Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Her gün Türkçe sözlük okuyorum




Toplam oy: 38

Kelimeler, Türkçenin insanı gerçekleştiren olağanüstülüğünün temsilcileri olarak “varlığımın evidir.” Her gün düzenli Türkçe sözlük okuyorum. Büyük bir coşkuyla. Gündelik hayatın insanı aciz bırakan sınırlarını unutup dilin her şeyi mümkün kılan gücünün yerli yerinde olduğunu gördükçe rahatlıyorum.

 

Hayatımı değiştiren kitaplar için tek ve kesin bir cevap verilebiliyorsa eğer o şu demektir; hayatınız hiç değişmemiştir. Zira bir kitabı hayatını farklı dönemlerinde tamamen farklı biçimlerde anlamanız ve kabul etmeniz mümkün. Bu etkileşim karşılıklıdır yani. Fakat okunduğu ana en çok denk düşen ve etkileri kalıcı olan bir kitap var mı derseniz, bu sorunun cevabı benim için kesinlikle; “Geceleyin Bir Koşu”’dur. İsmet Özel.

 

Sevdiğim şairlerin sık kullandığı kalıpları gündelik dilimin içinde eritmeyi seviyorum. Bu bir refleks. Öğrenmekten çok inanmak var burada. Şairlere inanılır, sonra da inandığını öğrenirsin. Büyük kararlar alırken kendimi dramatik bir atmosferden soyutlamaya çalışırım. Yani bir şekilde bu kararın ve sonuçlarının büyüklüğünü hafife alma eğilimi ağır basar bende. Böylece çok kararsız kalmam. Bu açıdan konusu ve anlatısı ne olursa olsun yarattıkları atmosfer sebebiyle; John Fante, Celine, Atay gibi yazarların bazı gündelik hayat eğilimlerimde payları olduğunu tahmin ediyorum.

 

Çocukluğumun unutulmaz kitapları Cahit Zarifoğlu’nun Ağaçkakanlar’ı, Ülkü Tamer’in Pullar Savaşı ve Ömer Seyrettin öyküleri…

 

Meraklı bir okurum. Güncel edebiyatı takip etmeyi, ilk eserleri okumayı seviyorum. Çağdaşlarımın eserlerine gidiyor elim en önce. Tür konusunda muhafazakar değilim.

 

Yazma konusunda herhangi bir ritüelim yok. Uzun bir dönem kalabalık yerlerde şiir yazdım. Kahvehaneler, çay ocakları, halk kütüphaneleri gibi. Halen de böyle. Kuramsal metinler içinse bir miktar konfor ve mahremiyet arıyorum nedense. Çalışma odası ve masası devreye giriyor.

 

Seyahat etmek, hatta mülkiyet duygusundan uzaklaşacak kadar çok yolda olmak benim için şiir kurduğum gerçek zamanlar. Şiir, hayatım hızlandıkça daha çok merkeze geliyor. Dingin zamanlarımda ise nesir öne çıkıyor.

 

Hayatın içerisinde şiirsel bulduğum anlar… Anlaşmazlıklar, tereddütler, öfkenin yerini çaresizliğe bıraktığı anlar, kaybedecek bir şeyinin olmadığını fark etmeni sağlayan detaylar, yüzlerce yıllık bir sürekliliğin birden gündelik hayatın bir parçası olarak ortaya çıkması vs. vs.

 

Mutsuz, umutsuz olduğum anlarda sevdiğim birine kızmakla meşgul olurum. İnsan bu gibi durumlar için ilk öncelik olarak profesyonel ya da entelektüel bir ilgi geliştirmemeli. Bu hissiyat yeteri kadar kristalize olduktan sonra yazmayı tercih ederim. Okumak eğer çok ağır bir durum yoksa ruh halimden bağımsız bir eylemdir.

 

Yetenek mi çalışmak mı… Çalışkanlık sadece yetenekli eşitler arasında bir fark yaratır. Fazlası değil. Yetenek bir kömür ise onu kazana atacak olan şey çalışmaktır. Kim küreği daha sıkı tutuyor ancak bu aşamada önem kazanır.

 

Mickey Rourke ve İzzet Günay’ı cool buluyorum. Yeniler sosyal medya karakteri gibi geliyor bana nedense.

Hayat mottom: “Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir”

En sevdiğim şiirlerim… Dönem dönem değişiyor. Bu günlerde “Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu”

Coşkulu, uçlarda yaşayan insanlar bana ilham veriyor.

Hayatta en mutlu olduğum yer oğlumun yanı.

Şu sıralar yeni ve uzun bir şiir üzerine çalışıyorum. Bir de şiir kuramı üzerine yazdığım bir kitap var.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.