Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Güzelliği Basitliğinde Parlayan Öyküler




Toplam oy: 23
Carys Davies’in Kuytu kitabı, içeriğindeki Çehov tadındaki basit, ama güzelliği basitliğinde parlayan öyküleriyle sıklıkla dönüp okunacak öykülerden olmaya şimdiden aday.

Edebiyat, salt bize görmediklerimizi göstermeye yarayan bir araç değildir. Ya da göremediklerimizin altını çizen, tek boyutlu kalınca bir çizgi... Çoğu zaman edebi eser, bize iki-üç cümleyle anlatıp geçtiğimiz her ne varsa şu hayatta, aslında daha daha fazlasının olduğunu hatırlatır: Sesi kısık olayların, durumların, ayrıntıların, şeylerin pek de öyle olmadığını serer gözlerimizin önüne. Sözü açar, genişletir, derinleştirir; ama sırrı da daima korur. Şüphesiz, bunu en iyi yapan kalemlerin başında da usta öykücü Çehov gelir.

 

İngiliz edebiyat eleştirmeni ve yazar James Wood, Çehov için şunları söyler: “Ayrıntı Çehov’un eserinde sabit olmayan, suskun bir varlıktır. Dünyayı kendisi gibi kaçamaklı bulur, hayatı her dalından salkım salkım öykülerin, mahrem duyguların sallandıgı bir ağaç olarak hayal ederdi. Öykü onun için muamma olarak başlar, muamma olarak biterdi.”

 

Çehov’un öykü anlayışını, edebiyat duyuşunu, görüşünü ve yaklaşımını özetleyen en iyi tanımlamalardan biridir bu bana kalırsa. Gençlik yıllarında yazdığı mizah öykülerinden tutun da kaleme aldığı son eserlere kadar, incelikle süzülmüş bu tadı daima alırız Çehov öykülerinden. Wood’un bahsettiği muamma, katman katman, metnin damarlarında akan kan gibi yerinde duramayan, ama daima orada olduğundan emin olduğumuz bir şeydir. Çehov hayat ağacının öykü meyvelerini koparmadan, o basit gibi görünenin çekirdeğinde saklı giziyle sunar okuruna. Anlatılamaz gibi olanı anlatır, hatta bize nasıl anlatacağımızı da öğretir, bir yandan.

 

Bu kadar çok Çehov’dan bahsetmemin nedeni ise Carys Davies’in Yüz Kitap tarafından Türkçeye kazandırılan Kuytu adlı kitabındaki öykülerinin okur çevrelerince kısa zamanda pek sevilmesi ve birçok kişi tarafından Çehov’a benzetilmesinden…

 

KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ VE AİLE

 

Davies, çagdaş bir yazar. 2018 yılında yayımladıgı West adlı romanından biraz önce, 2015 yılında yayımlanan ikinci öykü kitabıyla ilk defa Türk okurlarının karşısına çıkmış oldu. Her ne kadar kitabının orijinal adı The Redemption of Galen Pike olsa da (Galen Pike’ın Kefareti -aynı zamanda kitaptaki en uzun öykülerden birinin de adı) Türkçede Kuytu ismiyle yayımlandı. (Kitapta “Kuytu” adını taşıyan bir öykü yok, ama aslında var: The Quit. Öykünün adı, Sessizlik olarak çevrilmiş konusu da dikkate alınarak. Ama kelimenin uzak anlamlarından biri de Kuytu. Aynı zamanda, kitaptaki öykülerde insanın kuytusundaki duygular anlatıldıgı için, böyle tercih etmiş Yüz Kitap.)

 

Kitabın açılış öyküsü olan Sessizlik ve kitaba orijinal adını veren Galen Pike’ın Kefareti öyküleri başta olmak üzere, öykülerin genel izleği kadınlık, kadın-erkek ilişkileri ve aile diyebiliriz. Fakat klişelerden oldukça uzak bir konu seçimi ve işleyiş var öykülerde. Her ne kadar ilk bakışta “basit” gibi görünseler de aslında tam da girişte sözünü etmeye çalıştığım Çehov’un öykü anlayışının tadını veren bir kurmaca bakış açısı söz konusu. Katmanlı, hatta katmanların çoğu kez görünmez bir şekilde yer degiştirip durduğu öyküler bunlar.

 

Mesela, inceden inceye kara mizah tadını da barındırdıgını düşündüğüm Yoldakiler öyküsü, kadın-erkek ilişkilerine ilişkin bir “ibret” öyküsü olarak görülebilir en başta: Karakterimiz, bir nedenden dolayı eşini ve yaşadıgı şehri, hatta ülkeyi terk edip bambaşka bir hayat kurmuştur kendine. Fakat bir gün, şahit olduğu bir karı-koca sürtüşmesi ve bundan sebep ortaya çıkan inadın oldukça trajik sonu, eşiyle yaşadığı ve kendisine çok uç şeyler yaptıran tartışmaların aslında ne kadar da basit şeyler olduğunu kavramasına yol açar. Kolaylıkla, “Bir musibet, bin nasihatten evladır” sözünün açılımı olarak da okunabilecek bu öykü, öylesine basit midir peki? Eric-Emmanuel Schmitt romanlarını da hatırlatan bu öykü, aynı zamanda bir manevi tekâmül öyküsü (öykünün adı bile bunu çagrıştırıyor sanki) olarak da okunamaz mı? Ya da feminist bir bakış açısıyla…

 

 


 

Kitabın açılış öyküsü olan Sessizlik ve kitaba orijinal adını veren Galen Pike’ın Kefareti öyküleri basta olmak üzere, öykülerin genel izleği kadınlık, kadın-erkek ilişkileri ve aile diyebiliriz.

