Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Necip Mahfuz'dan Aynalar



Toplam oy: 186
Necip Mahfuz (Naguib Mahfouz)
Hitkitap Yayıncılık

Hitkitap modern Arap edebiyatının Nobelli yazarı Necip Mahfuz çevirilerine Aynalar ile devam ediyor, çok da iyi yapıyor. Yine Işıl Alatlı'nın harika Türkçesi ile. Genç okurların eski sözcükler için zaman zaman sözlüğe başvurmaları gerekecek, bu da kötü bir şey değil, dilleri zenginleşecektir. Mahfuz'un en orijinal eserlerinden birisi olan bu kitap beni ziyadesiyle heyecanlandırdı. Mahfuz'un çok sevdiği Seif Vanlı'nın çizimleri eşliğinde bir baskı olması da cabası. Benim için tek eksiklik çizimlerin kitap içinde siyah beyaz basılı olması. Arapça ya da İngilizce baskıları içinde renkli olanı var mı çok merak ettim. Renkli çizimler için şimdilik kapakla idare ediyorum ama her birisi bir tablo güzelliğindeki bu çizimlerin bir renkli baskısının da izini süreceğim. Türkçe baskı için ayrı bir kapak tasarımına gidilmemesi yerinde olmuş. Sanırım bu kitapta yer alan portreler ilk olarak Mısır'da Televizyon Dergisi'nde tefrika edilmiş. Bir de o dergilerin izini sürmek gerekecek. Bu portre çizimlerinin poster boy bir seti rüya gibi bir koleksiyon olurdu. Bu olmayacak bir rüya, bir iki tanesine bile razıyım.

Turkuvaz Kitap da 2008 ve 2009'da 3 çeviri ile Mahfuz özlemimizin dinmesine yardımcı oldu. Umarız baskısı tükenen “Cebelavi Sokağının Çocukları”nın yeni baskısını ihmal etmezler.

Evet, Aynalar orijinal bir kitap. Mahfuz'un edebi dehasının örneklerinden birisi. Bir çok deha ürünü gibi de basit bir buluşa dayanıyor. Eğer pek dikkat etmeden kitaba başlarsanız, Mahfuz'un kendi tanıdıklarını, arkadaşlarını anlattığı otobiyografik bir anlatı, bir anılar kitabı olarak okumaya devam edebilirsiniz. Kitabın yapısı basit: bir anlatıcı var, tanıdığı insanları, isimlerinin Arapça alfabedeki sırasıyla her birini bir kaç sayfadan uzun olmamak kaydı ile anlatıyor. Tam elli beş kişiyi. Şimdi, bu kitabı nasıl sınıflandıracaksınız? Roman mı, öykü mü, başka bir şey mi? Mahfuz bunun bir roman olmadığını söylüyor. Fakat bir kişinin çevresindeki insanların yaşam öyküleri söz konusu olduğu için doğallıkla bu kişilerin de birbirleri ile ilişkileri gündeme geliyor, dolayısıyla elli beş insanın kısa yaşam öykülerini okurken aslında Mısır'ın bir tarihsel döneminin, bir kuşağının romanını okumuş gibi oluyoruz. Bu kişilerin birbirleri ile ilişkileri de anlatıldığı için baştan itibaren karakterleri akılda tutmak da gerekebiliyor. Zaten yapıta bir roman lezzeti veren de bu. Her yeni karakterin mutlaka önceki ve sonrakilerle bir ilişkisi anlatılıyor, yani çizilen portreler bağımsız biyografiler gibi değil. Tekrar çizimlere dönersek,  herhalde Mahfuz kitabı bitirince Seif Vanlı'ya veriyor, Seif Vanlı'da karakterlerin hikâyelerini okuyarak Mahfuz'un sözcüklerle yaptığını çizgiye aktarıyor. Bu çerçevede portreleri okurken çizimlerin detaylarını incelemek (siyah beyaz fakirleşmiş haliyle bile olsa) çok keyifli. Seif Vanlı müthiş bir iş başarmış, herhalde Mahfuz bunun için çok seviyordu kitabının çizimli baskılarını. Vanlı'nın çizimleri sözcüklerle aktarılan bu kurmaca insanları fiziksel özellikleri ve karakter özellikleri ile gerçekten resmediyor, “evet bu, işte bu!” diyorsunuz. Yani sadece has bir edebiyat adamının şovu değil aynı zamanda müthiş bir ressamın şovu bu kitap.

