Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Necip Mahfuz'dan Aynalar



Toplam oy: 206
Necip Mahfuz (Naguib Mahfouz)
Hitkitap Yayıncılık

Hitkitap modern Arap edebiyatının Nobelli yazarı Necip Mahfuz çevirilerine Aynalar ile devam ediyor, çok da iyi yapıyor. Yine Işıl Alatlı'nın harika Türkçesi ile. Genç okurların eski sözcükler için zaman zaman sözlüğe başvurmaları gerekecek, bu da kötü bir şey değil, dilleri zenginleşecektir. Mahfuz'un en orijinal eserlerinden birisi olan bu kitap beni ziyadesiyle heyecanlandırdı. Mahfuz'un çok sevdiği Seif Vanlı'nın çizimleri eşliğinde bir baskı olması da cabası. Benim için tek eksiklik çizimlerin kitap içinde siyah beyaz basılı olması. Arapça ya da İngilizce baskıları içinde renkli olanı var mı çok merak ettim. Renkli çizimler için şimdilik kapakla idare ediyorum ama her birisi bir tablo güzelliğindeki bu çizimlerin bir renkli baskısının da izini süreceğim. Türkçe baskı için ayrı bir kapak tasarımına gidilmemesi yerinde olmuş. Sanırım bu kitapta yer alan portreler ilk olarak Mısır'da Televizyon Dergisi'nde tefrika edilmiş. Bir de o dergilerin izini sürmek gerekecek. Bu portre çizimlerinin poster boy bir seti rüya gibi bir koleksiyon olurdu. Bu olmayacak bir rüya, bir iki tanesine bile razıyım.

Turkuvaz Kitap da 2008 ve 2009'da 3 çeviri ile Mahfuz özlemimizin dinmesine yardımcı oldu. Umarız baskısı tükenen “Cebelavi Sokağının Çocukları”nın yeni baskısını ihmal etmezler.

Evet, Aynalar orijinal bir kitap. Mahfuz'un edebi dehasının örneklerinden birisi. Bir çok deha ürünü gibi de basit bir buluşa dayanıyor. Eğer pek dikkat etmeden kitaba başlarsanız, Mahfuz'un kendi tanıdıklarını, arkadaşlarını anlattığı otobiyografik bir anlatı, bir anılar kitabı olarak okumaya devam edebilirsiniz. Kitabın yapısı basit: bir anlatıcı var, tanıdığı insanları, isimlerinin Arapça alfabedeki sırasıyla her birini bir kaç sayfadan uzun olmamak kaydı ile anlatıyor. Tam elli beş kişiyi. Şimdi, bu kitabı nasıl sınıflandıracaksınız? Roman mı, öykü mü, başka bir şey mi? Mahfuz bunun bir roman olmadığını söylüyor. Fakat bir kişinin çevresindeki insanların yaşam öyküleri söz konusu olduğu için doğallıkla bu kişilerin de birbirleri ile ilişkileri gündeme geliyor, dolayısıyla elli beş insanın kısa yaşam öykülerini okurken aslında Mısır'ın bir tarihsel döneminin, bir kuşağının romanını okumuş gibi oluyoruz. Bu kişilerin birbirleri ile ilişkileri de anlatıldığı için baştan itibaren karakterleri akılda tutmak da gerekebiliyor. Zaten yapıta bir roman lezzeti veren de bu. Her yeni karakterin mutlaka önceki ve sonrakilerle bir ilişkisi anlatılıyor, yani çizilen portreler bağımsız biyografiler gibi değil. Tekrar çizimlere dönersek,  herhalde Mahfuz kitabı bitirince Seif Vanlı'ya veriyor, Seif Vanlı'da karakterlerin hikâyelerini okuyarak Mahfuz'un sözcüklerle yaptığını çizgiye aktarıyor. Bu çerçevede portreleri okurken çizimlerin detaylarını incelemek (siyah beyaz fakirleşmiş haliyle bile olsa) çok keyifli. Seif Vanlı müthiş bir iş başarmış, herhalde Mahfuz bunun için çok seviyordu kitabının çizimli baskılarını. Vanlı'nın çizimleri sözcüklerle aktarılan bu kurmaca insanları fiziksel özellikleri ve karakter özellikleri ile gerçekten resmediyor, “evet bu, işte bu!” diyorsunuz. Yani sadece has bir edebiyat adamının şovu değil aynı zamanda müthiş bir ressamın şovu bu kitap.

