Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

İyi insan bulmak zor




Toplam oy: 16
Flannery O’Connor imzalı İyi İnsan Bulmak Zor kötülüğün doğasını ortaya koyan başarılı öyküler bütünüdür. Kötülüğün aslında nasıl sıradan, derinliksiz ve mizaç meselesi olduğu aktarılır. İnsan hiçbir yerde güvende değildir. Ne yolculukta ne bir şehirde dolaşırken ne de gökyüzünü seyrederken. Kötülük tık tık kapıyı vurur ve ‘ben geldim’ der.

Flannery O’Connor, henüz yirmi yaşında deri veremine yakalanınca bir çiftliğe yerleşerek ölümü beklemeye başlar. Dinmeyen ağrılar, acılar ve uzun, yorucu tedavilerle geçen yıllardan sonra 39 yaşında hayatını kaybeden Flannery O’Connor geride nitelikli kitaplar bırakır. İyi İnsan Bulmak Zor (1955) onun en başarılı kitaplarından biridir. Koyu bir Katolik olan öykücü din ve edebiyat üzerine konferanslar vermiş, öykülerinde de; insanlara hayatın yüceliğini, merhameti, güzelliği anlatan öyküler kaleme almıştır.

 

Flannery O’Connor tüm öykülerinde kötülüğün doğasını irdeler. Siz ne kadar iyilik yaparsanız yapın, kötülüğün insanın içinde ve onu önlemenizin imkânsız olduğunu âdeta test eder. İki çocuk çiftliğin yanına gelir, konaklar, onlara çiftlik sahibi her türlü iyiliği yapar ama çocuklar ormanı yakıp kaçarlar. Islahevinden kendi evine aldığı sakat çocuk, kahramanın yaptığı tüm iyiliklere karşın aileye kötülük yapmaktan geri durmaz. Özellikle kötülükler anlatılırken İncil ve İsa bir kurtarıcı olarak gündeme gelir. İsa bir kurtarıcı olabilir mi? İncil onlara bir yol gösterebilir mi? Ne var ki herkes İncil’i kendine göre yorumlar. Hatta kimi kötüler onu kendilerine paravan olarak kullanırlar. Tanrı ile şeytan arasındaki seçişin nelere mal olacağı öykülerde yer bulur. Kötülüğün aslında nasıl sıradan, derinliksiz ve mizaç meselesi olduğu aktarılır. İnsan hiçbir yerde güvende değildir. Ne yolculukta ne bir şehirde dolaşırken ne de gökyüzünü seyrederken. Kötülük tık tık kapıyı vurur ve ‘ben geldim’ der.

 

Anlatım biçimi olarak öncelikle diyaloğu seçer. Öykü tümüyle diyaloglara yaslanır. İnsanlar gündelik hayatlarını en ince ayrıntısına kadar konuşurlar. Bu diyaloglarda toplumun çürümüşlüğü, insanlar arasında merhametin yok olması vurgulanır. Tam da bu anda birden dehşet verici bir olayın içine düşüverirler. Bu anlamda yazar; bu iki zıtlığı, uçurumu, anlatım biçimlerini iyice açarak etkiyi derinleştirmek için yapar. Öykülerin son bölümleri eşsizdir. Semboller, metaforlar kullanılır, final dil ustalığı ile biter. Son bölümlerdeki yoğunluk ilk bölümlerde yoktur. Bu da yazarın sadelik ve yalınlığı bilinçli seçtiğini gösterir. O bütün öykülerinde tema ve biçimi iç içe geçirmeye çalışır. Flannery O’Connor bir yazısında bunu şöyle açıklar: “Öykünün temasını söylediğiniz, temayı öykünün kendisinden ayırabildiğiniz zaman, öykünün iyi olmadığından emin olabilirsiniz. Anlam öykünün içine işlemeli, somut olmalıdır. Öykü, başka hiçbir şekilde söylenemeyecek olanı söyleme yoludur, anlamın ne olduğunu söyleyebilmek için öyküdeki her kelime gereklidir. Başka bir anlatım yetersiz olacağı için öykü anlatırsınız. Birisi öykünün ne anlattığını sorarsa ona verilecek en uygun cevap öyküyü okumasını söylemektir.”

