Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

“Bisikletle Gezmek Tez Yazmaktan İyidir”*




Toplam oy: 10
Hemen hepimizin bisiklete dair anısı vardır. Uzaklara gitme, komik ve trajik bir bisiklet kazası, keyifli yolculuklar, tatlı rekabetler, bir prestij aracı olması ve daha nice çocukluk anılarından süzülen belli belirsiz hatıralar.

Bisikletin hayatımıza girişi oldukça erken bir tarihe uzanır. Ancak kırsal kesimde, Anadolu’nun ücra yerlerinde yaşayan çocuklar için bisiklet, yalnızca hayaldi bir zamanlar. Şimdiki gibi doğa sporlarının yaygın olmadığı, şehirlerarası bisiklet gezilerinin veya turnuvalarının düzenlenmediği, devlet desteğiyle hemen her üniversiteye öğrencilerin kullanımı için bisiklet tahsis edilmediği, büyük şehirlerde yayaların kullanımı için kartlı bisikletlerin olmadığı dönemlerde, bisiklet bir çocuğun en büyük tutkusu, babaların ise en teşvik edici karne hediyesi vaadiydi. Hangimiz böyle bir vaadin cazibesine kapılıp karnemizdeki notlarımız iyi gelsin diye çalışmadık ki derslerimize?

 

Bisiklet ilk ortaya çıktığı günden beri hayatımızın en önemli parçalarından biri. Kimimiz için bir zevk, kimimiz için bir tutku, bazılarımız için spor, pek çoğumuz için ise bir ihtiyaç. Ada sakinlerinin, piknikçilerin, doğa gezilerinin en keyifli bineği, otomotiv sektörünün bütün teknolojik ilerleyişine rağmen, arabanın ulaşamadığı alanlarda, dar yollarda, patikalarda uzakları yakınlaştıran bir taşıma aracı.

Peki, bisiklet ilk ortaya çıktığı dönemden itibaren nasıl bir yolculuk geçirdi? İlk bisiklet ne zaman ortaya çıktı? Kimlerin hayatında nasıl bir iz bıraktı. Tüm bu soruların cevabını Sinan Cömert’in Şeytan Arabasının Yolcuları: İçinden Bisiklet Geçen Hayatlar isimli kitabında buluyoruz. Bisikletin farklı coğrafyalardaki insanların hayatında, karikatürde, yazında edindiği yere dair bazı önemli tespitler var kitapta. “İçinden bisiklet geçen” hayatların kısa biyografileri de ayrı bir keyif veriyor okurken. İlhan Selçuk’un çizgi kahramanı Abdülcanbaz’ın bisiklet / vélocipéde macerası ve Osmanlı Devleti’ne bisikletin girişine dair mizahi yaklaşımları, insanların ilk defa gördüğü, denge gerektiren, ön tekerleği hayli büyük ilk bisikletin ahali tarafından nasıl “Şeytan arabası” olarak nitelendirildiği bölüm hayli eğlenceli. Ali Nesin’in Paris’ten İstanbul’a bisiklet ile gelme hayali macera tutkunlarının kulağına çok hoş gelecek eminim.
Hemen hepimizin bisiklete dair anısı vardır. Uzaklara gitme, komik ve trajik bir bisiklet kazası, keyifli yolculuklar, tatlı rekabetler, bir prestij aracı olması ve daha nice çocukluk anılarından süzülen belli belirsiz hatıralar.

Kıvırcık Haşim
Çocukluk yıllarımdan hatırlarım. Bazı çocukların bisikleti olur, birkaç bisiklet sahibi çocuk bir araya gelir, mahallede bir oradan bir oraya giderlerdi. Kimisi artistlik yapmak için hızla gelir, ani frenle arka tekerleğini kaydırır, büyük bir zafer kazanmış edasıyla biraz da alaycı bir gülümsemeyle kenarda oturan ve onları izleyen diğer çocuklara bakardı. Bazıları bisikletiyle hünerini sergiler, ön tekerleğini havaya kaldırıp, sadece arka tekerin üzerinde bir akrobat gibi giderdi. Onların hepsine özenirdim. Ama kitabı okuyunca anladım ki, bu çocuklara özenen sadece ben değilmişim. Çocukluğunu Heybeliada’da geçiren Aziz Nesin’in “Kıvırcık Haşim”i de benim çocukluk yıllarımdaki Mahir’den pek farklı değilmiş. Gerçi benim çocukluğum Eskişehir’de geçmişti, ama zaman, mekân ve insanlar değişse de, tavırlar ve karakterler değişmiyor. Aziz Nesin’in Kıvırcık Haşim’i, bisikleti ve topu olan, orta yaşın üzerindeki hemen her erkeğin “ne anlama geldiğini” çok iyi bildikleri iki çocukluk prestiji. Kıvırcık Haşim, topu ile kendisi oynayamadığı için mahallenin çocuklarının oynamasına izin veriyor, ama bisikletine tek binebildiği için ona kimsenin dokunmasına bile izin vermiyor. Eminim, pek çoğunuzun birer Kıvırcık Haşim’i vardı.

