Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Daha çok yazmak isteyenler için 11 öneri




Toplam oy: 577

Yazmak kendimizi ifade etmek için kullandığımız yöntemler içinde en popüler olanlardan biri. Aynı zamanda oldukça da zorlu bir meşgale. Özellikle yazdığınız şeyin uzunluğu arttıkça masanın başına geçmek daha da güç hale gelebilir. Eğer siz de masa başında geçirdiğiniz zamanı daha verimli hale getirmek, yeni yılda daha çok yazmak ve belki de o ne zamandır üzerinde çalıştığınız romanı bitirmek istiyorsanız bu öneriler işinize yarayabilir:

 

1.    Kendinize günlük makul bir hedef belirleyin. Günlük bir hedef belirlemek her zaman fayda sağlar fakat buradaki anahtar sözcüğün “makul” olduğunu unutmayın. Eğer günde 1000 kelime yazabileceğinize inanıyorsanız, hiç durmayın, yazın! Limitlerinizi zorlayın! Ama eğer tam zamanlı bir işte çalışıyorsanız, ihtiyaçlarını gidermeniz gereken küçük bir çocuğunuz ya da evcil bir hayvanınız varsa veya günlük sorumluluklarınız sizi biraz fazla zorluyorsa günde 1000 kelime makul bir hedef olmaktan çıkabilir. Öyleyse siz de 200 kelimeyle başlayın ve bu hedefi gittikçe iyileştirmeye çalışın. İlla ki kelime sayılarıyla sınırlı kalmanıza gerek yok, günlük belli bir süre yazma hedefi de koyabilirsiniz kendinize. Fakat bu durumda belirlediğiniz süre boyunca gerçekten yazmakla meşgul olduğunuza emin olun. Yazmaya ayırdığınız zamanı pencereden dışarıyı izleyerek, akşama ne pişireceğinizi düşünerek ya da ertesi günki toplantıda ne giyeceğinizi tasarlayarak geçirmeyin. Sözün özü: Kendinizi kandırmayın.


2.    Uyuyun. Birçok ünlü yazar gece kuşu olarak bilinir, geceleri etrafın çalışmanıza uygun biçimde sessizleştiği gerçeği de yadsınamaz. Ancak tam zamanlı mesainiz sabah 08:00’de başlıyorsa ya da başka sebeplerle erken kalkmanız gerekiyorsa gece 03:00’e kadar yazmaya çalışmak pek de iyi bir fikir olmayabilir. Kısa vadede son derece verimli işler çıkarabilirsiniz fakat unutmayın ki yazmak çoğu kere uzun soluklu bir koşudur. Bazen asıl yapmanız gereken vakitlice yatağa girmek ve hem bedeninizi hem de zihninizi dinlendirerek bir sonraki güne hazırlamak olabilir. Bu sayede işinizin başına tazelenmiş ve zinde bir beyinle oturabilirsiniz.


3.    Kendinize “kötü yazma” hakkı tanıyın. Zira iyi yazamamak her an önünüze çekilen bir sete dönüşebilir, kötü yazma korkusu sizi yazmaktan bütünüyle alıkoyabilir. Aklınızdakileri kağıda dökerken mümkün mertebe mükemmeliyet kaygısından sıyrılmaya çalışın. Önceliğiniz aklınızdakileri kağıda tümüyle aktarabilmek olsun. Unutmayın; yazdıklarınız hiçbir zaman değiştirilemez, düzeltilemez, iyileştirilemez değil. Aklınızdakileri kağıda dökmeyi başardıktan sonra üzerlerinde istediğiniz kadar çalışabilirsiniz.


4.    Dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak durun. Size bütün sosyal medya hesaplarınızı külliyen kapatmanızı salık verecek değiliz elbette, ancak birkaç satır yazdıktan sonra Facebook profilinizi kontrol etmek ya da Instagram’da gezinmek için ayırdığınız süre yüksek ihtimalle 15 dakikayla sınırlı kalmayacak ve siz daha ne olduğunu anlayamadan kendinizi yazmaya ayırdığınız o kıymetli zamanı boşa harcamış olarak bulacaksınız. Aynı şeyin televizyon vb. diğer dikkat dağıtıcılar için de geçerli olduğunu unutmayın. Çalışırken televizyonu kapalı tutmak ya da sosyal medya sitelerini geçici süreyle engelleyen uygulamalardan yararlanmak daha verimli çalışmanıza yardımcı olabilir.


5.    Aklınıza gelen fikirleri anında not edin.
Gerekiyorsa bunun için yanınıza bir not defteri bulundurun ya da telefonunuzun sağladığı imkanlardan yararlanın. İnsan hafızası kısa vadeli, orta vadeli ve uzun vadeli olmak üzere kademelenmiştir ve kısa vadeli hafızamızda tuttuğumuz birçok şey orta ve uzun vadeli hafızamıza aktarılamadan kaybolup gider. Parlak fikirlerinizin sabun köpüğü gibi uçup gitmesini istemiyorsanız not almayı alışkanlık haline getirin.


