Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Başka romanları da olmalı




Toplam oy: 996
Erich Maria Remarque
Everest Yayınları
Savaş karşıtı bir klasik olarak kabul edilen Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ta, on dokuz yaşındaki bir çocuğun gözünden izleriz yaşananları; I. Dünya Savaşı’nı.

Erich Maria Remarque ismini, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanından ayrı düşünmek olanaksız gibi. Yazarın bu ilk romanı, yayımlanmasından kısa bir süre sonra bile milyonluk satış rakamına ulaşmış ve devamında hemen hemen tüm dünya dillerine çevrilmiş. Dolayısıyla Remarque’a da dünya çapında bir ün kazandırmış durumda.

 

 

Savaş karşıtı bir klasik olarak kabul edilen Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ta, on dokuz yaşındaki bir çocuğun gözünden izleriz yaşananları; I. Dünya Savaşı’nı. Paul de, bir anda, diğer sınıf arkadaşlarıyla birlikte askere çağırılıp savaş alanına gönderilmiştir. Aslında tıpkı, Erich Maria Remarque gibi... Remarque da on sekiz yaşındayken askere alınır ve I. Dünya Savaşı’nda batı cephesine gönderilir. Fakat 1917 Temmuz’unda ağır yara alınca hastaneye kaldırılır ve tam da taburcu edildiği dönemde ateşkes ilan edilir; yani savaş boyunca cephe hastanesinde tedavi görür. Bir başka deyişle, yazacak bol bol zaman elde etmiştir. Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, kısaca, yazarın bu deneyimin, gözlemlerinin ürünüdür.

 

 

 

 

 

 

 

Cephede ‘büyümüş’ çocuklar

 

 

Everest Yayınları, Burhan Arpad’ın Remarque çevirilerini yeniden yayımlamaya başladı. Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un ilk sayfalarında 'Erich Maria Remarque’ın Hayat Hikayesi ve Edebi Kişiliği'nden de bahsediyor Arpad; Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un etkinliğini şu şekilde dile getirmiş: “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un yayınlanmasından bu yana yarım yüzyıla yakın bir zaman geçti. Bu roman savaşa ve militarizme karşı edebiyatın klasik eseri olarak Alman ve dünya edebiyatı kitaplığına girdi. Hatta en baştaki eseri oldu. Sonraki romanları üzerinde ne kadar konuşulursa konuşulsun, Remarque adını ölümsüzleştirmeye Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanı tek başına yetecektir.” Gerçekten de Arpad’ın belirttiği kadar etkileyicidir bu roman; bir yandan da kayıtsız kalınamayacak bu kalemin başka romanları da olmalı diye düşündürecek niteliktedir. İşte Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un devamı niteliğinde olan Dönüş Yolu, buna iyi bir örnek...

 

 

Dönüş Yolu, bir devam romanı; ama bu esere Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’la eşine az rastlanır bir ün kazanmış olan Remarque’ın, bu şöhreti devam ettirme çabası olarak yaklaşmak mümkün değil. Üstelik, hikayenin temeline daha derin bir ‘sarsıntı’yı yerleştirmiştir yazar. Adından da anlaşılacağı gibi cepheden evlerine dönen askerlerin eski hayatlarını yeniden kurma ya da kurulmuş olan hayatlara uyum sağlama çabalarını okuyoruz Dönüş Yolu’nda. Cephede ‘büyümüş’ bu çocuklar, hiç de umdukları gibi karşılanmazlar; savaş sonrası hayatla uyuşmazlığa düşerek bunalıma girerler. Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ta da sezdirmiştir bunu Remarque; izne gelen Paul’e sivil giysileri ‘dar’ gelir örneğin, tuhaf görünür… Dönüş Yolu’nda da sivilliği bir türlü ‘giyinemez’ o bir grup asker, oradan oraya savrulurlar. Bütün bunlara rağmen, yine de, bir umut ışığı yakmaktan geri durmaz Remarque…

 

 

Everest Yayınları birbirine sıkı sıkıya bağlı bu iki kitabı eşzamanlı olarak yayımladı. Anlaşıldığı kadarıyla Arpad’ın çevirdiği diğer dört Remarque romanı da, ilerleyen günlerde yeniden yayımlanacak. Darısı, Arpad tarafından olmasa da, daha önce de Türkçeye çevrilmiş diğer Remarque romanlarına...

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Muhammed Hicazi 1900 yılında Tahran’da dünyaya gelmiş. Yüksek bir memur olan babasının imkânları sayesinde müreffeh bir çocukluk geçirmiş. Erken yaşlarda Arapça ve Fransızcayı yetkin şekilde öğrendikten sonra eğitim için Fransa’ya yollanmış. Hicazi’nin Fransa yılları onun uzaktan idrak etmeye çalıştığı Batı’yı yerinde özümsemesi için bir başlangıç noktası olmuş.

Kelimeleri hikâyeleri ile birlikte düşünürüm. Birer insan gibi yaşamları ve dönüşümleri vardır kelimelerin. Onun seyrini izlerim. Anlamları dışında görünüşleri ve tipografik hareketleri ilgimi çeker.

 

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.