Aynalar'ın tarihsel ve kültürel arkaplanı Mahfuz'un romanlarını okumuş okuyucu için hiç yabancı gelmeyecektir. Bir tür 20. yüzyıl Mısır tarihi. Sömürgeci İngiliz yönetimi, 1. Dünya Savaşı sonrası bu yönetime karşı gerçekleşen halk ayaklanması ve sonrasında Mısır'ın bağımsızlığın ilan etmesi. Daha sonra gittikçe güçlenen milliyetçi, liberal akımlar, 2. Savaş sonrasında ordunun yönetime el koyması, General Nasır dönemi... Mahfuz'a ilk kez bu kitapla başlayacak olanların anlatılanları daha iyi kavrayabilmesi açısından bu tarihe ansiklopedik bir kaynaktan kısaca bir göz atmalarında fayda olacaktır. Ama sözgelimi Kahire Üçlemesi'ini okumuş bir okur ortama yabancılık çekmeyecektir.

Aynalar tüm büyük sanat yapıtları gibi insanı çok değişik düşüncelere sevkeden bir kitap. Sanatsal yaratım sürecinin kendisi, daha dar anlamda edebiyat, romanın yapısı, kurgu, anlatı teknikleri ve kuşkusuz hayat. Mahfuz anlatıcı merkezde olmak üzere 20. yüzyıl Mısır'ının kentli nüfusunun neredeyse her kesiminden karakterleri toplumsal gerçeklik panaroması içinde farklı aidiyet ve kimlik rolleri ile resmediyor. Akademisyenler, sanatçılar, politikacılar, iş adamları, yasadışı faaliyetlerde bulunanlar, bürokratlar, askerler, din adamları, ev kadınları, iyiler, kötüler, aşıklar, eşcinseller, esrarkeşler, fahişeler, zenginler, yoksullar... Bir romanda herbiri eşit derecede ön planda elli beş kahraman yaratmak herhalde pek mümkün olmaz. Ama bu yapıda mümkün oluyor. Peki bu portreler hangi sıra ile aktarılacak? Mahfuz alfabetik sırayı izliyor ama elbete onları isimlendiren de kendisi. Peki, o isimlendirmeyi yaparken özellikle bir sıralama yaptı mı? Ya da okuyucu için bu sıralamada aranacak bir şey var mıdır? Konu sıralamadan açılmışken baskıda bir içindekiler bölümü olmamasının okuma sürecinde güçlük yarattığını Hitkitap'a bildirmiş olalım, eğer yeni bir baskı yaparlarsa eklemelerini rica edelim. Böylece daha önce adı geçen ama özellikleri unutulan bir portreye bakmak gerekirse (ki sıklıkla gerekiyor) okuyucu rahat edecektir.

Kuşkusuz insan bu kitap Mısır'da yayınlandığı zaman gündeme gelen tartışmaları da merak ediyor. Acaba çizilen portreler hakkında nasıl tahminler yürütülmüştü? Hangi portrenin gerçeklikte kime tekâbül ettiği düşünülmüştü? Muhtemelen gerçeklikle birebir örtüşen bir portre yoktur. Büyük edebiyatçının gücü: Herbiri bir toplumda belli bir tarihsel dönemde yaşamış olabilecek ama birebir varolmamış, canlı kanlı, çelişkileri, zaafları, hırsları, şehvetleri, başarıları ve başarısızlıkları ile elli beş insan yaratmak... Bir toplumu, siyasal dönüşümleri, kültürel gelişimi, bireysel hikâyeleri ile bu portreler üzerinden anlatmak canlandırmak... Her iyi edebiyat eseri gibi bitmesin, devam etsin istiyor insan. Ama bitmek bilmeyen aptal tv dizileri gibi değil iyi kitaplar, bitiveriyorlar hemen; o halde bu lezzetin tadını çıkarmak için bir kez daha okumalı. Size de şiddetle tavsiye ederim.