Aynalar'ın tarihsel ve kültürel arkaplanı Mahfuz'un romanlarını okumuş okuyucu için hiç yabancı gelmeyecektir. Bir tür 20. yüzyıl Mısır tarihi. Sömürgeci İngiliz yönetimi, 1. Dünya Savaşı sonrası bu yönetime karşı gerçekleşen halk ayaklanması ve sonrasında Mısır'ın bağımsızlığın ilan etmesi. Daha sonra gittikçe güçlenen milliyetçi, liberal akımlar, 2. Savaş sonrasında ordunun yönetime el koyması, General Nasır dönemi... Mahfuz'a ilk kez bu kitapla başlayacak olanların anlatılanları daha iyi kavrayabilmesi açısından bu tarihe ansiklopedik bir kaynaktan kısaca bir göz atmalarında fayda olacaktır. Ama sözgelimi Kahire Üçlemesi'ini okumuş bir okur ortama yabancılık çekmeyecektir.

Aynalar tüm büyük sanat yapıtları gibi insanı çok değişik düşüncelere sevkeden bir kitap. Sanatsal yaratım sürecinin kendisi, daha dar anlamda edebiyat, romanın yapısı, kurgu, anlatı teknikleri ve kuşkusuz hayat. Mahfuz anlatıcı merkezde olmak üzere 20. yüzyıl Mısır'ının kentli nüfusunun neredeyse her kesiminden karakterleri toplumsal gerçeklik panaroması içinde farklı aidiyet ve kimlik rolleri ile resmediyor. Akademisyenler, sanatçılar, politikacılar, iş adamları, yasadışı faaliyetlerde bulunanlar, bürokratlar, askerler, din adamları, ev kadınları, iyiler, kötüler, aşıklar, eşcinseller, esrarkeşler, fahişeler, zenginler, yoksullar... Bir romanda herbiri eşit derecede ön planda elli beş kahraman yaratmak herhalde pek mümkün olmaz. Ama bu yapıda mümkün oluyor. Peki bu portreler hangi sıra ile aktarılacak? Mahfuz alfabetik sırayı izliyor ama elbete onları isimlendiren de kendisi. Peki, o isimlendirmeyi yaparken özellikle bir sıralama yaptı mı? Ya da okuyucu için bu sıralamada aranacak bir şey var mıdır? Konu sıralamadan açılmışken baskıda bir içindekiler bölümü olmamasının okuma sürecinde güçlük yarattığını Hitkitap'a bildirmiş olalım, eğer yeni bir baskı yaparlarsa eklemelerini rica edelim. Böylece daha önce adı geçen ama özellikleri unutulan bir portreye bakmak gerekirse (ki sıklıkla gerekiyor) okuyucu rahat edecektir.

Kuşkusuz insan bu kitap Mısır'da yayınlandığı zaman gündeme gelen tartışmaları da merak ediyor. Acaba çizilen portreler hakkında nasıl tahminler yürütülmüştü? Hangi portrenin gerçeklikte kime tekâbül ettiği düşünülmüştü? Muhtemelen gerçeklikle birebir örtüşen bir portre yoktur. Büyük edebiyatçının gücü: Herbiri bir toplumda belli bir tarihsel dönemde yaşamış olabilecek ama birebir varolmamış, canlı kanlı, çelişkileri, zaafları, hırsları, şehvetleri, başarıları ve başarısızlıkları ile elli beş insan yaratmak... Bir toplumu, siyasal dönüşümleri, kültürel gelişimi, bireysel hikâyeleri ile bu portreler üzerinden anlatmak canlandırmak... Her iyi edebiyat eseri gibi bitmesin, devam etsin istiyor insan. Ama bitmek bilmeyen aptal tv dizileri gibi değil iyi kitaplar, bitiveriyorlar hemen; o halde bu lezzetin tadını çıkarmak için bir kez daha okumalı. Size de şiddetle tavsiye ederim.

