Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kırılov'dan Samsa'ya kahramanın dönüşümü




Toplam oy: 34
René Girard bazı romanları veya yazarları bir araya getirerek yorumlamaya dönük sistematik bir çaba içine giren roman kuramcılarının başında gelir. Bir makaleler toplamı olan Sanatın Dönüşümü, Girard’ın düşüncesindeki aşamaları görmek, yazar ve düşünürler üzerine görüşlerini okumak açısından önemli bir kitap.

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir. Mesela Nabokov, Dostoyevski’yi önemli Rus yazarları arasında görmez. Ona göre Dostoyevski, nevrotik Hırıstiyanlığa saplanıp kalmış sıradan bir yazardır. Rus edebiyatının burnunda bir sivilcedir. Fakat Bahtin’e göre Dostoyevski, tekdüze burjuva romanı yazan Avrupalı yazarlardan çok farklıdır. O, tek sesli Avrupa romanının karşısına çok sesli romanı çıkarmıştır. Yazarıyla tartışabilen özgür karakterler yaratmıştır. Yine, Freud’a göre Karamazov Kardeşler romanı Kral Oedipus ve Hamlet’le birlikte edebiyat mirasının üç zirvesinden biridir. Buna karşın Thomas Mann, romanlaşmaya çalışan oyunlara benzetir Dostoyevski romanlarını. Çünkü Dostoyevski’nin yeteneği dram üzerinedir ama tiyatro, roman gibi çabuk paraya çevrilememektedir. O, para için romanı seçmiştir.

 

Görüldüğü gibi Dostoyevski’yle ilgili görüşler bile romanın doğasına uygun şekilde kanonik değildir. Yine de roman kuramında, bazı romanları veya yazarları bir araya getirip yorumlamaya dönük sistematik çabalar vardır. O çaba sahiplerinden biri René Girard’dır. René Girard’ın mimetik arzu kuramını ele aldığı temel eseri Romantik Yalan ve Romansal, yine bu kuramın değişik duraklarını merkeze alan Günah Keçisi, Şiddet ve Kutsal, Dostoyevski Yeraltı İnsanı ve Kültürün Kökenleri gibi kitaplar daha önce Türkçeye çevrilip yayımlanmıştı. 2019’da bunlara Sanatın Dönüşümü de eklendi.

 

“Sanatın Dönüşümü” romanın dönüşümüdür

 

Sanatın Dönüşümü, bir makaleler toplamı. Kitaptaki sekiz makale arasında Romantik Yalan ve Romansal Hakikat’in yayımlandığı 1961’den önce yazılmış olanlar da var, 1980’leri bulanlar da. Hem Girard’ın düşüncesindeki aşamaları görmek hem de diğer kitaplarında değinmediği yazar ve düşünürler üzerine görüşlerini okumak açısından önemli bir kitap Sanatın Dönüşümü. André Malraux üzerine iki makale, narsizm üzerinden şahane bir Proust ile Freud mukayesesi ve tabii Nietzsche ve Çelişki… Girard, romanın on dokuzuncu asırdan yirminci asra bağlanmasını, yani realist roman anlayışından avangard romana geçişi doğru ve tutarlı okuyan bir düşünür. On dokuzuncu asırda roman, hayatı anlamlandırırken, yirminci asırda hayatın anlamsızlığından beslenir. Şöyle diyor Girard: “Akılcı felsefelerin anlam kazandırdığı bir evrenin olumsuzlanmasının yerini elimizde kalan parçalanmış evrenin reddi alır.” Roman değişime, diğer bir deyişle ilerlemeciliğin çöküşüne ayak uydurmuş, yeni bir formda varlığını sürdürmüştür. Dolayısıyla kitabın adının Sanatın Dönüşümü (La conversion de l’art) olması romanın dönüşümüyle ilgilidir. Form değiştirme, kitabın adındaki kelimeyle söylersek “dönüşüm”, romanın diğer türlerden farklı bir güç merkezine sahip oluşunun göstergesidir. Gregor Samsa’nın devcileyin bir böceğe dönüşmesi roman için ne ifade ediyorsa, Sanatın Dönüşümü de roman kuramı anlamında aynı şeyi düşünüyor. Girard’ın açıkça belirttiği gibi: “Roman dediğimiz, kendisinden başka bir şeye ulaşmaya, onu denetim altına almaya, anlamaya çalışan benliğin dramından başka nedir ki?”Kitabın son kısmında, Shakespeare’in bir sözünü naklediyor Girard: “Sözde bir tanrıya dönüşmemiz bizi bir eşeğe dönüştürüyor.” Hümanizmle başlayıp dünya savaşlarına varan uzun sürecin insanı getirdiği yer bundan daha iyi ifade edilemezdi. O nedenle ancak bu noktadan hareketle Dostoyevski’nin Kirilov’uyla Kafka’nın Samsa’sı anlaşılabilir ve bu iki farklı çağ romanı arasındaki akrabalık görülebilir. Zaten kuramcının hayatı da böyle bir arayış yolculuğu değil midir?

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.