Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Bir Ressamın Yalana Yakın Portresi



Zayıf
Toplam oy: 17
Fatih Baha Aydın, ilk romanı Bihaber’de insanın nasıl yalancı olabildiğini adım adım işlemiş. Kişinin kendi uydurduğu bir yalanın kölesi olma sürecini okuyoruz bu romanda.

Kadim zamanlardan beri “yalan” her din, her inanış ve her dünya görüşünce lanetlenmiştir. Tarihte yalanı hoş gören bir kavme denk gelmek mümkün değildir. Yine de insanın olduğu her yerde ve zamanda yalan “kullanılan” bir araçtır. Kimi zaman gerekmese bile yalan söyler insanlar. Yalanın yüzü insana daha sıcak, daha parlak görünür çoğu zaman.

 

Fatih Baha Aydın, ilk romanı Bihaber’de insanın nasıl yalancı olabildiğini adım adım işlemiş. Kişinin kendi uydurduğu bir yalanın kölesi olma sürecini okuyoruz bu romanda.

 

Öncelikle romanda yalanın kişisel boyutunu görüyoruz. Bir çocuğun nasıl kolayca yalan söyleyebilen bir fert haline gelişine şahit oluyoruz. Bir yalancının yetişmesini adım adım okuyoruz adeta. Ancak kişisel bir maceradan da ibaret değil durum. Bir gencin hiç aklında olmadığı halde üniversiteye hoca olması ve sonrasında sırf kariyeri için hiç yaşamamış bir kadın ressamı icat ettikten sonra, geçmişi kendi icadı doğrultusunda yeniden inşa etme süreci, gerçekten ibretlik bölümlerden oluşuyor.

 

Ancak Fatih Baha Aydın’ın bu roman karakterinin inşa sürecini anlatırken, karakteri kendi geçmişinden devşirmesini sağladığı ögeler gerçekten dikkat çekici. Karakterimiz hiç olmayan bir ressam icat etmektense var olan bir ressamı “değiştirerek” kendi kariyeri için manipüle ediyor ve kendi çevresinde tanıdığı kişileri de icat ettiği yeni ressamın çevresine monte ediyor. Bu özelliği romanı daha başarılı, daha inandırıcı, daha yaşanmış kılıyor bence. Her ne kadar “akademiyi” merkeze alsa da yalanın sanat piyasasındaki karşılığını, politik çevrelerdeki durumunu da gözler önüne seriyor Bihaber. Kişisel ihtiraslarla, örgütlü kötülük arasındaki mesafenin düşünüldüğünden daha az olduğunu da okuyoruz.

 

Kurgu metinlere yalan muamelesi yaparız. Roman ve öykü okumama gerekçesi olarak “ben kurgu metinlere vakit ayıramam, benim işim gerçeklerle” diyerek yalan muamelesi yapan tanıdıklarım vardır mesela benim. Oysa kurgu yapmak yalan söylemek değildir. Bihaber’i okurken bir yalanı kurgulayan karakterin kurgulanma sürecinde, buna bir kez daha şahit oldum. Kendi adıma kurgu yapmak ile yalan söylemek arasındaki farkı görmek isteyenleri bu kitabı okumaya davet etmek isterim.

 

Bihaber, meselesi olan, anlatacak derdi olan bir roman. Hem de sadece kişisel bir dert değil söz konusu olan. Hayatın her alanında karşımıza çıkabilecek yahut bizzat bizim kullanıp başkalarını maruz bırakabileceğimiz bir günah yalan. Bu açıdan bakılırsa romanın ne denli vahim bir fay hattına inşa edildiği daha net görülebilir. “Anlattığım senin hikâyendir” diyen Romalı şair, umarım bu romanı okurken zihninizin bir kenarında durur ve anlatılana “yabancı” kalmazsınız.

 

Her ne kadar Bihaber, Fatih Baha Aydın’ın ilk romanı olsa da, kitap, bir ilk romandan beklenenden daha olgun, çok boyutlu bir çalışma. Karakterler derinlemesine çalışılmış, olay örgüsü, psikoloji işlenmiş; diline, üslubuna emek verilmiş. Hâsılı kelam fazlası ve eksiği olmayan bir ilk roman ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla ilk romanında çıtayı belli bir yere taşıyan Fatih Baha Aydın’dan ikinci romanı beklemek hakkımız.

 

 

BİHABER
Fatih Baha Aydın

ÖTÜKEN NEŞRİYAT 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

IRCICA, 57 üye ülkesi bulunan İslam Konferansı Teşkilatı’nın kültür sahasındaki ilk alt kuruluşu. IRCICA kurulduğu günden beri yürütmekte olduğu çalışmalarında İslam kültür ve medeniyetiyle ilgili birçok konuda araştırmalar yaparak bulduğu tüm değerli belgeleri araştırmacıların kullanımına sunuyor.

Geçtiğimiz günlerde ilk sezonu Netflix’te yayınlanan The Umbrella Academy son birkaç yıldır dizi ve filmlerde sıkça karşılaştığımız tipik süper kahraman maceralarından sıkılanlar için alışılmadık karakterleri ile dikkate değer bir alternatif olacak gibi.

Arthur Schnitzler (1862-1931) ülkemizde az tanınmasına rağmen Alman dilinin en güçlü öykücülerinden biridir. Erken dönemde bilinç akışı tekniğini, iç monolog anlatım imkânını ustalıkla kullanan yazar, aşk ve ölüm üzerine derinlikli öyküler ortaya koyarken özellikle XIX. yüzyıl sonu Avrupa ve Viyana’nın çöküş dönemini belgelemiştir.

28 ağaçtan oluşan küçük bir orman yarattın. Yeni kitabın Ağaç Alfabesi’nden söz ediyorum. Nereden aklına geldi bu fikir?

 

Köklerimizi, kendi isimlerimizin yazdığı karton kahve bardaklarında aradığımız bugünlerde masallara, masallarımızı okumaya, dinlemeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var gibi görünüyor. Mesafenin kaybolduğu, ben ve öteki, özne ve nesne, gerçeklik ve görüntüler arasındaki sınırların tamamıyla birbirine karıştığı günümüzde, doğru yolu, kendi yolumuzu bulabilmek çok daha zor.

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.