 


 

ÖDÜLLÜ BİR KİTAP

 

“Size Anna Karenina’da ne anlatmak istediğimi söylemek için, romanımı baştan sona okumam gerekir” diyen Tolstoy’dan ilhamla, Davies’in öykülerinden de uzun uzadıya bahsetmek zor. Basit, ama güzelliği basitliğinde parlayan bu öyküler, sanırım sıklıkla dönüp okunacak öykülerden olmaya şimdiden aday. Kuytu, aynı zamanda ödüllü bir kitap: Uluslararası Frank O’Connor Öykü Ödülü dâhil birçok ödül aldığını ve seçkin kitap listelerine seçildiğini de hatırlatalım.

 

Ayrıca, son bir tavsiye: Çagdaş dünya öyküsünde neler yazılıyor diye merak edenler, mutlaka Yüz Kitap’ın yayımladığı eserleri takip etmeli. Güzel kitap seçimleri, özenli çevirileri ve estetik kapak tasarımlarıyla, bizlere öyküleri hep yeniden sevdirdikleri için teşekkürler.

 

 

 

KUYTU
Carys Davies

ÇEV: Yasemin Akbas
YÜZ KİTAP 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kavramların ve tanımlamaların çoktan buharlaşıp yok olmaya yüz tuttuğu 21. yüzyılda, “Türkçe Edebiyat-Türk Edebiyatı-Yerli Edebiyat” isimlendirmelerinden hangisini kullanmanın doğru olduğu tartışmaları da halen sürüyor. Aslında bu tartışma, içerisinde birçok soruyu barındırıyor: Kullanılan dil midir bir eseri var kılan sadece? Edebiyatı dil ile sınırlamak ne kadar doğrudur?

Zombilik müessesesine merakım The Walking Dead’in aylaklarının ekranlara hükmetmesinden çok öncelere, Romero’nun öncü filmlerine kadar uzanır ve içinde zombi olan hemen her şeyi izlerim. Haliyle Game Of Thrones final sezonu ve Avengers: End Game’in işgal ettiği gündemde gözden kaçması muhtemel Black Summer’ı es geçemezdim.

 

Boş gevezeliklere katılmayıp köşesinde bekleyen suskunlara ne zaman baksam, şöyle bir duyguya kapılırım. Sanki içlerinde muazzam bir hikâye birikmektedir. Anlatmak için bir çılgınlık anını bekler gibidirler. O an bir türlü gelmez ve onlar da dillerini tuttukça, sessizlikleri de gitgide koyulaşır. Bir hikâye oluşturup kâğıda dökmek de çoğu zaman böyle bir dürtünün sonucu mudur, bilemiyorum.

On İki Gezici Öykü, Gabriel García Márquez’in (1927-2014) gerçekler ve düşleri iç içe anlattığı büyülü gerçekçilik yaklaşımını en iyi yansıtan, onun baş eserlerinden biridir. Kitap, Márquez’in on sekiz yıl boyunca aralıkla birkaç kez yazdığı öykülerin bir araya getirilmesiyle oluşur.

 

KANSAS EYALETİ’NE KARŞI AÇILAN EDEBİ DAVA

 

Söyleşi

Sanat eleştirmeni Samed Karagöz, gazete ve dergilerde çağdaş sanat hakkında kaleme aldığı yazılarını Kamçatka (Profil Yayınları) adlı kitabında bir araya topladı. Karagöz, sanat üzerine yazarken, eleştirirken sanata karşı gösterdiği tutkulu bağlılığı ve sevgiyi hiç kaybetmeden, okuru için özel bir yol haritası da çiziyor.

ŞahaneBirKitap

Edebiyat eleştirmeni Adam Kirsch, Küresel Roman - 21. Yüzyılda Dünyayı Yazmak kitabında bir romanı küreselleştiren şey nedir sorusunun yanıtını arıyor.

Editörden

Kitaplarla ilgili internet sitelerini, dergileri karıştırdığınızda karşınıza çıkan en ilgi çekici içerik, “Hangi kitabı okumalıyım?” sorusuna verilen cevaplardır. Bu cevaplar genelde ortalama bir anlayışın yansımasıdır. Kitap okumak seçkin bir eylemdir ve kitap okuyacak kişi de, bu özel eylemi gerçekleştirmek için en “seçkin” kitabı bulmalıdır.