Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Güncel // Küresel edebiyat ödüllerini tartışmak...




Toplam oy: 134
Edebi ödüllerinin gerçekten de demokratik, şeffaf ve küresel olması imkansız mı?

İsveç Akademisi tarafından 1901 yılından başlayarak verilen Nobel Edebiyat Ödülü’nün, bu yıl akademinin içerisinde ortaya çıkan taciz, görevi kötüye kullanma iddiaları ve son yıllarda sürekli hale gelen sızıntılar sebep gösterilerek verilmeyeceği açıklandı. Bu haber üzerine İsveçli kütüphaneciler, bu ay kendi aralarında fon toplayıp The New Academy (Yeni Akademi) adlı yeni bir kurum oluşturduklarını ve edebiyat dünyasının en büyük ödülünü demokratik ve şeffaf bir şekilde bundan sonra kendilerinin vereceğini açıkladılar. Yeni Akademi’nin bu yılki ödülü için 47 yazardan oluşan aday listesi, halkın oylarıyla 4 yazardan oluşan bir kısa listeye dönüştürülmek üzere kamuoyuyla paylaşıldı bile.

Yeni Akademi’nin bu “demokratik” ödülü, edebiyat dünyasının ödül verim sürecinin kurallarını baştan sona yeniden yazmak istediğinin bir manifestosu olarak görülebilir. Peki, ne tür yazarlar aday gösterildi? Bu yeni ödül, dünyadaki edebiyat ödüllerinin gittikçe demokratikleşme akımı hakkında neler sembolize ediyor?
 
Genelde edebiyat dünyasının en prestijli ödülü olarak değerlendirilen Nobel Edebiyat Ödülü hakkında, aslında on yıllardır yazarlar ve eleştirmenler tarafından ödülün sürekli olarak seçim komitesi üyelerinin arkadaşlarına gittiği, politik görüşleri komite üyeleri ile uyuşmayan yazarlara verilmediği ve Avrupalı yazarlara avantaj sağlandığı şikayetleri ediliyor. Her yıl ödül sürecinde tekrar ortaya çıkan bu şikayetler, bu yıl İsveç Akademisi üyesi 18 kadının, üyelerden birinin eşi hakkında taciz şikayetinde bulunması ile daha da alevlendi. Ancak Nobel Edebiyat Ödülü, edebiyat dünyasında iltimas hakkında şikayetlerin edildiği ne ilk ne de son kurum. (Edebiyatta iltimas birçok romana konu olmuş bir olgu hatta; mesela Bulgakov, romanı Usta ve Margarita’da Moskova'ya gelen bir şeytanın, yazarı zamanında çeşitli prestijli edebiyat kulüplerine almayıp ödüllere layık görmeyen edebiyat duayenlerinin cezalandırılmasını konu alır. Yazarın büyük çoğunluğunu hasta yatağında yazdığı roman, Sovyetler Birliği’nde iltimasın rolünü, ve özellikle edebiyat dünyasındaki iltimasın yazarın hayatında oluşturduğu boşluğu ve gerçek anlamda hastalığı gözler önüne serer. Usta ve Margarita’nın bugünkü okurları da, hikayenin günümüzde de ne kadar geçerli olduğunu, kayırmanın ve tanıdıkların kendi hayatlarında da ne kadar büyük bir rol oynadığını fark edeceklerdir.)

 

 

“Yeni Akademi”nin değerlendirme kriterleri


Yeni Akademi’nin aday seçim süreci, İsveçli kütüphanecilerin yazarları aday göstermesi ile başlıyor; bu sürecin ardından bu yıl 47 isimden oluşan bir uzun liste halkın oylamasına açılıyor. İnternete erişimi olan herkesin Yeni Akademi’nin internet sitesinden vermiş olduğu oylar vasıtasıyla 3 finalist uzman jüri tarafından değerlendirilmek üzere seçiliyor. Jüri, halk tarafından seçilen 3 yazarın yanı sıra, finalde değerlendirmek istediği bir yazarı da kendisi seçiyor ve toplamda 4 finalist detaylıca değerlendirilip bir kazanan seçiliyor.
 
