Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

"12 Eylül: Edebiyata Bir Darbe": 12 Mart'ın ve 12 Eylül'ün Edebiyatımızdaki Yeri




Toplam oy: 53

Erdal Öz


12 Mart olayları edebiyatımıza pek çok örnekle yansıdı da, 12 Eylül olayları neden pek az yansıdı?

Soru bu.

Düşünelim:

Türkiyemizin yaşadığı talihsiz, bir o kadar da uğursuz iki tarih: 12 Mart, 12 Eylül.

12 Mart'ı, aydınlık insanların, aydınlanmacı düşüncenin üzerine karadan açılmış organize ateşler diye niteleyecek olursak, 12 Eylül'ü aynı hedefe yapılmış acımasız bir bombardımana benzetebiliriz.

12 Mart döneminin eleştirmenleri, 12 Mart edebiyatı diye bir kavram uydurmuşlardı. Böyle bir edebiyat tanımlaması olamazdı. 12 Mart'ı yakından yaşayan yazarlar, yaşadıklarının, gördüklerinin, duyduklarının etkisiyle, kendi yaratıcı özellikleri içinde, ister istemez edebiyatlarına bu yaşanmışlıkları taşımışlardı. Her edebiyat yapıtının başlangıcında -az ya da çok- bir yaşanmışlık vardır. Bir edebiyat yapıtının çıkış noktasıdır bu. O dönemi yaşayan yazarların yapıtlarında da o ağır günlerin yaşanmışlıkları ister istemez yer alacaktı.

12 Mart döneminin yaşanmışlıklarından çıkan pek çok öykü, roman yazıldı. Yazıldı, çünkü pek çok yazar o günleri içinden ya da yakınından yaşamıştı.

Daha ağır koşulların yaşandığı 12 Eylül'ün edebiyatta kendine daha az yer bulmasının nedenlerinden birinin, 12 Eylül'ü içinden ya da yakınından yaşayan kişilerin içinde pek az yaratıcı yazarın bulunması olabilir diye düşünüyorum.

Bir başka neden de, ilkinde daha hafif de olsa, ikincisinde daha ağır da olsa, iki askeri eylemin temelinde aynı çıkış noktasının bulunması olabilir. 12 Mart da, 12 Eylül de birbirine benzer eylemlerdir. Birinin başlayıp tamamlayamadığını ikincisi silip yok etmeye kalkışmıştır.

Bunda başarılı da olmuştur.

Biraz daha ileri giderek belki şunu da söyleyebiliriz: 12 Mart döneminin eylemcileri, birbirine çok yakın iki üç sol örgütün üyeleriydiler. Oysa 12 Eylül'de yola çıkan eylemciler, sayı-sız bölünmüşlüğün temsilcileriydiler. Fraksiyon çokluğu, görüş farklılığı da yazarların ilgi yönünü şaşırtmış olabilir.

Bunlar ilk aklıma gelen nedenler.

Biz 12 Mart'ı yaşayanları, yaşanmışlıkları yazdıklarına yansıtanları, 12 Eylül'ü sessizce izleyenler olarak kimse tanımlayamaz. 12 Eylül'de de yalnızca eylemciler değil, Türkiye Yazarlar Sendikası, Barış Derneği üyeleri de acımasızca yargılandılar. Aziz Nesin gibi yaratıcı bir kavgacı yazarın öncülüğünde 12 Eylül uygulayıcılarına karşı demokrasiyi savunan, sonradan Aydınlar Dilekçesi Davası' olarak adlandırılan bir direnişin içinde bir sürü insan, önce Selimiye kışlasında sorguya çekildi, sonra da Mamak sırtlarında yargılandı. Orada hiç de aşağıdan aldığımız söylenemez.

Edebiyatın amacı, yaşananları bire bir yazmak değildir. Olamaz. 12 Eylül'ü yazmak, bir anlamda 12 Mart'ı çoğaltmak olacaktı. Böyle de düşünülebilir.

Sonuçta 12 Mart da, 12 Eylül de, aynı amaçla yapıldığına göre, edebiyatımıza yansımalarını ayrı ayrı değerlendirmemek gerekir, diyorum.

12 Mart'ın etkilerini yapıtlarına ilk taşıyanlardan biri olarak, Yaralısın adlı romanım da, Kanayan adlı öykü kitabım da, Gülünün Solduğu Akşam ve Defterimde Kuş Sesleri adlı anı-romanlarım da 12 Mart için de, 12 Eylül için de geçerlidir bence. Tıpkı 12 Mart sonrası yazılan pek çok kitap gibi.

Yaratıcı yazarın yazdıkları, yazacakları, ille de yaşadığı dönemin tutanakları olarak düşünülemez. Ama yazar, o dönemin yansıtıcısı olabilir de, olmayabilir de. Belki de o yazar, yaşadığı döneme tanıklık etmek yerine, daha önce başka yaşanmışlıklara tanıklık edecektir. Tıpkı 12 Eylül'ün, ya da 12 Mart'ın bundan sonra da edebiyat yapıtlarında yer alabileceği gibi.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Oscar'ın bu yılki adayları geçtiğimiz haftalarda duyuruldu ve kazananlar belli oldu: Kitaplar! Tam tamına 11 kitap uyarlaması Oscar’da birbiriyle yarışıyor. Kolları sıvayın, aday olan kitapları okumak için önünüzde tam 25 gün var! Oscar Ödül Töreni 26 Şubat'ta Hollywood'da sahiplerini bulacak.

 

 

 

 

 

Yazarlarımızdan Aysu Önen, yeni köşemizde edebiyat coğrafyasında kaybolmuş kararsız okurlara yol gösteriyor. Kararsız Okur'un ilk konusu Amerikan Edebiyatı.

 

 

Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız:

 

 

 

Galiba öncesinde çocuk çoktu da, ...çocuk olmak diye her onyıl için yazılan şu yeni kitaplar yoktu. Biz de “çıktık açık alınla on yılda çocukluktan” diye, küçük bir kelime değişikliği yaptığım marşın da uygun adım bir sesle söylediği ve buyurduğu gibi, aslında hemen büyümek istiyorduk. Çünkü çok çocuktuk ve hepimizin birden çocuk olmasına gerek yoktu, aramızdan biri çocuk olurdu nasılsa!

Üç kitabı baskısı, kapağı ve iç sayfaları yönünden değerlendirdiğimiz Karne'nin baskı kritikleri Libris Lipum, tasarım kritikleri Bila Perve tarafından yapılmıştır.

 

 

Nedendir bilinmez, çok küçük yaşlarda peşine düşülür yuvarlak nesnelerin, topların. Babadan oğula geçen genetik bir durum mudur acaba top tepmek?

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun