Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bir Simon Garfield Romanı: Zaman Her Şeyi Çözer Mi?




Toplam oy: 63
Simon Garfield imzalı Saatler’de zamanı kontrol altına almanın sonuçlarına yazarın verdiği somut örnekler hayret uyandırıyor. Uçakların iniş vakti, Fransız devriminde ortaya çıkan takvim, İngiltere’deki yeni yaşam savunucuları, borsa, müzik dinleme alışkanlıklarımız derken Garfield saniyelerin değerini değiştiriyor.

Simon Garfield’ın Saatler isimli eseri, Turkuvaz Kitap’ın ciddi emek sonucu yayına hazırladığı bir çalışma olarak raflardaki yerini aldı. Kitabın çevirisini bir saat tutkunu, Esquire’in saat editörü Özge Dinç’in yapmış olması, kitaba karşı ayrıca bir merak uyandırıyor.

 

“Dijitale ne kadar bağlanırsak evrensel zamandaki bir ayarlama hayatımızı o kadar etkiler” diyor Simon Garfield.

 

Saniyeleri, zamanı kontrol altına almanın sonuçlarına yazarın verdiği somut örnekler hayret uyandırıyor. Mesela son artık saniyenin 2012’de Aralık ayına eklendiğinde, Quantas Havayolları 400 uçağı uçuşta bilgisayar bağlantısı hatası nedeniyle inişe zorluyor. Bir artık saniyenin onca yolcuya oynadığı oyun hatırlatılıyor bu şekilde. Saatler’de daha önce belki de hiç düşünmediğimiz sinemadan CD’nin çıkışına, tren yolundan saat yapımına pek çok olaya sebep olan zamanı ölçme kavrayışımız ele alınıyor ve zamanın akışını diğerlerinden çok daha farklı gösteren müzelerle son buluyor.

 

Simon Garfield Tam Benim Tipim eserinde modern zamanda fontların, yazı karakterlerinin öyküsüne değiniyordu. Aynı zamanda Garfield; haritaların, mektupların tarihini alışılmışın dışında bir kavrayışla ele aldığı eserlerinde “meraklısına özel” meseleleri uluslararası çok satan kategorisine almayı başarıyor. Birçok insanda ilgi uyandıran, merak kurcalayan, dahi bir kalem ustası var karşımızda.

Yavaş yaşam savunucuları
20. yüzyılın sonlarında Prens Charles’ın aklına bir yaşam alanı yaratma projesi geliyor çünkü duyarsız modern mimarların ülkeye zarar verdiğini düşünüyordu. Burası geleneksel değerlerin korunacağı, kiracıların daha rahat edeceği, çocukların sokaklarda seksek oynayacağı bir yerdi. Poundbury projesi tüm dünyanın en iyi şeylerini, İngilizlerin terbiyesini, internet çağının eko verimliliklerini tarımsal avantajlarla birleştirmeye çalıştı. Buradaki temel motivasyon sıcak ve misafirperver yapının endüstriyel dünyanın çılgın temposunda kaybolmayacak olmasıydı. Fakat proje çok da eleştiri alıyordu. Başlangıçta amaçlandığı gibi araba kullanımı azaltılamadı ve eleştirmenler projeyi yapay bularak nostaljik diye nitelendirdi. Poundbury geleceği geçmişte sımsıkı kök salmış olarak görse de iyi yaşam hakkında ileri bir görüş barındırıyordu Garfield’a göre. Projeye yönelik ilk tartışmaların Batı’nın doyumsuzluk, hız ve uçsuz bucaksız arzuları, bağlılığının sınırsızlığı üzerine olması zaman hakkında bir fikir veriyordu.
Garfield’a göre yavaş yaşam savunucuları narsist, geçmişle ilgili kendini beğenmiş ve sinir bozucu görülebilirler tamam fakat acaba tüm bunlar steril romantizminden fazlası olabilir mi? Yazara göre yavaş yaşam temposu giderek ruhlarımızı hem de gezegeni kurtarmak için daha uygulanabilir hale geliyor.
Fransızlar takvimi nasıl altüst etti
Fransız devrimci takvimin günlere politik bakışı empoze eden ilk örnek olmadığını, tüm takvimlerin az ya da çok seviyede düzen, kontrol dayattığını hepsinin kendi usullerine göre politik olduğunu söylüyor Garfield. Gregoryen reformuyla gelen Paskalya’nın ilk kutlandığı tarihe göre belirlenen takvim Katolik ülkelerin katılımıyla kabul edilir.
Büyük Britanya ve Amerika kolonilerindeki halkın bize 11 günümüzü geri verin isyanına rağmen takvimden vazgeçilmez. Fransızların geleneksel zaman akışını değiştirme geleneği bugün de aynı şekilde devam ederek sonuçsuz kalıyor. Protestanların 2005’in yılbaşı gecesi kendilerini Fonacon olarak adlandıran bir gurupla 2006’yı durdurmaya çalışmak için toplandıklarını okuyoruz.
Garfield; Philips ve Sony’nin müzik dinleme stilimizi değiştirme toplantısından, kompakt disk ve video diskin işitsel sağlamlığıyla dinleyicileri küçük aygıtlara ikna etme sürecine geçişinden başlayarak süre ve müzik arasındaki ilişkiye de değiniyor. The Beatles gurubundan, hızla tamamlanan albümlerden anlatırken CD bambaşka bir şey sunmuştur: Yepyeni müzikal zaman bilinci. Parçayı durdurmak ve yeniden başlatmak…
Esaret altında bir kıyamet
Eskiden başımıza gelecek en korkunç şey saat 00.00’da balkabağına dönüşmekti Saatler’e göre. Bugünlerde böyle bir şey küçük düşürücü gelebilir. Günümüzde gece yarısı olacak en kötü şey, dünyanın yok olması. Yıkımlar, borsalar ve sayısız ilişkiler ağının alt üst olması yalnızca kısa bir an’a bakıyor.
Garfield için; zaman çizelgesi doğrusal olmaktan çok döngüsel olacaktır, çünkü zamanın kendine dönme alışkanlığı vardır. “Zaman, bir zamanlar pasifti, artık agresif ” diyen yazar, sonrasında bu anlayışın nasıl geliştiğini ve bundan ne çıkarılacağını açıklamak için 344 sayfa harcıyor: “Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, saatler belirgin bir şekilde figür aslında. Eğer burada olsalardı ilk saat ustaları bize sarkacın salınımının her zamankiyle aynı olduğunu ve takvimlerin yüzlerce yıldır hiç değişmediğini söylerlerdi.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.