Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Bir Ressamın Yalana Yakın Portresi




Toplam oy: 4
Fatih Baha Aydın, ilk romanı Bihaber’de insanın nasıl yalancı olabildiğini adım adım işlemiş. Kişinin kendi uydurduğu bir yalanın kölesi olma sürecini okuyoruz bu romanda.

Kadim zamanlardan beri “yalan” her din, her inanış ve her dünya görüşünce lanetlenmiştir. Tarihte yalanı hoş gören bir kavme denk gelmek mümkün değildir. Yine de insanın olduğu her yerde ve zamanda yalan “kullanılan” bir araçtır. Kimi zaman gerekmese bile yalan söyler insanlar. Yalanın yüzü insana daha sıcak, daha parlak görünür çoğu zaman.

 

Fatih Baha Aydın, ilk romanı Bihaber’de insanın nasıl yalancı olabildiğini adım adım işlemiş. Kişinin kendi uydurduğu bir yalanın kölesi olma sürecini okuyoruz bu romanda.

 

Öncelikle romanda yalanın kişisel boyutunu görüyoruz. Bir çocuğun nasıl kolayca yalan söyleyebilen bir fert haline gelişine şahit oluyoruz. Bir yalancının yetişmesini adım adım okuyoruz adeta. Ancak kişisel bir maceradan da ibaret değil durum. Bir gencin hiç aklında olmadığı halde üniversiteye hoca olması ve sonrasında sırf kariyeri için hiç yaşamamış bir kadın ressamı icat ettikten sonra, geçmişi kendi icadı doğrultusunda yeniden inşa etme süreci, gerçekten ibretlik bölümlerden oluşuyor.

 

Ancak Fatih Baha Aydın’ın bu roman karakterinin inşa sürecini anlatırken, karakteri kendi geçmişinden devşirmesini sağladığı ögeler gerçekten dikkat çekici. Karakterimiz hiç olmayan bir ressam icat etmektense var olan bir ressamı “değiştirerek” kendi kariyeri için manipüle ediyor ve kendi çevresinde tanıdığı kişileri de icat ettiği yeni ressamın çevresine monte ediyor. Bu özelliği romanı daha başarılı, daha inandırıcı, daha yaşanmış kılıyor bence. Her ne kadar “akademiyi” merkeze alsa da yalanın sanat piyasasındaki karşılığını, politik çevrelerdeki durumunu da gözler önüne seriyor Bihaber. Kişisel ihtiraslarla, örgütlü kötülük arasındaki mesafenin düşünüldüğünden daha az olduğunu da okuyoruz.

 

Kurgu metinlere yalan muamelesi yaparız. Roman ve öykü okumama gerekçesi olarak “ben kurgu metinlere vakit ayıramam, benim işim gerçeklerle” diyerek yalan muamelesi yapan tanıdıklarım vardır mesela benim. Oysa kurgu yapmak yalan söylemek değildir. Bihaber’i okurken bir yalanı kurgulayan karakterin kurgulanma sürecinde, buna bir kez daha şahit oldum. Kendi adıma kurgu yapmak ile yalan söylemek arasındaki farkı görmek isteyenleri bu kitabı okumaya davet etmek isterim.

 

Bihaber, meselesi olan, anlatacak derdi olan bir roman. Hem de sadece kişisel bir dert değil söz konusu olan. Hayatın her alanında karşımıza çıkabilecek yahut bizzat bizim kullanıp başkalarını maruz bırakabileceğimiz bir günah yalan. Bu açıdan bakılırsa romanın ne denli vahim bir fay hattına inşa edildiği daha net görülebilir. “Anlattığım senin hikâyendir” diyen Romalı şair, umarım bu romanı okurken zihninizin bir kenarında durur ve anlatılana “yabancı” kalmazsınız.

 

Her ne kadar Bihaber, Fatih Baha Aydın’ın ilk romanı olsa da, kitap, bir ilk romandan beklenenden daha olgun, çok boyutlu bir çalışma. Karakterler derinlemesine çalışılmış, olay örgüsü, psikoloji işlenmiş; diline, üslubuna emek verilmiş. Hâsılı kelam fazlası ve eksiği olmayan bir ilk roman ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla ilk romanında çıtayı belli bir yere taşıyan Fatih Baha Aydın’dan ikinci romanı beklemek hakkımız.

 

 

BİHABER
Fatih Baha Aydın

ÖTÜKEN NEŞRİYAT 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Savaşı erkek icat etti, direnmeyi kadın…”

 

BANU GÜRSALER SYVERTSEN/MELİKE YILDIRIM

 

İspanyol yazar Enrique Vila-Matas yola gazeteci olarak çıkmış, hem de dünyaca ünlü şahsiyetlerin röportajlarını çevirerek. İlki bir Marlon Brando röportajıymış. Genç Vila Matas, editörüne İngilizce bilmediğini söylemeye utandığı için, oturup hem soruları hem de cevapları yazmış. Uydurmuş anlayacağınız.

 

 

BİZİ BİRLEŞTİREN YALANLAR

 

Edebiyat, salt bize görmediklerimizi göstermeye yarayan bir araç değildir. Ya da göremediklerimizin altını çizen, tek boyutlu kalınca bir çizgi... Çoğu zaman edebi eser, bize iki-üç cümleyle anlatıp geçtiğimiz her ne varsa şu hayatta, aslında daha daha fazlasının olduğunu hatırlatır: Sesi kısık olayların, durumların, ayrıntıların, şeylerin pek de öyle olmadığını serer gözlerimizin önüne.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Ibn Haldun’un Mukaddime’de üzerinde durduğu çevrenin ve yaşanılan şehrin insan üzerindeki etkisi, modern yazarların ve düşünürlerin de peşini bırakmamış bir tartışmanın konusudur. Walter Benjamin meşhur kitabı Pasajlar’da 19. yüzyıl Paris’inden ve Charles Baudelaire’in şiirlerinden yola çıkarak erken modernizmin izlerini sürer.