Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bayan Behn, Bu Çiçekler Size…




Toplam oy: 16
“Bütün kadınlar birleşip Aphra Behn’in mezarına çiçekler serpiştirmeliler, çünkü akıllarından geçen her ne varsa yazıya dökme hakkını kadınlara kazandıran odur,” diyor Virginia Woolf, bir çeşit manifesto niteliği taşıyan ünlü eseri Kendine Ait Bir Oda’da.

Oyun yazarı, şair ve çevirmen Aphra Behn, sadece İngiltere’nin değil, belki de dünyanın ilk “profesyonel” yazarı. Hayatını yazıyla kazanan ilk kadın olarak tarihe geçen Bayan Behn’den önce yaşamış kadın yazarlar ve şairler hiç kuşkusuz vardı ama onlar aristokrat ya da zengin ailelere mensup olduklarından, paraya ihtiyaç duymamışlar, salt kendi zevkleri için yazmışlardı. Eserlerini ancak “Bir Hanım” gibisinden anonim adlarla yayınlayabilen bu isimsiz yazarlar kitaplarının başlarına da türlü çeşit özürler içeren garip önsözler koymuşlardı. Aphra Behn ise bütün bu hanımlardan farklıydı; ne izin istiyordu, ne de yazma heveskârlığından ötürü okurlarından özür diliyordu.

Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’da anlattığına göre, orta tabakadan gelen bu parlak zekâlı kadının “avam sınıflara özgü” bir mizah duygusu, canlılığı ve hayran olunacak bir cüretkârlığı vardı. Kocasının ölümünden sonra beş parasız kalmış, geçimini sağlamak için de çeviri yapmaktan ve yazmaktan başka yol bulamamıştı. Yazmayı bir kadın için vakit öldürme ya da boş zaman doldurma uğraşı olmaktan çıkarmıştı Behn ve bir kadının yazı yazarak pekâlâ para da kazanabileceğini kanıtlamıştı.
Bu sayede sonraki yüzyıllarda da sayısız kadın, çeviri yaparak ya da yazarak evlerini geçindirdiler. Bu kitapların şahane işler oldukları iddia edilemezdi, dönemin klişelerinden beslenen, sıkıcı ve didaktik metinlerdi genellikle ama onları önemli kılan da iyi yazılmış olmaları değil, yazılmış ve yayınlanmış olmalarıydı zaten. Orta sınıftan kadınların kendilerine bir geçim kaynağı yaratmak adına yazmaya başlamasını tarihin en önemli hadiselerinden biri sayan Virginia Woolf’a göre bu öncü kadınlar olmasaydı eğer, Brontë Kardeşler, Jane Austen ve George Eliot da yazamazdı. Tıpkı Marlowe olmadan Shakespeare’in, Chaucer olmadan Marlowe’un ve öncülü sayılacak bütün o unutulmuş şairler olmadan Chaucer’ın yazamayacağı gibi…
Woolf’la devam edelim: “Çünkü başyapıtlar tek başlarına, başkasının yardımı olmadan doğmazlar. Yüzyıllardır var olan ve insanların bir arada yaşamasıyla gelişen ortak düşüncenin sonucudur onlar, böylece kitlenin deneyimleri tek bir seste birleşir. Bu yüzden Jane Austen, Fanny Burney’in mezarına bir çelenk koymalı, George Eliot da Eliza Carter’ın, sabah erkenden uyanıp Yunanca çalışabilmek için karyolasına çıngırak takan o cesur yaşlı kadının iri yarı gölgesine saygılarını sunmalıydı. Şimdi de bütün kadınlar birleşip Aphra Behn’in mezarına çiçekler serpiştirmeliler, çünkü akıllarından geçen her ne varsa yazıya dökme hakkını kadınlara kazandıran odur.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Eğer hidâyet yazılmışsa bir kişinin alınyazısına, kişi ne denli farklı mecralarda dolaşırsa dolaşsın dönüp gelmesi muhakkaktır takdir olunana. Gai Eaton da Lozan’dan İngiltere’ye, Jamaika’dan Mısır’a hakikat arayışıyla gezinirken, bu yazgının izini süren son devir Müslüman entelektüellerinden birisidir.

 

A-

 

Mecnun one night

 

B-

 

Ben bu tarzı benimsedim. Elim belimde vakaların önünde bekler, sakallarımı sıvazlar, sosyolojik birtakım çıkarımlarımı dile getiririm. ‘Ne güzel bir toplum simit yiyor.’ ‘Toplum koşma oğlum beş dakika sonra tekrar gelecek tren.’ ‘Toplum şuradan geçerken az sessiz ol uykuya uzağım zaten.’

 

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.