Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Hayatını Verip Şiirini Alan Şair: Akif




Toplam oy: 8
Akif’in hayatı ve şiiri arasında mesafe yoktur. Çanakkale Savaşı’ndan sonra Batı’ya daha sert baktığı gözleniyor. Onun modern dünyada Müslüman kalmak gibi eklektik ve konformist bir kaygı taşımadığı görülüyor. Yazar Mustafa Özçelik ideolojik ve ön yargılarla Akif’e eğilenlerin karşılarında doğru dürüst bir portre bulamayacaklarını da söylüyor.

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor. Biyografisi ve şiiri iç içe geçmiş, hayatını verip şiirini alan bir şair Akif. “Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek” diyor, her şeyden önce. Şiir Okuma Kılavuzu’nda İsmet Özel: Şairsen sende bir şeyin fazla, bir şeyin eksik olması gerek. Fazla olan, toplumun olağan eğilimlerindeki çürütücü özellikleri görebilecek kadar yukarıdan, üst kattan bakıştır. Eksik olan, toplumun uğradığı her beladan etkilenecek kadar aşağıda kalış, alta düşüştür. Bu sözü Turgut Uyar’ın şiir çıkmazda, dedikten sonra ne yazsam da şiir olur anlayışına karşılık; şiiri kim yazacak, sen kim oluyorsun da şiir yazıyorsun sorusunu sormalıydık diye belirtiyor. Akif kimdir o zaman?

Tarihimizi şairler taşımıştır
2021, İstiklal Marşı’nın kabul edilişinin üzerinden 100 yıl geçtiğine şahitlik ettiğimiz bir sene oluyor. “İstiklal Marşı Yılı” olarak belirlenen bu günler, Akif üzerine düşünmek için iyi bir fırsat olabilir. Mustafa Özçelik’in Bir Hisli Yürek Mehmet Akif Ersoy adlı kitabı da Şair’i kuşatıcı bir şekilde anlamaya, kavramaya yönelik bir çaba olarak rafta okurunu bekliyor. İstiklal Marşı’nı ve Çanakkale Şehitleri’ni çıkardık mı zihnimizde geriye ne kalıyor Mehmet Akif hakkında? Mustafa Özçelik Akif’in portresinin bu sınırlı tanımlamaların dışında olduğunu, onu anlamak ve değerlendirmek konusunda İstiklal Marşı’nın aslında sonuç olduğundan bahseder ve ekler: “O marşın gerisinde yaşadığı zamanın bütün dakikalarını bir inanç ve ideal uğruna harcayan, milletiyle zihin ve gönül beraberliği kuran, zor günlerinde onlara ışık olan sanatçının, sorumlu bir aydının, inanmış bir şairin, kelimenin tam anlamıyla bir fikir ve aksiyon adamının portresi vardır.” Kitap boyunca Mehmet Akif’in fikir dünyası ve onu aksiyon adamı yapan özellikler; yaşadığı devir, yetiştiği çevre, şahsiyeti, edebi hayatı, seyahatleri, şiir ve dil anlayışından geçerek vefatına kadar ele alınıyor. Türkiye’nin tarihini genel olarak şairler taşımıştır. Akif’in de hayatı ve şiiri arasında mesafe yoktur. Çanakkale Savaşı’ndan sonra Batı’ya daha sert baktığı gözleniyor. Onun modern dünyada Müslüman kalmak gibi eklektik ve konformist bir kaygı taşımadığı görülüyor.
Kaygısı yeniden büyük Müslüman bir millet olmak. Lügat tartışmalarına da ayrı bir başlık açıyor Mustafa Özçelik. Şiirin ve Akif’in Türk diline katkısını anlamadan şiirin ne anlama geldiği anlaşılamayacaktır. Türkçe için acil bir lügat gerekliliğini duyan Akif'in “gayet açık bir lisan”ın gerekliliğini sunan önerisi ve dil öğrenme konusundaki tenkitleri ele alınıyor bu bölümde.
Mehmet Akif’in dile olan hâkimiyeti dikkate değerdir. Altı yedi Türkçeyle konuşur. “Anadolu’nun en uzak jargonundan Beyoğlu Dolapdere’nin argosuna hâkim, medrese dili, divan edebiyatı Servet-i Fünun, sokak ve ev dili” kullanıyor. “Secdeye baş koymak”, “çifte ezanlar vermek”, “dal dal yemeni” zengin ifade biçimlerine örnek. Denilir ki Akif ve Fikret’in ne yaptığını anlamak için dilin Osmanlı tercüme hâlini bilmek gerekir. Yine Akif’in Türkçeye birkaç yüz cepheli nazım verdiği, ayağa kalkan bir nazımla bizi baş başa bıraktığı belirtiliyor. Yazar Mustafa Özçelik ideolojik ve ön yargılarla Akif’e eğilenlerin karşılarında doğru dürüst bir portre bulamayacaklarını da söylüyor. İdeolojilerin hakikatin yerini aldığı her bakış buna örnektir. Akif, sözün değerini hep yüksek tutmuştur: “Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa; / Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.” Dünya değişiyor her dönemin farklı dostları, düşmanları var. Akif'in sözleri anlaşılmayı, yeni nesiller tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Yazar Özçelik’in dediği gibi, «Akif, hiçbir zaman sadece didaktik bir şair olmadı. Her şiiri bir yürek çarpıntısı şeklinde bize merhametten, sabırdan, mücadeleden, umuttan söz eden mısralar toplamıydı. Yani yüreği konuşuyordu onun.» Elbet bir gün “Hasta” şiirinin neden hepimizi bu kadar etkilediğini anlayacağız. Türkiye’nin neden Akif’i idrak etmesi gerektiğini de belki…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Bu, gecikmiş bir yazı. Zira Amerikalı genç yazar Maile Meloy’un öykü kitabı Tek İstediğim Her İkisi Birden’in Türkçede yayınlanmasının üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti.

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.