı bir bilgi bulamamışken nasıl olsun? Evet, evet! Bedriye Tahir Gökmen… İlk kadın pilotumuz… (Sabiha Gökçen değil o ilk kadın savaş pilotumuz!) Hakkında neredeyse hiçbir bilgi yok! İffet Halim tarafından 1933’te “Havacılık ve Spor” dergisinde yazılan dışında bir haber yok gibi… Olanlar da o yazıdan türetilenler! Yok!

 

 

O yazıda da; 1932 yılında bir memurken sadece uçma sevdasıyla Vecihi Uçuş Okulu’na kayıt olduğu, (Evet, Vecihi Hürkuş’a ait!) o zaman 30’lu yaşlarda olduğu, 12 erkeğin arasında tek kadın pilot olduğu, uçma sevdası yüzünden işinden çıkarılmak istendiği, Gökmen Bacı lakabı nedeniyle 1934 yılında Gökmen soyadını aldığı dışında çok fazla detaylı bilgi yok… Gökmen Bacı, 1933 yılında yalnız uçuşlarını gerçekleştirerek brövesini almış. 1934 yılında Hava Kuvvetleri Müsteşarlığı’na başvurularak bröve alan öğrencilerin sınavdan geçirilerek aldıkları brövelerin onaylanması için okula bir heyet gönderilmesi istenmiş. Heyet geldiğinde okulun tek uçağı arıza nedeniyle kullanım dışı olduğundan sınav yapılamamış. Tüm ısrarlara rağmen heyet tekrar gelmeyi kabul etmeyince 1934 yılında okul kapatılmış! Gökmen’i işinden de çıkartmışlar.

 

 

Ve sonrası… Hiç! Doğduğu tarih hakkında bilgi olmadığı gibi 1934 yılı sonrasında başına neler geldiği hakkında da tek satır yok… 2 yıl süren bir hikâye… TÜRKİYE’NİN İLK KADIN PİLOTU! Hakkında hiçbir şey bilmiyoruz…

 

Herkesin bildiği konular, kişiler hakkında onlarca kitap

kitaplardan...
“Neden bana öyle bakıyorsun?” diye sorardı.
“Çünkü çok tatlısın” diye cevaplardım.
“Bunu söyleyen ilk kişisin.”
“Bunu bilen tek kişiyim” derdim ona.
Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında
/ Haruki Murakami
yayınlanmasına rağmen; bundan daha merak edilecek, araştırmalar yayınlanabilecek, roman olabilecek bir konu aklına geliyor mu? Dünyadaki benzer isimler hakkında onlarca kitap varken niye bizde yok? Hem de böylesine inişli çıkışlı bir hayat hikâyesine de sahip değillerken… Örneğin dünyanın lisanslı ilk kadın pilotu Raymonde de Laroche hakkında bir araştırma yapar, hayatıyla ilgili kitaplara bakarsan, ne demek istediğimi daha iyi anlarsın… Bu aylık bu kadar, zaten merak da etmiyorsun, ne söyleyeyim başka!
Zehirli Kahkaha Benden Yana

