Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Edebi hayvanlarla tanışma vakti




Toplam oy: 1233

Bir kitabı elimize aldığımızda tanışacağımız karakterlerin insani özelliklere sahip olmalarını bekleriz. Hayvanlar ise bu konuda çoğunlukla arka plana itilirler çünkü hayvani özellikler daha çok metaforlar aracılığıyla anlatılır. Bu yüzden onları sadece fabllara, masallara ya da çocuk edebiyatına ait karakterlermiş gibi zannedebiliriz. Ancak durum pek de sandığımız gibi değil. Kanon eserlerden günümüze pek çok kitap tam tersine hayvanları ön plana alıp insani özellikleri bir kenara itiyor. Bu eserlerde hayvanlar, insanlığın içinde bulunduğu aciz duruma, sürüklendiği o umutsuz geleceğe adeta ışık tutuyor.

 

İnternet gazetesi The Huffington Post’tan Howard L. Anderson bizlere hayvanların baş karakter olduğu dokuz kitap sıralamış. Kitaplardaki hayvanlar her ne kadar farklı, tehlikeli ve sıradışı görünseler de bir o kadar da bizdenler. Çünkü asıl anlatılan onların hikayesi değil bizim hikayemiz.

 

 

 


 

 

Hayvan Çiftliği – George Orwell: Politik alegorinin sayılı örneklerinden Hayvan Çiftliği, Stalin döneminde yükselen siyasi yozlaşmayı ve Rus devriminin başarısızlıklarını anlatıyor. Kitapta Sovyet dönemini domuzlar, ülkeleri ise insanlar temsil ediyor.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

Kujo – Stephen King: King’in 1981 basımı korku romanı, Kujo isimli köpeğin bir yarasa tarafından ısırıldıktan sonraki değişimini anlatıyor. İçgüdünün ve gücün sorgulandığı kitap 1983 yılında sinemaya uyarlanmış.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

Martı Jonathan Livingston – Richard Bach: Martı Jonathan Livingston’un hayatını, İkarusvari uçma hevesini anlatan kitap aynı zamanda yaşam mücadelesini manevi bir perspektiften gözler önüne seriyor.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

Kral Fare – China Miéville: Yarı fare karakterimiz Saul ile Londra’nın yeraltı dünyasında fantastik bir gezintiye çıkıyoruz. Miéville, Kral Fare ile fantazinin ve mitolojinin o benzersiz uyumunu karanlık güçlerle birleştirmeyi başarıyor.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Maus: Hayatta Kalanın Öyküsü – Art Spiegelman: İki seriden oluşan çizgiroman, Spiegelman’ın soykırım döneminde sağ kurtulan babasının hikayesini anlatıyor. Pulitzer ödülünü kazanan bu ilk çizgiromanın karakterleri: Yahudi fareler, Nazi kediler ve Polak domuzlar.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

Vahşetin Çağrısı – Jack London: İnsanın doğaya, özgür iradenin kadere karşı çatışmasını anlatan başyapıt, tıpkı Kujo gibi değişimin sembolü olan Buck’ın doğaya karşı verdiği mücadeleyi ve uyum sürecini anlatıyor.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Fare Kardeşliği II – Güz 1152 – David Petersen: Eisner ödüllü çizgiroman insanların olmadığı bir orta çağda duygusal farelerin hikayesini anlatıyor. Fareler arasındaki kardeşlik ve yardımseverlik duygusunu başarılı çizgilerle aktaran çizgiroman 2008 yılında rol yapma oyununa uyarlanmış.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

Bruno Littlemore’un Evrimi – Benjamin Hale: Amerikalı yazarın ilk romanı Bruno Littlemore adında bir şempanzenin sahibiyle cinsel ilişkiye girmesini anlatıyor. Yazar, Littlemore’un esaret günlerinden insani değişimine kadar olan süreci cinayet ve hayvansallık temalarıyla süslüyor.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

Üstat ile Margarita – Mikhail Bulgakov: 20. Yüzyılın en önemli eserlerinden kabul edilen Üstat ile Margarita’da Şeytan, Sovyetler Birliği seyahatine çıkıyor. Sovyet döneminin eleştirisi niteliğindeki kitap, gerçeküstü öğelerle gerçeğin tüm yönleriyle farkında olmamızı sağlıyor.

 

 

 

 

Çeviren: Serter Akyol

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Muhammed Hicazi 1900 yılında Tahran’da dünyaya gelmiş. Yüksek bir memur olan babasının imkânları sayesinde müreffeh bir çocukluk geçirmiş. Erken yaşlarda Arapça ve Fransızcayı yetkin şekilde öğrendikten sonra eğitim için Fransa’ya yollanmış. Hicazi’nin Fransa yılları onun uzaktan idrak etmeye çalıştığı Batı’yı yerinde özümsemesi için bir başlangıç noktası olmuş.

Kelimeleri hikâyeleri ile birlikte düşünürüm. Birer insan gibi yaşamları ve dönüşümleri vardır kelimelerin. Onun seyrini izlerim. Anlamları dışında görünüşleri ve tipografik hareketleri ilgimi çeker.

 

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.