Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Tom Sawyer'la edebiyatın sokaklarında



İyi
Toplam oy: 530
Tom Sawyer'ın Kitap Okuduğu Kulübe'de edebiyatın, insanın ve hayatın pek çok yerine değen denemeler bekliyor bizi.

İtiraf edeyim, Türkçe edebiyattan ya da dünya edebiyatından kalemlerin, özellikle de edebiyatçıların yazdığı denemelerin hasretiyle yaşarım. Çünkü her şeyden önce, çok az yazılırlar ve çok daha azı çevrilir dilimize. Oysa edebiyat dediğimiz sonsuz boşlukta rastgele gezinirken soluklanacak, nerede olduğunuzu, neleri, ne sebeple okuduğunuzu size anlatacak kalıcı, sabit duraklardır onlar. Edebiyatın derinliklerine doğru iyi bir rehber eşliğinde yapılacak, bir yandan oturaklı, diğer yandan da serüven dolu, heyecanlı yolculuklar... Öyle gelir ki bana, sanki altınla, gümüşle, türlü çeşit mücevheratla doldurulmuş bir ganimet sandığıdır edebiyat ve edebi denemeler onun içindeki en nadide parçalardır. Hani şöyle elinize alıp gözlerinizi kıstığınızda kendisine uzun uzun baktıran değerli taşlar misali... Ama o ganimet sandığının içinde bu taşlardan pek az vardır. Edebiyatçının yazdığı, düşündüğü, okuduğu hakkında yazmak cimriliğinden midir bu, yoksa edebiyat ortamlarının baskıcı tutumları mı edebi denemelerin önünü keser? Velhasıl bu konuda elinizden çok az edebiyatçı tutacaktır ve onlardan da az eleştiri yazarı… İşte tam da bu nedenle bu ayın şahane kitabı, Faruk Duman’ın edebiyat üzerine yazdığı denemelerini bir araya getirdiği Tom Sawyer’ın Kitap Okuduğu Kulübe adlı çalışması. 

 

Faruk Duman bol ödüllü bir edebiyatçı, buna Memet Fuat Deneme Ödülü de dahil. Ödüllerden değil ama çalışmalarından, edebiyatın hemen her alanında ürün veren bir kalem olarak tanıyoruz, okuyoruz Duman’ı. Hal böyle olunca bu deneme kitabında edebiyatın, insanın ve hayatın pek çok yerine değen denemeler bekliyor bizi.

 

 

Her şeyi bir kenara bırakıp, bunca çeşit içinde göze minör gibi gelecek bir konu üzerinden, Faruk Duman’ın taşraya dair yazdıklarından başlamak istiyorum. Çünkü modern romanın, başlangıcından itibaren temel sorunu “aydın”dır. Tıpkı onu bugünlerde gereğinden fazla bir sorun olarak hissettiğimiz gibi. Aydın sorununun yanı başında kendisini iyiden iyiye gösteren bir sorun daha var bugün üstelik gündelik yaşamımızı işgal eden; şehirlerin ve hatta gitgide bütün ülkenin bir taşra kalabalığına dönüştüğü algısı... Taşrada halk kalabalıklaşır, yekpare bir kütleye dönüşür, dil değişir, aydının tarihsel olarak yüklendiği sorumluluk taşranın içinde hazin bir şekilde gülünçleşir. “Taşradan korkarız. Taşrayı aşağılarız; taşra kalabalığını tek bir kişi gibi görürüz. Doğal olarak insanı inkar etmiş oluruz. Büyük kentlerden sonrasını –aslında İstanbul’dan sonrasını– durağan, yekpare ve can sıkıcı buluruz. Çok çok incelenecek bir imaj yaratırız ondan.” Bu noktada bize Yakup Kadri’nin Yaban’ını ve Yusuf Atılgan romanlarını hatırlatıyor Duman. Bunları hem aydının hem de aslında yazarının çaresizliğinin romanları olarak tanımlıyor. Ve bugünümüze dair, çıkarabileceğimiz bir ders veriyor: “Sorun insanı anlamak, anlatmaksa eğer, aydınımız her baktığı küçük kasabada bir kasvet görmeyi bırakmalıdır. Acımamalıdır kasabaya. Kasabadan korkmamalıdır. Orada durmakla bir köy, bir kasaba aydınımızı gelip kendi içinde yaşamaya zorlamaz. Bu nedenle aydın, içinde yaşamaktan korktuğu insanlara acımayı bıraksın. Trajikomik bir durumdur bu. Her küçük kent otelinde bir Zebercet görmeyi bıraksın. Her baktığı yüzde bir tutunamayan görmeyi de bıraksın. Sonunda bütün bunları bırakmakla kendi kendini tekrar etmeyi de bırakmış olmayacak mı? Kendisinin gerçekte ne olduğunu da anlamış olmayacak mı?” Öyle görünüyor ki yine iş, koskocaman bir kasabaya dönüşen ülkede aydınımızın kendisini anlamasına, kendisini eleştirebilmesine kalıyor.