Neredeyse yazarın bütün kitaplarından (30’a yakın kitabı var) parçalar taşıyan bu kitapta en çok mektuplara yer ayrılmış. Varoluşçuluğun öncülerinden, 164 yıl önce 42 yaşında hayata veda eden, ama düşünceleri hala güncel olan Søren Kierkegaard’la tanışma kitabı… Birçok takma ad kullanarak yayımladığı yazılarını, bazen kendi oluşturduğu takma adlarla karşılıklı mektuplaştırmış ve çoğu zaman içine girdiği tartışma da kendine karşı olmuştur.
Kahkaha Benden Yana, Søren Kierkegaard tarafından yazılan ve Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan kitabı Türkçeye Nedim Çatlı çevirmiş.
“Vicdan azabı olan hiç kimse suskunluğa dayanamaz”
“Şu ünlü, ‘dışı neyse içi odur. İçi neyse dışı odur.’ felsefi ilkesinin doğruluğundan kimi zaman kuşkuya düşer gibi oldun mu acaba?”
“Bütün sofistlerin içinde en tehlikelisi zamandır ve tehlikeli sofistlerin içinde en düzenbazı da alışkanlık.”
Yakın
Bu yıl, yayınlanışının 40. yılı olan kitabın yazarı ilk siyah kadın bilimkurgu yazarı… Hugo, Locus ve Nebula ödülleri başta olmak üzere pek çok ödül sahibi olan yazar aynı zamanda ‘dahi bursu’ olarak da bilinen MacArthur Fellowship’i alan ilk ve tek bilimkurgu yazarı…
Babasının henüz küçükken ölümüyle anneannesi ve hizmetçilik yapan annesiyle zorlu bir hayatın içinde büyüyen yazar üstelik disleksi hastasıdır. Kitap okuyarak büyür, kütüphane ikinci evi gibidir. ‘Yok’ görülen annesi ve ‘diğerleri’nin başlarına gelenler…
Köleliğin en sert dönemlerine istemsizce yapılan zaman yolculuğuyla günümüz insanının bildiğinden daha fazlasıyla karşılaşacaksınız…
Kitabın çevirmeninin söylediği gibi “yanı başınızdakileri ‘ötekileri’ anlamanıza, onlarla insani bağlar kurmanıza yardımcı olacak” çok iyi bir kitap…
“Octavia E. Butler tarafından yazılan ve İthaki Yayınları’ndan çıkan kitabı Türkçeye Emek Ergun çevirmiş. İçinde bir de Robert Crossley’in yazdığı sonsöz bulunuyor.
“Ertesi sabahın ilk saatlerinde bir ara, yorgun ve hoşnut bir halde birlikte yatağımda uzanmış yatarken, yalnızlık hakkında düşündüğümden daha az şey bildiğimi fark ettim - ve o gittiğinde yalnızlık hakkında bileceğimden daha da azını bildiğimi.”
“Kitabı yırtıp birkaç parçaya böldüm ve şöminesindeki közlerin üstüne attım. Ateş alevlenip kuru kâğıtları yuttu ve düşüncelerimin, Nazilerin kitap yakmalarına kaydığını fark ettim. Baskıcı toplumlar, ‘yanlış’ fikirlerin yarattığı tehlikeyi hep iyi anlıyor gibiydi.”
Gerisi… Al, oku, dünyanı değiştir!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Tuhaf, insan cidden ve hakikaten tuhaf bir varlık. Diyelim bir heves çok para verip bir ayakkabı aldı da ayakkabı ayağını vurdu. Ayakkabı bana olmadı diyemez de en sevdiğim en rahat ayakkabım budur diye diye yıllarca nasırıyla gezer. Bir davette mecburen sevmediği bir yemeğe iltifat eder de yıllarca en sevdiği yemek odur diye önüne koyarlar da koyarlar.

Bir şarkı bestelenmeden önce nerededir? Bestelendikten sonra nerededir peki? İşitenlerin belleğinde öyle mi? Peki dinlediniz onu. Tekrar sustu. Plağın içinde midir şimdi? Plağı önünüze alıp ona uzun uzun baktınız. Görebiliyor musunuz bir şey? Şu susmuş, şu çoktan otuz sekiz yıllık olmuş fotoğrafın içindeki sesleri duyuyor musunuz yani, demek istiyorum. Kulak verin.

Karlofça Antlaşması ile Balkan Savaşları arasındaki felaketler silsilesinin haddi hesabı yok. Bizim Rumeli dediğimiz diyarın Balkanlaşmasının hikâyesi ise ciltlere, kütüphanelere sığmayacak bir facialar silsilesi. Elbette bu facialar silsilesinin kolektif hafızaya sinmiş nice uzantısı var. Peki, edebiyatımız bu izlerden ne kadar yararlanabiliyor?

Kütüphaneler, çok eski zamanlardan matbaanın bulunuşuna ve günümüze toplumların zenginlik göstergelerinden biri olmuştur.

Ölüm hayatın bakiyesidir. Hayatın sonunu değil hayatın bir başka veçhesini karşılar. Elde kalan ne varsa onunla gideriz ölüme. Bu açıdan ölen bir insan için kullanılan “hayatını kaybetti” lafı bomboş bir laftır. Hayat bir başka sayfada olanca tazeliğiyle devam etmektedir çünkü. Ölüme dair anlatılarda ölüm ve ölüm sonrası başlığı öne çıkar. Ya ölüm öncesi?

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.