Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Jack Kerouac: Ben yazarım, politikacı değil


Söyleşi / Jack Kerouac: Ben yazarım, politikacı değil
Ted Berrigan, Beat Kuşağı kurucularından Jack Kerouac ile hayatı, yazıları, şiirleri hakkında Paris Review için konuştu.


Kerouac ailesinin telefonu olmadığı için Ted Berrigan, Kerouac'a birkaç ay önce ulaşıp Kerouac'ı röportaj vermeye ikna etmesi gerekir. Berrigan, sözleştikleri tarihte Kerouac'ların evine gitiiğinde yazarın iki arkadaşı şair Aram Saroyan ve Duncan McNaughton'da evdedir.

Ted Berrigan'ın Beat Kuşağı kurucularından Jack Kerouac ile yaptığı röportaj:




Jack Kerouac hakkında konuşalım...


Bill Bissett'ten iyi olmasa da orijinal bir adamdır.



 

Yolda adlı kitabınızda sizi "doğaçlama" yapmak için cesaretlendiren ne oldu?

Neal Cassady'nin bana yazdığı mektuplar sayesinde Yolda'yı doğaçlama yazmaya karar vermem de Neal'in önce birinci tekil şahısla başlayan sonra öfkelenen, hızlanan, ciddileşen, detaylı mektupları, Goethe'ün öğüdü ve Dostoyevski'nin kehaneti etkili oldu.



Haiku* şiirlerinin doğaçlama değil, üzerine çalışılarak yazıldığını söylediniz. Bu durum tüm şiirleriniz için geçerli mi? Neden şiir yazma tekniği düz yazı yazmaktan farklı?



Hayır, önecelikle haiku üzerinde çalışılmış ve düzeltişmiş en iyi şiir. Biliyorum, denedim. Ağaçlar, çiçekler, dil ritimi değil, ekonomik olmalı. Üç kısa mısrada basit bir resim olmalı. En azından eski ustaların yaptıkları buydu. Üç satır için uzun süre çalışırlardı.



Nasıl haiku yazıyorsunuz?



Haiku? Haiku'mu duymak istiyorsun? İşte üç mısrada anlatılan o harika hikayeden sen de etkilendin. İngilizce yazmak Japonca yazmaktan daha kolay çünkü nereyse her kelimenin bir karşılığı var. Bizde aynı hece saçmalığı yok. Yani "küçük serçe" demene gerek yok çünkü herkes serçenin küçük olduğunu bilir.

Serçe

sırtında büyük bir yaprakla-

fırtına

iyi değil, ,işe yaramıyor, reddediyorum.

Küçük serçe


sonbahar yaprağı birden bire sırtına yapıştığı zaman

rüzgardan.



Hah, oldu mu. Hayır, Haiku olmak için biraz fazla uzun. Anlıyor musun? Çok uzun oldu. Berrigan, ne demek istediğimi anlıyor musun?



Sanırım bir kelime fazla oldu. "Zaman" ı çıkarmaya ne dersiniz?



Bir serçe,

Sonbahar yaprağı birden bire sırtına yapışıyor

rüzgardan!




Hey, oldu. Bence de "zaman" gereksizdi. "Birden bire" bile dememize gerek yok değil mi?

Rüzgardan

sırtına sonbahar yaprağı yapışan


bir serçe



(Diyor ve not defterine yazıyor.)

 




Çok sık şiir yazıyor musunuz?


Haiku yazmak çok zor. Uzun, saçma Hint şiirleri yazıyorum.




İşbirliğine inanmıyorsunuz değil mi? Yayıncılar dışında birlikte çalıştığınız birileri oldu mu?



Tavanarasında Bill Cannastra ile işbirliği yapmışlığım oldu. Sarışınlarla.




Holmes'un Go (Git) romanındaki Astor Place'deki metrodan atlamaya çalışan adam mı?



Evet, evet o. "Tüm kıyafetlerimizi çıkaralım ve koşalım" dedi... Yağmur yağıyordu. "İç çamaşırımı çıkarmayacağım" dedim,"Tamam ama ben benimkini çıkaracağım" dedi.  6. bloktan 7. bloğa kadar koştuk ve geri geldik. Kimse bizi görmedi.


Saat kaçtı?


Tamamen çırılçıplaktı. Sabaha karşı dört ya da beşti. Herkes oradaydı. Kırık camların üzerinde Bach çalarak dans ediyordu. Bill çatıya çıkıp sağa sola sallanarak "Düşmemi ister misiniz?" diye soran adamlardandı. Biz de "Hayır Bill, hayır" derdik. Bill İtalyan'dı. Bilirsin, İtalyanlar çılgın olur.





Yazdı mı? Ne yaptı?

"Jack, gel ve delikten aşağıya bak" derdi. Klozet deliğinden aşağıya bakar ve bir sürü şey görürdük.

 


Diğer yazarlarla aranız nasıl?


John Clellon Holmez ile mektuplaşıyoruz. Tembellik ettiğim için her geçen yıl yazışmalarımız azalıyor. Okurlarımdan gelen mektuplara bile yanıt veremiyorum çünkü yazdıklarımı dikte edecek, postalayacak bir sekreterim ve verecek cevabım yok. Hayatımın geri kalanı boyunca insanlara gülümseyecek, onların elini sıkacak, gelen her mektuba klişe yanıtlar verecek değilim. Ben yazarım, politikacı değil. Zihnimi serbest bırakmam gerek; tıpkı Greta Garbo gibi.



