Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Fantastiğin yeniden keşfi ve unutulmuş klasikler




Toplam oy: 13
Unutulmuş Fantastik Klasikler serisi, ‘başka bir fantastik mümkün müydü’ sorusuna cevap araması, fantastiğin adeta ellerinde yeniden doğduğu Tolkien’e kadar aldığı yolu gözler önüne sermesi ve türün kökenine ilişkin derli toplu bir kılavuz olması bakımından büyük önem taşıyor. Seri her ay çıkacak kitaplarla genişlemeye devam edecek.

Öz yaratımın poetikası üzerine kafa yoran William Randall, Bizi Biz Yapan Hikâyeler’de benliklerimizin esasen bugün olduğumuz yerden geçmişe dönerek sürekli yeniden kurguladığımız birer hikâye olduğunu söyler. Ona göre insanın hikâyesi yoktur, insan hikâyenin ta kendisidir. Her birimizin o büyük hikâyenin bir parçası olduğunu düşünmek ya da - Muriel Rukeyser’in sıkça atıf yapılan sözlerini hatırlayarak - evrenin atomlardan değil, hikâyelerden oluştuğuna inanmak kuşkusuz heyecan verici. Belki de bizler ancak hikâyelerle düşünüyor, kendimizi, bu dünyadaki yerimizi hikâyelerle buluyoruz. Ve kimi hikâyeler ruhumuzun derinliklerinde bir yerlere işlenmiş bazı kodları harekete geçiriyor. Kendi adıma büyülü, epik romanslara kapı aralayan atmosferiyle fantastik kurgunun bu etkiyi yaratacak en işlevsel enstrümanlardan biri olduğuna inanıyorum.

Ne var ki fantazya bilhassa ülkemizde kol kola yürüdüğü bilimkurgunun aksine olgunlaşmamış bir tür olarak görülüp çocuk masalları ya da sorunlu bir şartlanmayla güçlü bağlarımızı inkâr ettiğimiz efsanelerle birlikte kategorize edildiğinden pek ciddiye alınmıyor. Elbette bunda türün kült eserlerinin beslendiği kaynakların ya da Türk okurun kültürel kodlarında karşılık bulabilecek yerli örneklerin kısıtlı oluşunun ciddi bir etkisi var. Zira kurguladığı dünyanın muazzamlığı ya da türün modern tanımının sınırlarını çizmesi bir yana, çoğumuz için fantastik kurgu Tolkien’in Orta Dünyası ve -ister yerli olsun ister yabancı- onun plastik kopyalarından ibaret. Dahası Hobbit’in 1937, Yüzük Kardeşliği’nin ise 1954 yılında yayımlanmış oldukları dikkate alındığında; tür için milat kabul edilen bu tarihlerin öncesine ilişkin bir tür köksüzlük ve belirsizlik hissi ile karşı karşıya kalıyoruz. İşte tam da bu noktada İthaki Yayınları’nın okurla buluşturduğu Unutulmuş Fantastik Klasikler serisi büyük bir önem kazanıyor.
Fantastiğin başlangıç noktası
Unutulmuş Fantastik Klasikler serisi bu miladın öncesini, kendinden sonra gelen her eseri kaçınılmaz şekilde etkileyen Yüzüklerin Efendisi’ne ilham veren eserleri mercek alarak fantastiğin başlangıç noktasına ilişkin daha anlaşılır bir yol haritası çıkarıyor. Şüphesiz bazıları ile ilk kez tanışacağımız yazarları “fantastik” hikâyeler anlatmaya iten nedenler ya da bu anlatıları belki de anakronik bir tavırla yeniden tanımlamak zorunda hissedişimizle, modernizmin masallar ve mitlerle kurduğumuz ilişkinin doğası üzerindeki güçlü etkisi birlikte ele alınabilir. Bu bağlamda serinin editörlüğünü üstlenen Alican Saygı Ortanca sunuş yazısında türe ilişkin sağlıklı sınırlar çizebilmek adına, “mitoloji, masal ya da destanların yeniden yazımı ya da çocuk edebiyatı olmaması ve alegori yapmak amacıyla yazılmamış olması” gibi temel bazı kriterler belirlediklerini söylüyor. Yayımlandıkları dönemin yazın dünyasında ses getirmiş olsalar da bugün ilham verdikleri ardıllarının gölgesinde kalmış 10 eserden oluşacak dizide kronolojik bir sıranın takip edilmesi ise Tolkien öncesi yaklaşık 100 yıllık süreçte fantastiğin gelişiminin gözlenmesi açısından oldukça dikkat çekici.
Fantastik edebiyatın bir bakıma unutulmuş öncü ustalarına haklarını teslim edecek dizinin ilk iki kitabı geçtiğimiz ay raflardaki yerini alan Fantastes ve Dünyanın Ötesindeki Orman. Lewis Carroll’ın da akıl hocalarından olan İskoç yazar George MacDonald’ın 1858 tarihli eseri Fantastes’te, Anodos’un ağaç perileri, kendi gölgesi ve gururlu şövalyelerle karşılaştığı büyülü yolculuğuna eşlik ediyoruz. Dizinin ikinci kitabı ise kimilerince 19. yüzyılın Tolkien’i olarak görülen William Morris imzalı Dünyanın Ötesindeki Orman. Derin hayal kırıklıklarının ardından yaşadığı şehirden kaçıp bir deniz yolculuğuna çıkan Golden Walter’ın gemisini vuran bir fırtına marifetiyle ulaştığı gizemli ormandaki serüvenini anlatan eser, diyar fantazyalarının ilki olarak kabul ediliyor.
Başka bir fantastik mümkün müydü sorusuna da cevap araması, fantastiğin adeta ellerinde yeniden doğduğu Tolkien’e kadar aldığı yolu gözler önüne sermesi ve türün kökenine ilişkin derli toplu bir kılavuz olması bakımından büyük önem taşıyan Unutulmuş Fantastik Klasikler dizisi her ay çıkacak kitaplarla genişlemeye devam edecek.
KISA KISA:
GAME OF THRONES VE YERDENİZ DİZİLERİNE AZ BİR ZAMAN KALDI
Takipçilerince sertçe eleştirilen final sezonuna rağmen Game of Thrones’un ekran başarısı pek çok yapımcının iştahını kabartıyor. Amazon’un 1 milyar dolar gibi uçuk bir bütçe ayırdığı Yüzüklerin Efendisi dizisini hepimiz heyecanla bekliyoruz. Ancak Amazon bununla yetinmemiş yaklaşık 1 yıl önce ünlü Zaman Çarkı serisini de ekranlara taşıyacağını duyurmuştu. Henüz yayın tarihi için kesin bir açıklama olmasa da geçtiğimiz ay nihayet çekimlerine başlanan Zaman Çarkı’nı 2020 sonbaharında izliyor olabiliriz.
Heyecan verici bir diğer dizi uyarlaması da Ursula Le Guin cephesinden. Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz usta yazarın fantastik serisi Yerdeniz bir kez daha televizyona uyarlanıyor. Hem yazarın kendisinden hem de eleştirmenlerden karışık yorumlar alan geçmiş uyarlamaların aksine bu defa beklentiler büyük. Oscar adayı filmleri ile tanınan Jennifer Fox’un yapımcı koltuğunda oturduğu proje başarılı yapımları ile son yıllarda adından sıkça söz ettiren A24 tarafından geliştirilecek.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimeler üzerine düşünmeyi, kelimelerle yeni kelimeler üretmeyi seviyorum. Kelimelerin sözlük anlamları ve sonrasında kazandıkları anlamlar her zaman ilgimi çeker. Metinleri okurken cümlelerin sadece yan yana gelen kelimelerden ibaret olmadığını düşünürüm.