Necip Mahfuz ile ilgili daha fazla bilgi içeren bir yazı için:

http://www.sabitfikir.com/sahanebirkitap/kahire-uclemesi

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Nergis ile okurların karşısına ilk kez çıkan Turgut Ulucan, sisle örtülü bir köyde kayboluşun ve huzursuzluğun öyküsünü anlatıyor, bu köyde işlenen bir cinayetin peşinden gidiyor. Doğanın kendi varlığını amansızca hissettirdiği bu ücra yerde, kendilerine dayatılan erdemlerin esiri olmuş insanların ümitsiz çabalarına tanık oluyor, kötücüllüğün hüküm sürdüğü bir zamana gidiyoruz.

Fidel Castro öncülüğünde gerçekleşen Küba Devrimi'nin dünya siyasi tarihinde her zaman özel bir yeri oldu. Kimi mitleştirmelere rağmen, 1958-1959'da yaşananlar bugün bile dilden dile dolaşmaya devam ediyor. Küba'nın, kimilerinin “kutsal mekanına” dönüşmesi ise tam o yıllara dayanıyor.

 

Son yıllarda iyice çoraklaşan şiir ortamımızın ilginç ve kendine özgü şairlerindendir Azad Ziya Eren. Ama şiirlerini kurma biçimi ve tekniği bakımından değil, daha ziyade şiirlerinin haletiruhiyesi, iklimi bakımından; ki hep Ortadoğu’ya bakmaktadır ve mistik bir bakışı ve duyuşu taşımaktadır. Bunda, eminim, Diyarbakırlı ve orada büyümüş olmasının da payı vardır.

Matt Haig daha çok, çocuk ve gençlere yönelik spekülatif romanları ile tanınan bir İngiliz yazar. Bir Hamlet yorumu diyebileceğimiz hayalet öyküsü Ölü Babalar Kulübü daha önce Türkçeye çevrilmişti. Bilimkurgudan ziyade yine spekülatif olarak betimleyebileceğimiz İnsanlar ise, adı üzerinde, insanlık ve insanlar üzerine bir kurgu.

 

Zadie Smith, enfes romanı NW'da yetişkinlerin çocukların anlamayacakları şakalar yaparak (upuzun saçlarını kestirelim, oyuncak ayın benim olsun, senin yatağında baban yatacak, bisikletine amcan binecek vb) ufaklıkları nasıl da -birkaç dakikalığına da olsa- üzüntüden tarumar ettiklerine (sanırım o “işkence” kelimesini kullanıyordu) şaşırdığını anlatır.

Söyleşi

Masalcı Nazlı Çevik Azazi ile söyleşi: "Aslolan sen değilsin, hikaye..."

 

Adalet ÇAVDAR

 

ŞahaneBirKitap

Mary Shelley, ölümsüz eseri Frankenstein’ın bir yerinde unutulmaz bir cümle kurar: “Sen yaratıcımsın, ama ben senin efendinim, itaat et!” Çünkü yaratan ile yaratılan arasındaki en değişmez ve belki de en kahredici noktayı görmüştür Shelley; yaratılan, karanlık çukurunun sefaleti içindeyken, onu yaratanın mutlu olması mümkün değildir.

FikriSabit

Bu yıl, edebiyatta yerleşmiş erkek egemen, eril dille savaşan kadın edebiyatçıların yılı olarak anılacak belki de...

Eren Aysan, Hande Gündüz, Gaye Boralıoğlu, Şebnem İşigüzel, Menekşe Toprak ve Latife Tekin. Bu yıl hemen tüm edebiyat ödülleri kadın yazarlarımızın! Her şeyi bir yana koyup edebiyat adına ne kadar sevinçli bir yıl içinde olduğumuzu konuşacağız kanımca uzun bir süre.