Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Güncel // Küresel edebiyat ödüllerini tartışmak...




Toplam oy: 122
Edebi ödüllerinin gerçekten de demokratik, şeffaf ve küresel olması imkansız mı?

İsveç Akademisi tarafından 1901 yılından başlayarak verilen Nobel Edebiyat Ödülü’nün, bu yıl akademinin içerisinde ortaya çıkan taciz, görevi kötüye kullanma iddiaları ve son yıllarda sürekli hale gelen sızıntılar sebep gösterilerek verilmeyeceği açıklandı. Bu haber üzerine İsveçli kütüphaneciler, bu ay kendi aralarında fon toplayıp The New Academy (Yeni Akademi) adlı yeni bir kurum oluşturduklarını ve edebiyat dünyasının en büyük ödülünü demokratik ve şeffaf bir şekilde bundan sonra kendilerinin vereceğini açıkladılar. Yeni Akademi’nin bu yılki ödülü için 47 yazardan oluşan aday listesi, halkın oylarıyla 4 yazardan oluşan bir kısa listeye dönüştürülmek üzere kamuoyuyla paylaşıldı bile.

Yeni Akademi’nin bu “demokratik” ödülü, edebiyat dünyasının ödül verim sürecinin kurallarını baştan sona yeniden yazmak istediğinin bir manifestosu olarak görülebilir. Peki, ne tür yazarlar aday gösterildi? Bu yeni ödül, dünyadaki edebiyat ödüllerinin gittikçe demokratikleşme akımı hakkında neler sembolize ediyor?
 
Genelde edebiyat dünyasının en prestijli ödülü olarak değerlendirilen Nobel Edebiyat Ödülü hakkında, aslında on yıllardır yazarlar ve eleştirmenler tarafından ödülün sürekli olarak seçim komitesi üyelerinin arkadaşlarına gittiği, politik görüşleri komite üyeleri ile uyuşmayan yazarlara verilmediği ve Avrupalı yazarlara avantaj sağlandığı şikayetleri ediliyor. Her yıl ödül sürecinde tekrar ortaya çıkan bu şikayetler, bu yıl İsveç Akademisi üyesi 18 kadının, üyelerden birinin eşi hakkında taciz şikayetinde bulunması ile daha da alevlendi. Ancak Nobel Edebiyat Ödülü, edebiyat dünyasında iltimas hakkında şikayetlerin edildiği ne ilk ne de son kurum. (Edebiyatta iltimas birçok romana konu olmuş bir olgu hatta; mesela Bulgakov, romanı Usta ve Margarita’da Moskova'ya gelen bir şeytanın, yazarı zamanında çeşitli prestijli edebiyat kulüplerine almayıp ödüllere layık görmeyen edebiyat duayenlerinin cezalandırılmasını konu alır. Yazarın büyük çoğunluğunu hasta yatağında yazdığı roman, Sovyetler Birliği’nde iltimasın rolünü, ve özellikle edebiyat dünyasındaki iltimasın yazarın hayatında oluşturduğu boşluğu ve gerçek anlamda hastalığı gözler önüne serer. Usta ve Margarita’nın bugünkü okurları da, hikayenin günümüzde de ne kadar geçerli olduğunu, kayırmanın ve tanıdıkların kendi hayatlarında da ne kadar büyük bir rol oynadığını fark edeceklerdir.)

 

 

“Yeni Akademi”nin değerlendirme kriterleri


Yeni Akademi’nin aday seçim süreci, İsveçli kütüphanecilerin yazarları aday göstermesi ile başlıyor; bu sürecin ardından bu yıl 47 isimden oluşan bir uzun liste halkın oylamasına açılıyor. İnternete erişimi olan herkesin Yeni Akademi’nin internet sitesinden vermiş olduğu oylar vasıtasıyla 3 finalist uzman jüri tarafından değerlendirilmek üzere seçiliyor. Jüri, halk tarafından seçilen 3 yazarın yanı sıra, finalde değerlendirmek istediği bir yazarı da kendisi seçiyor ve toplamda 4 finalist detaylıca değerlendirilip bir kazanan seçiliyor.
 