 

Yaşanan hiçbir yer tekin değildir

 

İyi İnsan Bulmak Zor’da; zencilere olumsuz bakış, adalet mekanizmasının iyi işlemeyişi, insanların Tanrı’nın düzenini bozmaları öykülerin hep bir yerlerinde yer alır. “Talih Kuşu”nda hiç istemediği hâlde hamile kalan kadının duyguları, “Kutsal Ruhun Tapınağı”nda iki küçük kızın manastırdaki dinî eğitimi ve bu bakış açısından dünyayı yorumlayışları, “Ateşte Bir Çember” öyküsünde, iki çocuğun ormanda çıkardığı yangın ve anne-kız arasındaki iletişimsizlik, “Kurtardığın Hayat Seninki Olabilir”de evde kalmış sakat bir kızla evlenmek zorunda kalan işsiz, yoksul adamın arayışları, “Temiz Köylüler”de acımasız bir gönül avcısı anlatılır.

 

Öyküler aslında ağır bir “çağ eleştirisi” üzerine oturur. Toplum, çağ, düzen; âdeta suç, mutsuzluk ve yoksulluk üretmektedir. Etraf yaralı, sakat, kimsesiz insanlarla doludur. Kötülük, suç, kibir kol gezmektedir. Şehir merkezleri dışında, Güney’de geçen bu hikâyelerde, iyi insan bulmak zordur. Kırsal bölgede yaşayan bu insanlar, taşranın sıkıcı, boğucu havasında din ile hayata tutunmaya çalışırlar. Kahramanların büyük çoğunluğu dışarıda kalmış, hayata sokulamamış kişilerdir. Çiftlikler ise öykülerin ana mekânlarındandır. Öykülerde çiftlik sahipleri öykülerin merkezindedir ve çocukları sakattır. Onlara yoksul, hasta gençler yaklaşır. Buraya yoksul, kimsesiz insanlar sığınır ve hayata çiftlik sahipleri ile birlikte tutunmaya çalışırlar. İnsanlar, saflığı, temizliği ve merhameti kaybettiklerinden kötü olmuşlardır. Bir şekilde içlerindeki kötülükleri gün yüzüne çıkarırlar.

 

Kitaba da adını veren İyi İnsan Bulmak Zor adlı öyküde, yolda, Ayarsız isimli bir hapishane firarisi ve adamları, bir ailenin yolunu keser ve tümünü öldürür. Öyküde suç ve ceza kavramları tartışılırken, psikolojisi bozulmuş Ayarsız, işlenen suçla verilen cezanın orantısız olduğunu ve asıl hapishanenin insanı suça ittiğini düşünür. Hapishanelerin şu hâlleriyle insanları ıslah etmediği hatta büsbütün suç işleme arzusunu artırdığı vurgulanır. Öyküde Güney Gotiği olarak bilinen anlatının tüm özellikleri görülür. Yaşanan hiçbir yer tekin değildir, dünya kıyamete doğru gitmekte ve insanlar Tanrı’dan kopmuşlardır. Serinkanlı anlatım, bir ailenin katlinde bile korunur. Flannery O’Connor şiddeti âdeta hayatın içine alıp sarmalar ve birden tersinden ortalığa açıverir. Neyin içinde yaşadığımızı açık eder.

