Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Okuma Listeniz: Yazın mutsuz olmak yasak mı?




Toplam oy: 968
Ağustos sıcağında neden biz Michael Mann’ın Demokrasinin Karanlık Yüzü- Etnik Temizliği Açıklamak kitabını okuyamıyoruz mesela?

Hava sıcak. Caz Festivali bitiyor. Kitap kargo paketlerinde korkunç bir azalma var. Kültür sanat gazetecilerinin ve yayınlarının en çileli aylarıdır temmuz ağustos. Mars gezegeninin kaya yapısının Dünya ile benzerlik gösterdiği Yeşilova bölgesindeki Salda Gölü’ndeki beyaz kumsala uzanıp; tüm yıl okuyamadığım, dudak ısırarak “az sabır, gülüm” dediğim kitaplarla uyuyakalmanın hayalini kuruyorum. Tabii bu arada yaz kitapları hususundaki soru ve sorunlarına sırıtmadan da edemiyorum. Yaz kitabı için öneri yapanlar, isteyenler, ben sormadan verenler... Geçen günlerde yine mutluluğun formülünü açıklayan muhteşem kitaplardan biri geldi. Düşündüm ve sordum; mutlu muyum? Taksiciler Günü Ödül Töreni’nde Yılın En İyi Kadın Pop Sanatçısı seçilen Hande Yener kadar mutlu olmasam da; annesi Oya Germen’in “kürtaj oldu, çocuğunu aldırdı” açıklamasına köpüren Ayşe Özyılmazel kadar mutsuz değilim. Kitabın içinde de “sıcak yaz günlerinde keyifle okumamı” dileyen bir not vardı. Sağ olsunlar ama notu yırttım. Sıcak yaz günlerinde plajda, iskelede kumlara gömülü bir şekilde okunacak kitap, mutluluğun formülü olamaz diye düşündüm. Mutluluk zaten orada; kumun altında, denizin dibinde, iskelenin ucunda, çıtır çıtır bir istavritin kuyruğunda... Bütün hafif yaz kitapları –ama özellikle de kişiselliğinizi gelişip dönüştürenler- bize 'iyi hayat'ın, 'sürekli mutluluğun' sırrını vereceğini iddia ediyor ya... Hakan Günday’ın Piç romanından bir bölüm çarpıyor gözüme: "İyi hayat nasıl geçirilir, çok iyi biliyorum. Ama ilgimi çekmiyor. Yani yaşamaya büyük bir yeteneğim var ama ilgimi çekmiyor." İşte öyle bir şey...

 

 

 

Zaten problem okurda, okuyanda değil, bu kitapları Fransız mürebbiyeleri gibi bize “Yazın şöyle kitaplar, kışın da böyle kitaplar okunur” diye empoze edenlerde...

 

 

 

 

Koyalım takkeyi ortaya

 

 

Ağustos sıcağında neden biz Michael Mann’ın Demokrasinin Karanlık Yüzü - Etnik Temizliği Açıklamak kitabını okuyamıyoruz mesela? Tabii tüm yıl, sonbahar-kış, çılgın gibi kitaplar okuduk. PR’ı yapılmayan, iddiasız ama mesele sahibi romanlara gömüldük, tatlı öykülerle nefes aldık, yakın tarih kitaplarından aldığımız notlarla dolu yastığımızın altı... İlanlarla, palavra dolu tanıtım bültenleriyle boğazımıza yapışmadılar. Verdikleri pozlarla bilinçaltlarımıza, rüyalarımıza ve hatta yatak odalarımıza kadar girmediler. Biz bunların hiçbirini görmedik. O yüzden de -yani karınca gibi bütün kış çalıştığımız için- yazın; yok mutluluktu, yok sevgiydi;efendime söyleyeyim köşe yazılarından devşirme kitaplar, kumsal hikâyeleri, hangi tür kurbağanın midesini okşarsan içinden Alaaddin’in Cini çıkar konulu kitapları okumamızı istiyorlar. Normali bu. Şimdi diyeceksiniz ki hep mi ağır kitaplar okuyacağız, hep mi roman, hep mi kalın, hep mi bir anlamı olmalı...
Elbette öyle değil. Zaten problem okurda, okuyanda değil.B u kitapları Fransız mürebbiyeleri gibi bize “Yazın şöyle kitaplar, kışın da böyle kitaplar okunur” diye empoze edenlerde... Ben size söyleyeyim: ben bu yaz tatile giderken yanıma Red Kit'in toplu albümlerinden elime ne gelirse alacağım.den Bu yüzden de bu seferki okuma listesini kendime yapıyorum. İşte geçtiğimiz aylarda okuyup yarım bıraktığım; ya da yazın boşluğunda okurum dediğim kitaplar... Mutluluk da mutsuzluk da garantidir.

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.