 


Günün hangi saatinde ve ne nerede yazı yazmayı seviyorsunuz?



Odadaki masada, yatağın yanında, iyi bir ışıkta. Gece yarısı başlayıp şafak vaktine dek, yorgun düşüne kadar ve içki içerek yazmayı seviyorum. Tercihen evde.



Peki ya uyuşturucu etkisindeyken yazmak?


Mexico City Blues (Meksika Blues'u) kitabındaki şiirlerin 230 neredeyse morfin etkisindeyken yazıldı. Şiirdeki her mısra, ilaçların etkisinde, bir saat diğerine karışırken yazıldı.



Ginsberg'ün, Burroughs'un etkisi? Üçünüzün Amerikan edebiyatında böyle bir yer edineceğinizi hiç aklınıza gelir miydi?


'İyi bir yazar' olmaya kararlıydım. Allen her zaman şiir yazıyor ve okuyordu. Burroughs çok fazla okur ve eşyaları inceleyerek etrafta dolanırdı. Birbirimiz için sarfettiğimiz çaba hakkında çok defa bir sürü şey yazıldı... Biz sadece ilginç, büyük New York şehrinin kütüphaneleri, kafeleri, kampüsleriyle ilgilenen üç ilginç karakterdik. Kitaplarımda kendimle sürekli röportaj yaptığım halde hala birçok gazeteci ve öğrencinin neden benimle röportaj yapmak istediklerine anlam veremiyorum. Kitaplarda onlar hakkında bir sürü şey anlattım. İnanın bu kadar mühim değil.

 

 

 

 

 

Allen bir keresinde Shakespeare'i siz ona okuyana dek anlamadığını söylemişti.



Çünkü bir önceki yaşamımda Shakespeare'dim.



Beat kalabalığında "topluluk" anlayışı var mıydı?



Topluluk hissi, bahsettiğim kişilerden ilham alıyordu. Herkes sosyalistti ve herkesin birarada yaşamasını istiyorlardı. Ben yalnız olmayı seviyordum. Dediğiniz gibi Beat kalabalığı diye bir şey yok. Scott Fitzgerald ve onun kayıp kalabalığı kulağa doğru geliyor mu? Ya da Goethe ve onun Wilhelm kalabalığı?




Neden 60'ların başında ayrıldınız?



Ginsberg sol politika ile ilgilenmeye başladı. James Joyce'un Ezra Pound'a dediği gibi ona, "Beni politika ile sıkma, beni ilgilendiren tek şey stil" dedim. Entellektüel olmayanlarla takılmak daha çok hoşuma gidiyor. Gördüğün gibi Beat grubu 60'ların başında dağıldı, herkes kendi yoluna gitti. Benim yolum da bu: ev hayatı.



Beat üyelerinin şu an yaptığı işleri nasıl buluyorsunuz? Allen'ın radikal politikaya dahil olması, Burroughs'un cut-up (kes - yapıştır) yöntemi?



Ben pro-Amerikanım; radikal politik haraketlerinse farklı bir eğilimi var gibi görünüyor. Burroughs'un cut-up yöntemine gelince; keşke eskiden yazdığı gibi inanılmaz komik hikayeler yazmaya devam etse. Cut-up yeni bir teknik değil, aslında herkesin konuşurken, düşünürken, yazarken yaptığı bir şey. Eski bir Dada hilesi. Buna rağmen çok iyi tepkiler aldı. Onun daha seçkin, mantıklı olmasını istiyorum ve bu nedenle de cut-up yöntemini kullanmasından hoşlanmıyorum.



Kendinizi orta yaşlı hissediyor musunuz?


Hayır. Dinle, röportaj bitmeden önce eklemek istediğim bir şey var. Bana Kerouac'ın ne anlama geldiğini sor.

 




Jack, Kerouac ne demek?



Cairn. Cairn ne demek? Taş yığını. Cornwall, cairn- wall. Kern yani K-E-R-N cairn ile aynı anlama geliyor. Kern. Cairn. Ouac, "dillerin" demek. Yani, Kernouac, Cornwall'ın dili anlamına geliyor. Kerr, Deborah Kerr gibi. Ouack, suyun dili demek. Çünkü Kerr, Carr her neyse, su anlamına geliyor. Ve cairn taş yığını. Kerouac. Ker (su), ouac (dilin). Eski İrlanda ismi olan Kerwick ile bağlantılı. Kerwick, ahlaksızlık, yozlaşma anlamına geliyor. Ve Sherlock Holmes'a göre bunların hepsi Farsça. Elbette Holmes Farslı değildi. Hatırlıyor musun, Sherlock Holmes, Dr. Watson ile Cornwall'daki davayı çözdüklerinde "Watson, iğne! Watson, iğne..." demişti: "Davayı burada, Cornwall'da çözdüm. Şimdi burada oturup kitap okuma özgürlüğüm var... neden Cornishliler ya da diğer adıyla Kernuaklar ya da Kerouaclar Fars kökenli. Başlayacağım proje, risklerle dolu ve ne bir hanım ne de sizin hassas yıllarınız için uygun değil."


















* Dünyanın en kısa şiir türü olarak kabul edilen geleneksel bir Japon şiir türüdür.






Zayıf
Toplam oy: 807

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.