Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Güncel // Kitaplarla Define Avı




Toplam oy: 65
Yolunuz Kuzey Amerika’ya düşecek olursa, anahtarlardan birini bulmak üzere maceraya atılabilirsiniz...

Define avlarını kim sevmez? Özellikle de çocukken; bir mekandan ötekine ipuçlarını çözmeye çalışmak, sonunda bir torba dolusu şeker ya da çikolatadan oluşan “defineye” ulaşmak... Açıkçası, çocukluğumdan hatıra bu maceraları özlemiyor değilim. O yüzden geçtiğimiz haftalarda Essex’li ailenin, bir kitabın başlattığı gerçek bir define avını çözdüğünü ve böylece on bin dolarlık “define”ye kavuştuğunu öğrenmek benim için inanılmazdı.

Çıkan habere göre, macera, üç oğluna evde eğitim veren bir annenin 2012’de In Pursuit of the Golden Key adlı kitabı çocuklarına almasıyla başlamış. Kitap 1812 Savaşı sırasında geçiyor. Yazar, kitabın içine pek çok bulmaca ve ipucu serpiştirdiğini ve bunları çözerek doğru cevaba ulaşan kişinin on bin dolarlık bir hediye kazanacağını yazmış. İşte Renee Bombardier de, üç oğluyla birlikte derhal kitabı incelemeye, ipuçlarının anlamlarını araştırmaya koyuluyor ve Böyle araştıra araştıra altı yıl geçiyor... Bu altı yılın sonunda ailenin eline, bir şekilde anlamlandırılması gereken bir dizi numara geçmiş. Sonuca yaklaştığını anlayan Bombardier ailesini daha da yoğun olarak bulmacayı çözmeye iten şey, kısa bir süre önce, kitabın yazarının bir tarih vermiş olması; yazar bulmacayı çözmek isteyenlerin doğru cevabı kendisine ulaştırmak için 3 Temmuz 2018’e dek vakitleri olduğunu açıklamış.

Bombardier ailesinin on bin dolarlık çekle birlikte çekilmiş fotoğraflarını görmek sevindirici ama bu ilginç haberi okuduktan sonra, elbette insanın aklına ister istemez, “Acaba bunun gibi benzeri hazine avları olmuş mudur?” sorusu da geliyor. Bunun gibi düzinelerce define avı olduğunu ve bunlardan kimisinin yıllardır, hatta yüzyıllardır çözülemediklerini de işte bu şekilde keşfettim.


Maskeli Balo


İngiliz yayıncı Tom Maschler, yazar Kit Williams’dan “daha önce hiç kimsenin yapmadığı bir şey” yapmasını istedi. Muzip bir adam olan Williams, bu tarz meydan okumalardan kaçınacak biri değildi. Derhal kollarını sıvayıp yazmaya koyuldu. Kitap ilk bakışta oldukça basit bir eser gibi duruyordu. Hikayede, Jack Hare adlı bir tavşanın, bir hazineyi Ay’dan Güneş’e taşıyışı anlatılıyordu; adı “Maskeli Balo”ydu (Masquerade).


“Maskeli Balo”da, birbirinden güzel 15 illüstrasyon yer alıyor; kitabı ilginç kılan da, söz konusu çizimlerin ve metnin içine gizlenmiş ipuçları... Söylenenlere göre eserin yazarı 18 karatlık altından ve üstü mücevherlerle bezeli bir baykuş heykelini kalp şeklinde, kilden bir kutuya koymuştu ve kutuyu da İngiltere’de bir yere gömmüştü. Bu söylentinin yayılmasıyla birlikte binlerce insanın kitabı satın aldığını ve İngiltere’nin dört bir yanına ellerinde kazma küreklerle dağıldığını söylemeye gerek yok herhalde!