6.    Okuyun. Birçok iyi yazarın aynı zamanda iyi birer okur olduğunu aklınızdan çıkarmayın.  Okumak sadece keyifli değildir; aynı zamanda sizi dinlendirir ve geliştirir. Sözcük dağarcığınıza katılacak her yeni kelime bir sonraki cümlenizi daha iyi yazmanıza katkı sağlar. Okuyarak zihninizin kalemini sivriltmiş olursunuz, bu sayede ifadeleriniz de güçlenir. Okuyarak geçirdiğiniz zamanı esasen kendinizi bir yazar olarak yetiştirmeye harcadığınızı unutmayın.


7.    Kendi çalışma düzeninizi bulun
. Bir yazar sabah çok erken uyanıp çalışıyor, öbürü öğlene kadar yatakta kalıp akşamüstleri yazmayı seviyor olabilir. Yazarların çalışma biçimleri bir hayli çeşitlilik gösterebilir. ( Truman Capote kendisini “yatay bir yazar” olarak tanımlıyor ve yalnızca uzanır vaziyette çalışabiliyordu örneğin.) Herhangi bir çalışma biçiminin size dayatılan bir kural olduğu yanılgısına düşmeyin. Sizi en verimli kılan çalışma yöntemini keşfetmek için kendinizi gözlemleyin. Sabahları daha mı verimli oluyorsunuz? Ya da kahve içmedikçe çalışamıyor musunuz? Evde mi, dışarıda bir mekanda mı daha rahat yazıyorsunuz? Çalışma rutininizi ihtiyaçlarınıza göre belirleyin ve ona mümkün mertebe sadık kalın.


8.    Yazdıklarınızı dış dünyayla paylaşın. Zaten eninde sonunda paylaşmanız gerekecek, tabii gizli bir günlük yazmıyorsanız! Yazdıklarınızı yazar yazmaz alaycı ve aşağılayıcı gözlerin önüne atmak zorunda değilsiniz elbette. Kendinizi hazır hissedene dek bekleyin ve eserinizi fikrine güvendiğiniz, kendinize yakın gördüğünüz insanlarla paylaşın. Onlardan yazdıklarınızı okumalarını ve eleştirilerini sunmalarını isteyin. Unutmayın; iyi bir eleştiri size eserinizi daha iyi hale getirmeniz için sunulmuş bir fırsattır. Bu sayede yazdığınız şeydeki sorunları ilk elden, o dünyaya açılmadan önce giderme imkanı bulursunuz.


9.    Kendinize bir bitiş çizgisi belirleyin. Halihazırda profesyonel bir yazarsanız son teslim tarihlerinin yaratıcılık üzerindeki “itici” gücünün farkına varmışsınızdır zaten. Fakat son teslim tarihlerinin gücünden faydalanmak için profesyonelleşmiş bir yazar olmanıza gerek yok. Kendinize üzerinde çalıştığınız işi bitireceğiniz bir tarih belirleyin ve çalışma programınızı da bu tarihe göre düzenleyin. Kararlaştırdığınız tarihe sadık kalmak için var gücünüzle çabalayın, aman ha kuralı kendi kendinize koymuş olmanın rehavetine kapılıp erteleme hastalığına tutulmayın.


10.    Yazmak için ayırdığınız zamana sahip çıkın. Masanızın başına geçtiğiniz andan masadan kalktığınız ana kadar size o günkü sorunlarını anlatmak isteyen arkadaşınızın telefonlarından, patronunuzdan gelen mesai dışı e-postalardan, hiçbir aciliyeti olmamasına rağmen ısrarla dayatılan işlerden uzak durun. Yazmaya ayırdığınız zamanın sizin için ne denli kıymetli olduğunu unutmayın. Gerekiyorsa telefonunuzu bir süreliğine kapatın, e-postalarınızı kontrol etmeyin, kendinizi dış dünyadan mümkün mertebe soyutlayın ve yazın.


11.    Son olarak: Asla pes etmeyin. Unutmayın ki tüm iyi yazarların kötü günleri olmuştur. Onlar da çoğu zaman para kazanma zorunluluğu altında ezilmiş, kendilerini zorlayan sorumluluklarına göğüs germiş, yazabilecek hale gelmek için ter dökmüşlerdir. Yazamadığınız günlerde kendinize gereğinden fazla yüklenmeyin. Başarısızlık karşısında havlu atmayın. Anlatmaya değer bir hikayeniz olduğuna inanıyorsanız masanın başına geçin ve yazmaya devam edin.

 

 

 

EK

 

 

 


 

 

 

Kaynak:The  Bustle


Görseller: (sırasıyla) Tayfun Pekdemir, Elif Demir

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.