İçinden bisiklet geçen hayatlar
Kimlerin hayatında yer edinmemiş ki bisiklet. İlhan Selçuk, Aziz Nesin, Ali Nesin, Cahit Sıtkı Tarancı, Can Yücel, Tevfik Fikret, Refik Halid Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Cavit Cav, Fatma Aliye, Orhan Kemal, Nazım Hikmet, Cioran, Ernest Hemingway, Gabo Marquez, Juan Carlos Kreimer, Thomas Bernard, Lev Tolstoy, Flan O’Brien, William Saroyan, Arthur Conan Doyle, Albert Einstein, Mark Twain, Italo Calvino, Henry Miller…
Tüm bu isimlerin hayatında bisiklet derin izler bırakmış. Bazılarının yol arkadaşı bazılarının ise ilham kaynağı olmuş. Meselâ, Einstein insan yaşamını bir bisiklete benzetmiş ve: “Hayat, bir bisiklet gibidir. Dengede durmak için hareket hâlinde olmak gerekir” diyerek yaşam, hareket ve dengeyi bisikletvâri bir denklem ekseninde ele almış. Mark Twain, “Hemen bir bisiklet edinin, hayatta kalırsanız pişman olmazsınız” diyerek bisikletin hem tehlikeli yönüne dikkat çekmiş hem de keyif ve mutluluk vasıtası olduğunu vurgulamış.
Refik Halid Karay’ın aklına bisiklet denildiğinde bu tuhaf görünüşlü icada daha layık gördüğü maymunlar gelmiş; “Hayalimde bisikleti maymuna pek yakıştırırdım, Derdim ki: ‘Bunu maymunlar diyarında bir maymun icat etmeliydi”. Nihayet bir gün aklımdan geçeni cambazhanede gördüm. Dört elbiseli maymun bisiklete binmiş, karşımda geçit resmi yaptı. Anladım ki maymun Hindistan cevizi ağacından sonra kendine en çok yakışan yeri bulmuştur” sözüyle bu ilişkinin kendi zihninde bulduğu karşılığı satırlara dökmüş.
Fatma Aliye ise bisiklet ve kadın ilişkisine, ikisinin de birbirine nasıl birer zarafet kattığına vurgu yapmış: “Bisikletin kadınlara hakikaten yakışan bir taşıt olduğu fikrine katılmayan bulunmasa gerek… Güzel havalarda ve mesela bahar günlerinde bisikletle şöyle bir gezinti yapmak, oldukça zevkli bir iştir. Hele bisikleti asfalt üzerinde süzülürken seyretmek, eğer binicisi göz alıcı renklerle süslü elbise giymiş zarif bir kadın da olursa, bu zevkine doyum olmaz bir manzara teşkil etmez mi?” diyerek bisikletin bir hanımefendinin gözündeki yerini betimlemiş.
Cioran’ın “tez yazmaya” tercih ettiği bisiklete dair yazımızı ütopik eserleriyle hayal dünyamıza ayrı bir yön veren H.G. Wells’in sözleriyle tamamlayalım: “Bisiklet sürdüğünüz ilk günden sonra, şöyle bir rüya kaçınılmazdır. Bir hareket algısı bacak kaslarınıza hâkim oluyor, sanki döne döne gidiyormuş gibi. Ve şekil değiştirip büyüyen harika düş bisikletleriyle, düş ülkesine pedal çeviriyorsunuz.”
Haydi herkes bisiklet başına… Hayalimizde neresi varsa, o yöne çevirelim pedallarımızı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

On dokuzuncu yüzyıl, Avrupa karşısında gerileyen Osmanlı İmparatorluğu’nun bu durumu bir tür uygarlık kaybı olarak gördüğü ve buna karşı düşünülen çarelerle toplumsal ve siyasal düzeyde modernleşmenin getirdiği değişimle yüzleşmek durumunda kaldığı bir dönemi kapsar.

Evdeyiz. Bildiğimiz tüm alışkanlıklarımız salgın nedeniyle değişiyor. Tarih yeniden yazılıyor. MÖ ve MS, tarih olacak gibi gözüküyor. KÖ ve KS yani koronadan önce ve koronadan sonra… Evet, böyle bahsedeceğiz belki de… Eskiden bir başka ülkenin vatandaşıyla karşılaşınca en dikkat ettiğim şeylerden biri sosyal mesafeydi.

Geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali İzleyici Ödülü’nü alan The Platform, kısa sürede Netflix’in en çok izlenenler listesinde kendisine yer edinmeyi başardı. Senaristliğini David Desola, yönetmenliğini ise Galder Gaztelu-Urrutia’nın üstlendiği film, uzun süre zihinlerdeki tazeliğini koruyacak gibi.

 

Uzun yıllar kitap tanıtım yazıları kaleme aldım. Kaleme aldığım metnin okuduğum kitabı henüz okumayanları gözeten bir tanıtım yazısı olduğunun da her daim farkındaydım. Ancak kitabını tanıttığım yazarlardan “eleştiri yazısı” için teşekkür mesajları almaya başlayınca bir şeylerin yanlış gittiğini düşünmeye başladım. Çünkü kaleme aldığım metinler birer eleştiri değildi.

 

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.