 

Atmosfer sözcüklerin yerini alır

 

O’Connor özellikle atmosfer yaratmada başarılıdır. Öyle ki kimi öyküler sadece atmosfer olarak var olurlar. Olup biten ve olacak şeyler, kurulan atmosferden anlaşılır. Atmosfer bu anlamda pek çok fazlalığın önüne geçer. Öyle etkileyici bir atmosfer yaratılır ki; orada hiçbir şeyin söze dökülmesine gerek yoktur, söylenmek istenen her şey söylenmiştir. Bir başka deyişle söylenmesine gerek kalmadan ayan edilmiştir. Söz artık fazlalıktır, anlamsızdır ve anlatıma yüktür. Flannery O’Connor’ın “Irmak” adlı öyküsünde, hiç acıdan, tacizden bahsedilmeden sadece oluşturulan atmosferle okurda duygudaşlık yaratılarak bir çocuğun intiharı anlatılır. Çocuğun çıkışsızlığı ve intiharı, İsa’ya ulaşma arzusuyla yumuşatılır ve dramatik durum iyi kurgu ve diyaloglarla oluşturulur. Gündelik işler, gündelik ritüeller sergilenirken alttan alta yeni bir hayat kurulur. Okur artık yeni dünyanın gerçeklerine ulaşmış, anlatıdan onun gereklerini beklemektedir. Kitapta yer alan “Düşmanla Gecikmiş Bir Karşılaşma” onun en güzel öykülerinden biridir. Öyküde, bir mezuniyet töreninde yer alacak olan yüz dört yaşındaki General Sash torunu için bu duruşuyla, onu var eden şanlı maziyi temsil edecektir. Ancak General geçmişten kopuk yaşamaktadır. Karısından, oğlundan, geçmişinde yaşadığı bütün kötü anılardan kurtulmuştur. Bu unutuş onun huzuru olmuştur. Ancak bu tören anında General kafasında bir delik hisseder. Bu deliğe müzik açmış, oradan da hafızasındaki kelimeleri canlandırmaktadır. Sonunda bütün bir geçmiş sanki yerden bitmiş gibi ansızın üzerine ateş açmaya başlarlar. Bedeninin delik deşik olduğunu hisseder. Sonra karısının yargılar gibi bakışını ve oğlunu görür. Ardından da ömrü boyunca peşini bırakmayan bir kara alayını... Artık o kara alayı da oradan içeri sızar. Sonunda gerçek düşmanla, geçmişle karşılaşmış ve o artık yalnızca gelecekmiş gibi onu sarıp sarmalamıştır. Gerçek savaş tam da budur. General bu savaşı kaybeder ve tören alanında ölür. Öyküdeki ölüm gerçeği bir metaforla oldukça etkileyici bir şekilde verilir. Diğer yandan gerçek savaşın insanın içinde olduğu ve bunun ölüm olduğu yoğun, kalıcı bir anlatımla aktarılır.

 

Kötülüğün doğasını ortaya koyan öyküler
“Yapma Zenci” epifani’nin netleştiği onun en güzel öykülerinden bir başkasıdır. Kendilerini hep haklı, erdemli gören insanların yenilgileri; zencilerle eşit yaşamayı reddeden beyaz soylular; iflah olmaz yaralı ruhlar; sıradan gibi gözüken bir günde saklanmış sarsıcı dehşet; takıntı, kötümserlik olarak bilinen karabasanların birdenbire ortaya çıkışı; her şeyi yok oluşa doğru götüren kibir; dindar olmanın asla kötü olmayı engelleyemediği gerçeği ve sonuçta iyi insan bulmanın zor olduğu bir dünya; Flannery O’Connor’ın kalemiyle ve modern öykü biçimiyle ölümsüzleşir. İyi İnsan Bulmak Zor kötülüğün doğasını ortaya koyan başarılı öyküler bütünüdür. Kötülerin davranış biçimleri ustalıkla verilir. Karakterin derinliğine inilir, onların kişiliklerini incelikle sergilenir, olaylar, durumlar ve konuşma biçimleri ayrıntılarıyla ortaya konur. Kişilerin içinde yaşadıkları toplum, ortam, sosyal yaşam açıklıkla verilir. Bütün bunlar da öyküyü inandırıcı ve etkili kılar.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.