 

Taşradan devam edelim. Duman’ın çocukluğundan başlayarak okumayla, yazmayla, hayatla kurduğu ilişkide, küçük yerde yaşamış, küçük yeri biliyor olmanın izlerini görüyoruz Tom Sawyer’ın Kitap Okuduğu Kulübe’de. Kitabın “Çocukluk Çağı”, “İlk Okumalar”, “Çocukluğa Özlem”, “Kaz” başlıklı bölümleri bizi yazarın çocukluğundan alıp halk hikayeleri, folklor, masallar ve dil üzerine düşüncelerine götürüyor. “Masalların Dili”, “Kureyş’in Kurtlarını Beklemek”, “Halk Hikâyesi”, “Folklor” hep bu türden denemeler. Ancak başta da değindiğim gibi, Duman, edebiyatın her sokağında yürümeyi seven bir yazar. Tek tek okuduğu kitaplardan, yazarlardan söz eden denemeleri de var, güzelliği, estetiği, güncel siyaseti ve hatta rüyaları mesele eden denemeleri de. 

 

Hayale ortak olmak

 

Peki Tom Sawyer’ın Kitap Okuduğu Kulübe adı nereden geliyor? Şaşırtıcı biçimde kahramanlarının gölgesinde kalmış yazarlardan... Tıpkı efsanelerde, mitlerde olduğu gibi yazarını unutturan, sanki gerçekten yaşamış bir efsaneye dönüşen kahramanlar, üstelik modern edebiyatın içinde… Faruk Duman bize yazınsal metinlerde gerçek olanla yazınsal, kurmaca olan arasındaki bitmek bilmeyen çatışmayı gösteriyor. Okurun hayal karşısında direnmesi, okuduklarının, dinlediklerinin muhakkak gerçek olduğunu düşünmek istemesi oldum olası şaşırtmıştır beni. Neredeyse yazarına rağmen ayak direyen, ona gerçek olmadığı söylendiği halde okuduklarının muhakkak gerçek olduğunda ayak direyen tavır, aklımda hep bir soru işaretidir. Bu soruya, hiç düşünmediğim, zarif bir yanıtı var yazarın: Hayale ortak olmak isteği! “Bu aslında okurun başka bir eğilimini gösteriyor bize: Okur, (ya da kişi, dinleyen ve vakit geçiren insan) bir kişinin (ya da yazarın) başından geçmiş ‘gerçek’ olaylardan yola çıkarak bir kahraman yaratmak istiyor. Dolayısıyla asıl hayali kendisi kuracak. Ya da en azından anlatılanların ‘çoğu gerçek’se, kurulacak hayale ortak olacak. Hikaye anlatıcıları, halk aşıkları, sözlü kültür geleneğinin edebiyatçıları büyük bir olasılıkla anlattıklarının gerçek mi yoksa hayal ürünü mü olduğunu açıklamak zorunda kalmıyorlardı. Elbette çoğu zaman ‘yalancılık’la’ itham edilmiş olabilirler. Yine yalan, söz dinleyicileri için elbette ‘hayal’den daha yeğ olabilir.”

 

Tom Sawyer’ın Kitap Okuduğu Kulübe’nin sakin ve samimi dili, anlatım biçimi, yazarının hayata ve edebiyata karşı duyduğu sevgiyi hissettirmesi, her denemeden beklediğimiz o vurucu cümleyi, vurucu düşünceyi hiç ihmal etmemesi ve güncelle bağını gerekli mesafede koruması, onu gerçekten de şahane bir deneme kitabı yapıyor.

 

 


 

 

* Görsel: Elif Demir

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.