Bir çocuk için bir kitabı anlamlı kılan ve heyecanla okumasını sağlayan şeylerden birisi içindeki macera ve mizah sosudur. Eğer bunu günlük hayatın akışına boyayabilirseniz bu çocuk için daha cazip bir kitaba dönüşür elbette. Selçuk Ceyhan’ın yazdığı Dünyayı Kurtaran İnek romanının da yaptığı tam olarak bu.

 

Yazıya beylik bir cümleyle başlayacağım: Bütün sanat dallarının temeli edebiyattır. İster ressam olun ister heykeltıraş; ister tiyatrocu olun isterse müzisyen; eserinizle temaşa edecek veya dinleyecek ‘tüketici’ye yaşamınızdan kesitler ya da kimi tespitlerle gözlemler aktarırsınız, tıpkı edebiyatçının yaptığı gibi.

William Faulkner’ın (1897-1962) öyküleri Türkçede daha önce Bilge Karasu çevirisi Doktor Martino (Yenilik Yayınları, 1956), Ülkü Tamer çevirisi Kırmızı Yapraklar (Ataç Kitabevi, 1959), Talât Sait Halman çevirisi Duman (Varlık Yayınları, 1952) adlarıyla yayınlanmıştı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Emily’ye Bir Gül-Seçme Öyküler ile Faulkner’ın öyküleri derli toplu bir hâle geldi.

Yaşamın ta kendisi olduğu için mi yazdığını yoksa bizzat yazdığı için mi yaşamla bağ kurduğunu bilemez yazan kişi. Bir şey konuşturur onu, fakat nedir o şey? Beşiğinde dile gelen İsa gibi, daha doğar doğmaz talihin nasıl işlediğinin gizli bilgisini anlamaya yazgılıdır sanki. Bilgedir, budaladır, trajik ve gülünçtür. Ve sırf bu yüzden usta bir “yaşam acemisi” olup çıkacaktır.

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.