Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Balta Taşa Değecek, Orada Öykü Çiçekleri Açacak




Toplam oy: 9
İyi bir fotoğraf omzun üstünden meleği göstermelidir, der Osman Konuk. İyi bir edebî metin ilahî olana selam vermelidir Harmancı öyküsünde. Bu durum aslında onun öykülerini ideolojik kılmaz. Kahramanın derdinin sahiciliği hissedilir her satırda. Harmancı, özellikle çocukluğundan esinlendiği otobiyografik öykülerle karşımızda gibidir..

Abdullah Harmancı’nın yeni öykü kitabı Baltan Taşa Değecek, Muhit Kitap tarafından yayımlandı. Yazar, gerek Kurmacanın Büyülü Sureti adlı kuramsal eseriyle gerekse öykü kitaplarıyla öyküyle olan dostluğundan ödün vermedi. Muhteris’te keşfettiğim bir şey vardı onun öyküsüne dair: Hayatın keşmekeşine kapılıp unutulmaması gereken bir bakış vardır onun öykülerinde. Bu bakış öykülerinin temasına, öykü anlayışına, kahramanlarının derdine de yansır. İyi bir fotoğraf omzun üstünden meleği göstermelidir, der Osman Konuk. İyi bir edebî metin ilahî olana selam vermelidir Harmancı öyküsünde. Bu durum aslında onun öykülerini ideolojik kılmaz. Kahramanın derdinin sahiciliği hissedilir her satırda. Okur her zaman o derde inanmaya yazgılı kalır. Entelektüel yönü olan ve vicdanını asla kenara koymayan kahramanlar öykülerin merkezinde yer almaktan, en az öyküleri okuyan okurlar kadar memnunlardı. Acaba Baltan Taşa Değecek, okurlara ne vadediyor?

 

 

 

Kitap “Yenilginin Süreksiz Keşfi”yle başlar ve ilk öyküde karakterlerde gözlemlenen entelektüellik göze çarpar. “Benim şu kitap bir patlasın da…” diyen bir karakterle karşı karşıya kalırız. Geçmişe dönüşlerle karakter bir başka kişiyi, dayısını hatırlar. Her zaman onun çocukluğunda onları eğlendiren kişinin yerinde şimdi o vardır. “Nisan Rüzgârı” ise Mustafa Kutlu’nun Ya Tahammül Ya Sefer adlı eserindeki Prof. Asım karakterini anımsattı bana. “Kazancakis Susmalı” öyküsünde devamlı birilerine benzetilen karakter karşımızdadır. İç sesi onu yoracak şekilde konuşur, durur. Baltan Taşa Değecek’te, Harmancı, özellikle çocukluğundan esinlendiği otobiyografik olduğunu düşündüğüm öykülerle karşımızda gibi duruyor.

 

 

 

“Rüzgârda Bolero” hatırladığım öykülerden biri oldu. Bir şairin yaşadığı iç çalkantı ve bocalamaların çok iyi yansıtıldığı bir öykü bu. Zoraki sarışınlardan etrafımızda ne çok olduğunu anımsadım. Öte yandan ana karakterin çok haklı soruları var öyküde. “Edebiyat her şey midir?” sorusu mühim. Ya da acaba Müslüman sanatçı ve yazarların dünyasında edebiyat her şey mi olmalıdır?

“Son Adım”da Abdullah Harmancı öyküsünde çok da alışık olmadığım bir şey gözüme çarptı: Şiirsellik. Şiirsel üslubun hakim olduğu bir öykü Son Adım. Hatta kitabın en uzun öyküsü olan Kayısı Ağacı için de bu yorum yapılabilir. “Kırmızı Balon”, Cihan Aktaş, Cemal Şakar, Susanna Tamaro ve Mukadder Gemici’ye ithaf edilmiş. Harmancı’nın çok sevdiği öyküler olmalı ithafta bahsettiği öyküler. “Kırmızı Balon”un da eserde en çok öne çıkan öykülerden biri olduğunu düşünüyorum. Önyargı sahibi bir babanın çocuğunun üzerine titremesi ve akabinde gelişen olaylar, yazar tarafından zeki bir üslupla kaleme alınmış. Hikâyenin sonunda tabir yerindeyse herkesin bir anda eşitlenmesi ilgi çekiciydi.
Karakterlerin gözlemci rolü ön planda “Bambu Sandalye”de yazarın öyküsünde alışık olduğumuz bir tavır vardır. Harmancı öyküsünde, karakterlerin yaşamdaki gözlemci rolü ön plandadır. Olan biten, o gözlemci karakterin kendi dünyasında yıkım ya da yapımlara yani büyük değişikliklere yol açar. Karakterler dış dünyada olan biten ile yüksek empati içindedir. Belki de bu yüzden bu empatik bakış çoğu zaman okura da geçen bir rol üstlenir. Bambu Sandalye de yazarın bu tip öykülerinden yalnızca bir tanesi.
Abdullah Harmancı, bu eserinde kimi zaman dayısını kaybetmiş bir çocuğun hayatını kimi zaman bir şairin iç çalkantılarını kimi zaman ön yargılı bir babanın Suriyeli çocuğa olan bakışını kimi zamansa bir çocuğun babasına sorduğu boyundan büyük soruları merkeze alıyor. Yazarın baltayı taşa vurduğu yerde öykü çiçekleri açıyor desek yanılmayız herhalde... Acaba yazar da bazen böyle düşünüyor mu? Yani, kendine, gençken yazdığı o dönemlere bakıp şöyle diyor mu mesela: Kim derdi ki baltan taşa değecek, orada öykü çiçekleri açacak...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Modern dönemin efsanevî tarihçilerinden biri Fernand Braudel ise, diğeri Arnold Toynbee’dir. Efsane olmalarının nedeni, sadece tarih alanında yaptıkları araştırmalar değildir. Ayrıca bu tarih üzerine düşünce üretmeleridir. Yorumcudur bu iki tarihçi. Tarih felsefesi de yaparlar. Sosyologların birinci derecede kaynakları arasındadır kitapları. Sanatı da bilirler.

Çocuklar için yazmak… Sanırım son yılların en dikkat çekici konu başlıklarından birisi bu. Çocuklar için masallar, romanlar yazmak, resimli kitaplar hazırlamak birçok insan için heyecan verici bir hedef haline geldi son yıllarda. Bu rüzgârın oluşmasında elbette sosyal medyanın etkisi büyük. Ama burada tuhaf bir durumun olduğunu göz ardı etmemek lazım.

Kelimelerin insan ruhunun aynası olduğuna inanıyorum. Kelimeler olmasa neye benzediğimizi tarif etmemiz pek mümkün olmazdı. Başka kişilerle benzerliklerimizi, tanımadığımız kişilerle aslında tanış olduğumuzu kelimeler olmasa nasıl fark ederdik bilmiyorum.

Henüz ilk kez yayımlandığı 1984 yılında kimilerince “21. yüzyılın ilk kitabı” olarak kabul edilen Hazar Sözlüğü’nün önsözünde Milorad Paviç, sanat eserlerini “evrilip çevrilebilir” ve “evrilip çevrilemez” olarak ikiye ayırdığından bahseder.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.