Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kırılov'dan Samsa'ya kahramanın dönüşümü




Toplam oy: 23
René Girard bazı romanları veya yazarları bir araya getirerek yorumlamaya dönük sistematik bir çaba içine giren roman kuramcılarının başında gelir. Bir makaleler toplamı olan Sanatın Dönüşümü, Girard’ın düşüncesindeki aşamaları görmek, yazar ve düşünürler üzerine görüşlerini okumak açısından önemli bir kitap.

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir. Mesela Nabokov, Dostoyevski’yi önemli Rus yazarları arasında görmez. Ona göre Dostoyevski, nevrotik Hırıstiyanlığa saplanıp kalmış sıradan bir yazardır. Rus edebiyatının burnunda bir sivilcedir. Fakat Bahtin’e göre Dostoyevski, tekdüze burjuva romanı yazan Avrupalı yazarlardan çok farklıdır. O, tek sesli Avrupa romanının karşısına çok sesli romanı çıkarmıştır. Yazarıyla tartışabilen özgür karakterler yaratmıştır. Yine, Freud’a göre Karamazov Kardeşler romanı Kral Oedipus ve Hamlet’le birlikte edebiyat mirasının üç zirvesinden biridir. Buna karşın Thomas Mann, romanlaşmaya çalışan oyunlara benzetir Dostoyevski romanlarını. Çünkü Dostoyevski’nin yeteneği dram üzerinedir ama tiyatro, roman gibi çabuk paraya çevrilememektedir. O, para için romanı seçmiştir.

 

Görüldüğü gibi Dostoyevski’yle ilgili görüşler bile romanın doğasına uygun şekilde kanonik değildir. Yine de roman kuramında, bazı romanları veya yazarları bir araya getirip yorumlamaya dönük sistematik çabalar vardır. O çaba sahiplerinden biri René Girard’dır. René Girard’ın mimetik arzu kuramını ele aldığı temel eseri Romantik Yalan ve Romansal, yine bu kuramın değişik duraklarını merkeze alan Günah Keçisi, Şiddet ve Kutsal, Dostoyevski Yeraltı İnsanı ve Kültürün Kökenleri gibi kitaplar daha önce Türkçeye çevrilip yayımlanmıştı. 2019’da bunlara Sanatın Dönüşümü de eklendi.

 

“Sanatın Dönüşümü” romanın dönüşümüdür

 

Sanatın Dönüşümü, bir makaleler toplamı. Kitaptaki sekiz makale arasında Romantik Yalan ve Romansal Hakikat’in yayımlandığı 1961’den önce yazılmış olanlar da var, 1980’leri bulanlar da. Hem Girard’ın düşüncesindeki aşamaları görmek hem de diğer kitaplarında değinmediği yazar ve düşünürler üzerine görüşlerini okumak açısından önemli bir kitap Sanatın Dönüşümü. André Malraux üzerine iki makale, narsizm üzerinden şahane bir Proust ile Freud mukayesesi ve tabii Nietzsche ve Çelişki… Girard, romanın on dokuzuncu asırdan yirminci asra bağlanmasını, yani realist roman anlayışından avangard romana geçişi doğru ve tutarlı okuyan bir düşünür. On dokuzuncu asırda roman, hayatı anlamlandırırken, yirminci asırda hayatın anlamsızlığından beslenir. Şöyle diyor Girard: “Akılcı felsefelerin anlam kazandırdığı bir evrenin olumsuzlanmasının yerini elimizde kalan parçalanmış evrenin reddi alır.” Roman değişime, diğer bir deyişle ilerlemeciliğin çöküşüne ayak uydurmuş, yeni bir formda varlığını sürdürmüştür. Dolayısıyla kitabın adının Sanatın Dönüşümü (La conversion de l’art) olması romanın dönüşümüyle ilgilidir. Form değiştirme, kitabın adındaki kelimeyle söylersek “dönüşüm”, romanın diğer türlerden farklı bir güç merkezine sahip oluşunun göstergesidir. Gregor Samsa’nın devcileyin bir böceğe dönüşmesi roman için ne ifade ediyorsa, Sanatın Dönüşümü de roman kuramı anlamında aynı şeyi düşünüyor. Girard’ın açıkça belirttiği gibi: “Roman dediğimiz, kendisinden başka bir şeye ulaşmaya, onu denetim altına almaya, anlamaya çalışan benliğin dramından başka nedir ki?”Kitabın son kısmında, Shakespeare’in bir sözünü naklediyor Girard: “Sözde bir tanrıya dönüşmemiz bizi bir eşeğe dönüştürüyor.” Hümanizmle başlayıp dünya savaşlarına varan uzun sürecin insanı getirdiği yer bundan daha iyi ifade edilemezdi. O nedenle ancak bu noktadan hareketle Dostoyevski’nin Kirilov’uyla Kafka’nın Samsa’sı anlaşılabilir ve bu iki farklı çağ romanı arasındaki akrabalık görülebilir. Zaten kuramcının hayatı da böyle bir arayış yolculuğu değil midir?

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.