Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Editörden: Fani sorulara ebedi yanıtlar




Toplam oy: 1075

Her gün yatağımızdan kalkalım, bize sunulan her ne tür bir hayat ise onu paşa paşa yaşayalım. Akşamları da, ertesi sabah tekrar kalkıp birebir aynı şeyleri yaşamak üzere aynı yatağa girelim. Bunun ne gibi bir sakıncası var?

 

 

 

Neden her daim, cevabını bilmenin pratikte hiçbir işimize yaramayacağı soruları sorup duruyoruz, rahatsız olma pahasına: Evren nedir, sonsuzluk var mıdır? İnsan ahlaklı yaşamak zorunda mıdır? Bir gün kovulacağımızı bildiğimiz bu dünyada bizi, her şeye rağmen, büyük bir inatla tutan o şey nedir? Ölünce bizi neler bekler? Ölünce bizi bekleyenlerin, yaşamda bekleyenlerden daha ürkütücü olduğu fikrine nasıl kapılırız? Din nedir, siyaset nedir, sosyal sınıflar ne demektir? Bazı insanlar neden soru sormakta, bazıları yaratmakta, bazıları da tüketmekte avuntu bulur?

 

 

 

Bir gün hepimiz öleceksek eğer, sormasak, yaratmasak, tüketmesek ne olur? Yaratmak nasıl bir şeydir? Neden yaratmak istersin? Bir hissiyat mıdır, bir teknik midir? Hissiyatsız teknik, tekniksiz hissiyat neye benzer? Bu teknik, öğretilebilir mi? Yani, yazarlık öğretilebilir mi? Bir şeyin öğretilebilir olduğuna dair mutlak bilgiye nasıl varırız?

 

 

 

Bu ay Burcu Arman'ın SabitFikir için hazırladığı kapak konusu sayesinde dünyanın sırrına eremeyecek ve yukarıda sıralanan ebedi soruların pek çoğunun yanıtını bulamayacaksınız. Ne ki, en azından, söz konusu 'yazarlığın öğrenilebilir bir iş olarak konumlanması' olunca, edebiyat dünyamız neden bu kadar dikbaşlı ve küstah kesilir; yazarlığın öğrenilip öğrenilemeyeceği bilgisine nasıl ulaşırız, öğretilirse bu ancak nasıl olabilir gibi fani soruların yanıtlarına çok yakınsınız. 20 sayfa kadar. (Bu yanıtlar da elbet bir gün ve bir şekilde, en yukarıdaki sorulara bağlanacaktır.)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İllüstrasyon: Jirayu Koo

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Eğer hidâyet yazılmışsa bir kişinin alınyazısına, kişi ne denli farklı mecralarda dolaşırsa dolaşsın dönüp gelmesi muhakkaktır takdir olunana. Gai Eaton da Lozan’dan İngiltere’ye, Jamaika’dan Mısır’a hakikat arayışıyla gezinirken, bu yazgının izini süren son devir Müslüman entelektüellerinden birisidir.

 

A-

 

Mecnun one night

 

B-

 

Ben bu tarzı benimsedim. Elim belimde vakaların önünde bekler, sakallarımı sıvazlar, sosyolojik birtakım çıkarımlarımı dile getiririm. ‘Ne güzel bir toplum simit yiyor.’ ‘Toplum koşma oğlum beş dakika sonra tekrar gelecek tren.’ ‘Toplum şuradan geçerken az sessiz ol uykuya uzağım zaten.’

 

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.