Necip Mahfuz ile ilgili daha fazla bilgi içeren bir yazı için:

http://www.sabitfikir.com/sahanebirkitap/kahire-uclemesi

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Burhan Sönmez ilk romanı Kuzey’i 2009, ikinci romanı Masumlar’ı 2011 yılında yayımlamıştı. Şimdilerde de, dört yıllık bir aranın ardından, yeni romanı İstanbul İstanbul ile okuyucuların karşısına çıktı.

Tolstoy mu, Dostoyevski mi? Öyle kolayca cevaplanabilecek bir soru değil George Steiner’ın ortaya attığı. Belki ilk başta, Tolstoy’a ya da Dostoyevski’ye belli bir “yakınlık” hissiyle cevap verilebilir ama bu cevabın peşi sıra sorulabilecek “Peki neden” sorusuna birkaç cümle ile açıklama getirmek bir hayli zorlayıcı olabilir; oturup hakkında pekala bir kitap bile yazılabilir.

Çok fazla romanda karşımıza çıkan bir erkek tipi var. Cebinde beş kuruşu olmayan, üstelik ne doğru dürüst bir eğitimi ne de belli bir mesleği olan, avare bir adam. Söylemeye ne hacet, elbette bohem biri. Elinden düşmeyen sigarası, hep dolu tutmaya çalıştığı şarap kadehi, -artık edebiyat mı, resim mi, heykel mi bilinmez- bir ya da birkaç sanat dalına ilgisi var.

Aksini duymuş olabilirsiniz ama bana soracak olursanız, Nermin Yıldırım'ın yeni kitabı Unutma Dersleri bir "aşk acısı / mutsuz kadın" romanı değil. Kabul ediyorum, o gözle okuyup çok keyif almanız için hiçbir engel yok. Fakat Unutma Dersleri, bir terk edilmiş aşık manifestosundan çok daha fazlasını sunuyor okura. Sağ gösterip sol vuruyor. 

 

İnsanın mekanla ilişkisi, hayatı boyunca diğer binlerce şeyle kurduğu türlü türlü ilişkiye kıyasla en derin, en mahrem, en şaşırtıcı, en duygusal ve belki de insana dair en çok şeyi açık eden ilişki gibi geliyor bana...

Söyleşi

Olga Selin Hünler ile söyleşi: Bir meta olarak erkek bedeni

 

Ayşe ÇAVDAR

 

ŞahaneBirKitap

Son zamanlarda ne bir edebiyat ne de bir eleştiri metni beni böylesine etkiledi; yüreğimi havalandırdı, kaleme sarılmama yol açtı, siyasetle, edebiyatla, gündelik hayatla ve elbette kendimle kurduğum ilişkiye böylesine sirayet etti, Sessizin Payı’ndan başka… Türkiye’de edebiyat eleştirisinin biricik isimlerinden Nurdan Gürbilek, soğukkanlı, cesur, mesafeli ama kesinlikle duygudan yoksu

FikriSabit

Şairler, Türkiye'de yaşanan kadın cinayetlerine, hızla artan erkek şiddetine dikkat çekmek için bir şiir yazmışlar.

Kadının yaratıcı gücünün, doğurganlığının önüne geçmek için yazılan bütün hikayelerde erkeğin kadını ve kendisini öldürüp kendisini kendisinden yeniden doğurması var. Âdem Havva’yı kaburgasından yaratıyor, Athena babasının kafasından doğuyor. İsa, kadınlardan doğup berbat ettiğimiz bu hayat için ölümü ve yeniden doğuşu müjdeliyor.