Ödülün internet sitesi değerlendirme kriteri olarak üç madde paylaşmış: ilk olarak ödülün okuyucunun içinde insanlığın öyküsünün bir parçası olarak başarıyla yer alabilmiş olan bir kurgu yazarına gideceği belirtiliyor, ikinci olarak da söz konusu yazarın iki basılmış kitabının olması gerektiği ve son olarak ise bu kitaplardan en az birinin son on yılda basılmış olması şartı belirtiliyor. Özellikle ilk kriter, bugüne kadar duyduğumuz en romantik ve karmaşık ödül kriterlerinden biri olsa gerek! Bir bakıma bu kriter iki varsayımda bulunuyor: ilk olarak insanı ve insanın öyküsünü edebi kaygının yegane objesi olarak kurguluyor; ikinci olarak da okuyucuların hangi yazarın kendi içlerinde insanlığın öyküsünün bir parçası olarak yer alabildiğini, hele ki başarıyla yer alabildiğini kavrayabileceğini varsayıyor. Bu iki varsayım da, edebi anlamda yüksek başarıyı belirlemek anlamında eksik kalıyor kanımca. Ne kadar genel gözükse de, bu ana kriter, çok spesifik bir yazarı ima ediyor aslında; kitaplarında insanlığı ve insan olmayı en genel biçimiyle anlatan, genel bir okuyucu kitlesine hitap edebilen ve yıllar içerisinde üretkenliğini korumuş olan yazarlar ima ediliyor. Ödül verme sürecini demokratikleştirip şeffaflaştıracağını iddia eden bir ödül için çok kısıtlayıcı bir kriter gibi gelmiyor mu size de?
 
Şaşırtıcı olan durumlardan bir başkası ise Yeni Akademi’nin aday gösterdiği 47 yazardan sadece 6 tanesinin Kuzey Amerika ve Batı Avrupa dışındaki yazarlar olması. Listede Afrika, Asya ve Karayipler’den sadece Nijerya’dan Chimamanda Ngozi Adichie, Guadeloupe’dan Maryse Condé, Japonya’dan Haruki Murakami, İsrail’den Amos Oz, Hindistan’dani Arundathi Roy ve Kenya’dan Ngũgĩ wa Thiong'o bulunuyor. Güney Amerika, Orta Amerika, Çin ve Doğu Avrupa edebiyatları gibi edebi zenginliği ve yazarlarının bolluğu dünya çapında bilinen bölgelerden ise bir aday bile yok! Dünyanın nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı bölgelerden bu kadar az aday gösterilmişken, 47 adaydan tam olarak 13’ünün İsveçli, bir diğer 13’ünün ise ABD’den olması, ödülün küreselliğinden ödün verildiğinin bir kanıtı gibi. İsveçli kütüphanecilerin İsveç edebiyatına aşikar olmasında garipsenecek bir durum yok tabii ki, ancak kendisini edebiyat dünyasının en büyük ödülü iddasıyla tanımlayan ve Nobel Edebiyat Ödülünün sorunlarının üstesinden geleceğini iddia eden bir ödülün bu kadar “tarafgir” bir uzun listeye sahip olması...



En azından aday gösterilme aşamasında


Peki edebi ödüllerin gerçekten de demokratik, şeffaf ve küresel olması imkansız mı? Değil. Goodreads Readers' Choice Award, belki de bunun en iyi kanıtı. Kitapların puanlandırıldığı ve haklarında eleştirilerin paylaşıldığı sosyal medya platformu Goodreads, her yıl 20 farklı kategorideki kitaplar hakkında, sitenin üyeleri tarafından verilmiş puanları ve eleştirileri algoritmik olarak analiz ediyor ve 20 kategorinin her birinde 15 aday gösteriyor. Bu 15 aday bir ay süren bir oylama ile Goodreads üyeleri tarafından oylanıyor ve en çok oyu alan kitaplar ise “okurların seçimi ödülü”nü kazanıyor. Tabii ki çok farklı bir zeminden bahsediyoruz ve söz konusu sistem hatasız değil, internetteki bu tip oylamalar için oy satın almak gibi bir sürü servis de kolayca bulunabiliyor, ancak en azından aday gösterilme aşamasında dilleri, kültürleri ve edebi çevrelerdeki tanışıklıkları aşan bir zenginlik var. İşte hep bu tip bir zenginlik aranmalı hem Nobel Ödülü’nün aday gösterdiği ve ödüllendirdiği isimlerde hem de Yeni Akademi’nin yeni ödülünde! Şimdilik, bu konuda tartışmaların başlamış olması bile umutlandırıyor bizleri...

 

 

Görsel: Kaan Bağcı

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Eğer hidâyet yazılmışsa bir kişinin alınyazısına, kişi ne denli farklı mecralarda dolaşırsa dolaşsın dönüp gelmesi muhakkaktır takdir olunana. Gai Eaton da Lozan’dan İngiltere’ye, Jamaika’dan Mısır’a hakikat arayışıyla gezinirken, bu yazgının izini süren son devir Müslüman entelektüellerinden birisidir.

 

A-

 

Mecnun one night

 

B-

 

Ben bu tarzı benimsedim. Elim belimde vakaların önünde bekler, sakallarımı sıvazlar, sosyolojik birtakım çıkarımlarımı dile getiririm. ‘Ne güzel bir toplum simit yiyor.’ ‘Toplum koşma oğlum beş dakika sonra tekrar gelecek tren.’ ‘Toplum şuradan geçerken az sessiz ol uykuya uzağım zaten.’

 

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.