Ödülün internet sitesi değerlendirme kriteri olarak üç madde paylaşmış: ilk olarak ödülün okuyucunun içinde insanlığın öyküsünün bir parçası olarak başarıyla yer alabilmiş olan bir kurgu yazarına gideceği belirtiliyor, ikinci olarak da söz konusu yazarın iki basılmış kitabının olması gerektiği ve son olarak ise bu kitaplardan en az birinin son on yılda basılmış olması şartı belirtiliyor. Özellikle ilk kriter, bugüne kadar duyduğumuz en romantik ve karmaşık ödül kriterlerinden biri olsa gerek! Bir bakıma bu kriter iki varsayımda bulunuyor: ilk olarak insanı ve insanın öyküsünü edebi kaygının yegane objesi olarak kurguluyor; ikinci olarak da okuyucuların hangi yazarın kendi içlerinde insanlığın öyküsünün bir parçası olarak yer alabildiğini, hele ki başarıyla yer alabildiğini kavrayabileceğini varsayıyor. Bu iki varsayım da, edebi anlamda yüksek başarıyı belirlemek anlamında eksik kalıyor kanımca. Ne kadar genel gözükse de, bu ana kriter, çok spesifik bir yazarı ima ediyor aslında; kitaplarında insanlığı ve insan olmayı en genel biçimiyle anlatan, genel bir okuyucu kitlesine hitap edebilen ve yıllar içerisinde üretkenliğini korumuş olan yazarlar ima ediliyor. Ödül verme sürecini demokratikleştirip şeffaflaştıracağını iddia eden bir ödül için çok kısıtlayıcı bir kriter gibi gelmiyor mu size de?
 
Şaşırtıcı olan durumlardan bir başkası ise Yeni Akademi’nin aday gösterdiği 47 yazardan sadece 6 tanesinin Kuzey Amerika ve Batı Avrupa dışındaki yazarlar olması. Listede Afrika, Asya ve Karayipler’den sadece Nijerya’dan Chimamanda Ngozi Adichie, Guadeloupe’dan Maryse Condé, Japonya’dan Haruki Murakami, İsrail’den Amos Oz, Hindistan’dani Arundathi Roy ve Kenya’dan Ngũgĩ wa Thiong'o bulunuyor. Güney Amerika, Orta Amerika, Çin ve Doğu Avrupa edebiyatları gibi edebi zenginliği ve yazarlarının bolluğu dünya çapında bilinen bölgelerden ise bir aday bile yok! Dünyanın nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı bölgelerden bu kadar az aday gösterilmişken, 47 adaydan tam olarak 13’ünün İsveçli, bir diğer 13’ünün ise ABD’den olması, ödülün küreselliğinden ödün verildiğinin bir kanıtı gibi. İsveçli kütüphanecilerin İsveç edebiyatına aşikar olmasında garipsenecek bir durum yok tabii ki, ancak kendisini edebiyat dünyasının en büyük ödülü iddasıyla tanımlayan ve Nobel Edebiyat Ödülünün sorunlarının üstesinden geleceğini iddia eden bir ödülün bu kadar “tarafgir” bir uzun listeye sahip olması...



En azından aday gösterilme aşamasında


Peki edebi ödüllerin gerçekten de demokratik, şeffaf ve küresel olması imkansız mı? Değil. Goodreads Readers' Choice Award, belki de bunun en iyi kanıtı. Kitapların puanlandırıldığı ve haklarında eleştirilerin paylaşıldığı sosyal medya platformu Goodreads, her yıl 20 farklı kategorideki kitaplar hakkında, sitenin üyeleri tarafından verilmiş puanları ve eleştirileri algoritmik olarak analiz ediyor ve 20 kategorinin her birinde 15 aday gösteriyor. Bu 15 aday bir ay süren bir oylama ile Goodreads üyeleri tarafından oylanıyor ve en çok oyu alan kitaplar ise “okurların seçimi ödülü”nü kazanıyor. Tabii ki çok farklı bir zeminden bahsediyoruz ve söz konusu sistem hatasız değil, internetteki bu tip oylamalar için oy satın almak gibi bir sürü servis de kolayca bulunabiliyor, ancak en azından aday gösterilme aşamasında dilleri, kültürleri ve edebi çevrelerdeki tanışıklıkları aşan bir zenginlik var. İşte hep bu tip bir zenginlik aranmalı hem Nobel Ödülü’nün aday gösterdiği ve ödüllendirdiği isimlerde hem de Yeni Akademi’nin yeni ödülünde! Şimdilik, bu konuda tartışmaların başlamış olması bile umutlandırıyor bizleri...

 

 

Görsel: Kaan Bağcı

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.