“Maskeli Balo” 1979’da basıldı. Ancak hazinesinin bulunması 1982’yi buldu. Hazineyi “bulan” kişi hile yapmamış olsaydı, belki o baykuşun bulunması için birkaç yıl daha uğraşılması gerekebilirdi. 1982’de baykuşu bulan kişi Ken Thomas adlı bir İngiliz oldu. Ancak 1988’de, Sunday Times gazetesi, Ken Thomas’ın asıl adının Douglas Thompson olduğunu ortaya çıkardı. Ha Ken Thomas, Ha Douglas Thompson, deyip geçmeyin. Zira Douglas Thompson öylesine biri değildi; “Maskeli Balo”nun yazarının eski kız arkadaşının yeni sevgilisiydi. Yani, baykuşun yerini eski kız arkadaştan öğrenerek kuralları çiğnemişti.


Sır: Bir Define Avı


“Sır: Bir Define Avı,” 1982’de basıldı. Yazarı Byron Preiss, kitabı yazmaya “Maskeli Balo”yu okuduktan sonra karar vermiş. “Maskeli Balo”nun hazine avı fikrinden o kadar etkilenmişti ki, bir benzerini kendisi de yapmak istemiş.

Preiss, işe, Kuzey Amerika’nın dört bir yanına 12 anahtar gömerek başlıyor. Kitabını çeşitli ipuçları barındıran resim ve şiirlerle donatıyor. Toplamda 15 görselli olan kitabın illüstrasyonlarını Eragon kitap serisinin kapak tasarımcısı John Jude Palencar üstlenmiş. Bu illüstrasyonlara eşlik eden şiirlerin yer aldığı kitaptaki bulmacaları çözmenin tek yolu, işte bu şiirlerle, resimlerdeki ipuçlarını bir araya getirip çözmek. Bir ipucunu çözüp anahtarlardan birini bulan bir okur, anahtarı yayınevine teslim edip bin dolar değerinde bir mücevher alabiliyordu.

Ancak Preiss’in hazırladığı bulmacalar biraz karmaşık çıktı! Öyle ki, bunca yıldır anahtarlardan yalnızca ikisi bulunabildi. Anahtarlardan ilki 1984’te Şikago’da, üç çocuk tarafından bulundu. İkincisi ise 2004’te iki avukat tarafından, Cleveland’da keşfedildi. Şu anda bulunmayı bekleyen 10 anahtar daha var. Kitabın yazarı 2005’te öldüğünden artık anahtarların yerini açıklayabilecek kimse de kalmadı. Fakat bu define avının sona erdiği anlamına gelmiyor. Diğer bir deyişle, yolunuz Kuzey Amerika’ya düşerse, bir anahtar bulmak üzere maceraya atılabilirsiniz...


Bakır Parşömen


“Kumran Metinleri”, teknik olarak bir kitap olmasa da dünyaca bilinen edebi eserler. MS 25-75 ya da MS 75-135 yılları arasında yazıldıkları düşünülen “Kumran Metinleri”, 1952’de keşfedilmiş. Metinlerden 3Q15 sayılı parşömende, namıdiğer “Bakır Parşömen"in üstünde, çeşitli altın ve gümüş parçaların gömülü olduğu iddia edilen 64 yer var. Problem şu ki, MS 75’ten beri dünya coğrafyası çok değişti; dolayısıyla Bakır Parşömen’in “su varilinin altında gömülü” dediği yerin tam olarak neresi olduğunu keşfetmemiz biraz zor! “Kumran Metinleri”nin, adı üstünde, Kumran halkına ait olduğu biliniyor. Ancak Babil Kralı Nebukadnezar’ın yok ettiği birinci tapınağa mı, yoksa ikinci tapınağa mı ait oldukları çözülemediğinden hazinelerin nereye gömülü olduklarını saptamak da hepten zor. Ancak diğer kitap-hazine avlarının aksine, bunu çözmek büyük ihtimalle arkeologlara kalmış durumda!

 


Görseller: Byron Preiss’ın kitabından

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.