Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Atölyeye Giriş: Edebiyat




Toplam oy: 3
Ocak sayımızdan itibaren Kavram Atölyesi ile her sayı bir kavrama, o kavram çerçevesinde yazılmış kitaplara değineceğiz. Kavram Atölyesi ilk yazısını edebiyat ve edebiyat kavramları üzerine genel bir açılışla yapıyor.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir. Boş laflara, palavralara, yalanlara edebiyat denir. Sözünün sahiciliğini savunan kişi bu durumu kuvvetli bir şekilde ifade edebilmek için “ben burada edebiyat yapmıyorum” demek zorunda hisseder. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde yer alan “Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı” tanımı da zihin dünyamızın Fizan’ına sürgün edilmiş olur böylece.

 

Edebiyat kelimesinin “edeb” kelimesinden kaynaklandığı “edeb” kelimesinin ise başlangıçta “davet” anlamına gelmesine rağmen zamanla güzel ahlak, güzel huy gibi anlamlar kazandığı söylenir. Arapça kökenli edebiyat kelimesi batılılaşma maceramızda literatür kavramına karşılık gelmek üzere “tasarlanmıştır”. Latince harf anlamına littera kelimesinden türetilen bu kavram da yazılı metinler bütününü ifade eder. Edebiyattan çok daha geniş bir anlam çerçevesi vardır bu kavramın. Nitekim tıp literatürü, hukuk literatürü gibi uzayıp giden bir liste yapılabilir. Her halükârda edebiyat ile literatür arasındaki “makas açıklığı” edebiyat kelimesinin ilk anlamıyla mecaz anlamı arasındaki uçurumun ilk basamağı olabilir. Edeb kelimesinin taşıdığı anlam yükü ile harf kelimesinin taşıdığı anlam yükü uzun uzun tartışmaya değer bir meseledir. Edebiyat kavramının zannedildiği kadar kolayca çözümlenebilecek bir mesele olmadığına bu “makas açıklığına” işaret etmek bile yeterlidir bence. Genç bir kavram denebilir edebiyat için. Tanzimat’tan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Nesrin güçlenmesiyle “edebiyat” kelimesi de yaygınlaşmaya başlamıştır. Nesir ve edebiyat modernleşme ile birlikte at başı gitmiş bir şairin deyimiyle “düzyazı” toplumu olmuşuzdur nitekim. Şiiri edebiyattan ayrı bir sanat olarak görmek bu bakımdan daha sağlıklı olacaktır. İki kelime daha üretilmiştir edebiyat kelimesine karşılık gelsin diye: yazın ve gökçeyazın (Rahmetli Nuri Pakdil’in Edebiyat dergisi için düşünülen isimlerden biri de gökçeyazın idi). Ancak üretildikleri kadar çabucak tozlu kavramlar odasına kaldırılmıştır. Şimdi edebiyat ve edebiyat kavramları üzerinden düşünmeye, yazmaya başlayabiliriz. Kavram atölyesi böylece siftah etmiş oldu.

 

 

EDEBİYAT KAVRAMININ İLK 11’İ
Edebiyat Atlası-Necip Tosun
Edebiyat Kuramları ve Eleştiri-Berna Moran
Edebiyat Kuramı-Terry Eagleton
Edebiyat Kavramı-Tzvetan Todorov
Edebiyat Sözlüğü-Emin Özdemir
Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü-
Turan Karataş
Ruhun Malzemeleri-Rasim Özdenören
19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi-Ahmet Hamdi
Tanpınar
Edebiyata Dair-Yahya Kemal Beyatlı
Okuma Uğraşı-Akşit Göktürk
Sanat Edebiyat Tenkit-Peyami Safa

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.