Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Hayatını Verip Şiirini Alan Şair: Akif




Toplam oy: 83
Akif’in hayatı ve şiiri arasında mesafe yoktur. Çanakkale Savaşı’ndan sonra Batı’ya daha sert baktığı gözleniyor. Onun modern dünyada Müslüman kalmak gibi eklektik ve konformist bir kaygı taşımadığı görülüyor. Yazar Mustafa Özçelik ideolojik ve ön yargılarla Akif’e eğilenlerin karşılarında doğru dürüst bir portre bulamayacaklarını da söylüyor.

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor. Biyografisi ve şiiri iç içe geçmiş, hayatını verip şiirini alan bir şair Akif. “Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek” diyor, her şeyden önce. Şiir Okuma Kılavuzu’nda İsmet Özel: Şairsen sende bir şeyin fazla, bir şeyin eksik olması gerek. Fazla olan, toplumun olağan eğilimlerindeki çürütücü özellikleri görebilecek kadar yukarıdan, üst kattan bakıştır. Eksik olan, toplumun uğradığı her beladan etkilenecek kadar aşağıda kalış, alta düşüştür. Bu sözü Turgut Uyar’ın şiir çıkmazda, dedikten sonra ne yazsam da şiir olur anlayışına karşılık; şiiri kim yazacak, sen kim oluyorsun da şiir yazıyorsun sorusunu sormalıydık diye belirtiyor. Akif kimdir o zaman?

Tarihimizi şairler taşımıştır
2021, İstiklal Marşı’nın kabul edilişinin üzerinden 100 yıl geçtiğine şahitlik ettiğimiz bir sene oluyor. “İstiklal Marşı Yılı” olarak belirlenen bu günler, Akif üzerine düşünmek için iyi bir fırsat olabilir. Mustafa Özçelik’in Bir Hisli Yürek Mehmet Akif Ersoy adlı kitabı da Şair’i kuşatıcı bir şekilde anlamaya, kavramaya yönelik bir çaba olarak rafta okurunu bekliyor. İstiklal Marşı’nı ve Çanakkale Şehitleri’ni çıkardık mı zihnimizde geriye ne kalıyor Mehmet Akif hakkında? Mustafa Özçelik Akif’in portresinin bu sınırlı tanımlamaların dışında olduğunu, onu anlamak ve değerlendirmek konusunda İstiklal Marşı’nın aslında sonuç olduğundan bahseder ve ekler: “O marşın gerisinde yaşadığı zamanın bütün dakikalarını bir inanç ve ideal uğruna harcayan, milletiyle zihin ve gönül beraberliği kuran, zor günlerinde onlara ışık olan sanatçının, sorumlu bir aydının, inanmış bir şairin, kelimenin tam anlamıyla bir fikir ve aksiyon adamının portresi vardır.” Kitap boyunca Mehmet Akif’in fikir dünyası ve onu aksiyon adamı yapan özellikler; yaşadığı devir, yetiştiği çevre, şahsiyeti, edebi hayatı, seyahatleri, şiir ve dil anlayışından geçerek vefatına kadar ele alınıyor. Türkiye’nin tarihini genel olarak şairler taşımıştır. Akif’in de hayatı ve şiiri arasında mesafe yoktur. Çanakkale Savaşı’ndan sonra Batı’ya daha sert baktığı gözleniyor. Onun modern dünyada Müslüman kalmak gibi eklektik ve konformist bir kaygı taşımadığı görülüyor.
Kaygısı yeniden büyük Müslüman bir millet olmak. Lügat tartışmalarına da ayrı bir başlık açıyor Mustafa Özçelik. Şiirin ve Akif’in Türk diline katkısını anlamadan şiirin ne anlama geldiği anlaşılamayacaktır. Türkçe için acil bir lügat gerekliliğini duyan Akif'in “gayet açık bir lisan”ın gerekliliğini sunan önerisi ve dil öğrenme konusundaki tenkitleri ele alınıyor bu bölümde.
Mehmet Akif’in dile olan hâkimiyeti dikkate değerdir. Altı yedi Türkçeyle konuşur. “Anadolu’nun en uzak jargonundan Beyoğlu Dolapdere’nin argosuna hâkim, medrese dili, divan edebiyatı Servet-i Fünun, sokak ve ev dili” kullanıyor. “Secdeye baş koymak”, “çifte ezanlar vermek”, “dal dal yemeni” zengin ifade biçimlerine örnek. Denilir ki Akif ve Fikret’in ne yaptığını anlamak için dilin Osmanlı tercüme hâlini bilmek gerekir. Yine Akif’in Türkçeye birkaç yüz cepheli nazım verdiği, ayağa kalkan bir nazımla bizi baş başa bıraktığı belirtiliyor. Yazar Mustafa Özçelik ideolojik ve ön yargılarla Akif’e eğilenlerin karşılarında doğru dürüst bir portre bulamayacaklarını da söylüyor. İdeolojilerin hakikatin yerini aldığı her bakış buna örnektir. Akif, sözün değerini hep yüksek tutmuştur: “Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa; / Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.” Dünya değişiyor her dönemin farklı dostları, düşmanları var. Akif'in sözleri anlaşılmayı, yeni nesiller tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Yazar Özçelik’in dediği gibi, «Akif, hiçbir zaman sadece didaktik bir şair olmadı. Her şiiri bir yürek çarpıntısı şeklinde bize merhametten, sabırdan, mücadeleden, umuttan söz eden mısralar toplamıydı. Yani yüreği konuşuyordu onun.» Elbet bir gün “Hasta” şiirinin neden hepimizi bu kadar etkilediğini anlayacağız. Türkiye’nin neden Akif’i idrak etmesi gerektiğini de belki…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.