Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Küçük Prens'in büyük telif hakları tartışması




Toplam oy: 996
2014'ü 2015'e bağlayan gece, yılbaşı kutlamaları arasında, dileyen herkesin Küçük Prens'i yayımlayabileceği yıllara da giriş yapacağız.

Antoine de Saint-Exupéry, 1944 yılında Nazi Almanya’sının belki de sonsuza dek sürecek bir feci kırılma olduğuna dair yoğun kaygılarla ABD'den savaşın Avrupa’sına geri dönüp de Akdeniz'de yittiğinde, Küçük Prens'in nasıl bir fenomene dönüşeceğini hayal edemezdi tabii. Etse tüm kalbiyle umursayabilir miydi o da kuşkulu; daha hayati, daha ölüm kalım meselesi gündemler ağırlığını hissettirmekteydi o yıl. O gün havalanan uçağın hangi Nazi hedefine nasıl bir zarar verdiğinin dünya tarihinde pek bir etkisi olmamasına, ancak o gün düşen uçağın pilotunun bir iki yıl önce yazdığı küçük bir çocuk kitabının hesabının 70 yıl sonra dünya yayıncılarının yaşamlarını etkilemesine ne demeli?

 

 

Yazarın ölüm yılı 1944, ölümden sonra telif hakkının geçerlilik süresi 70 yıl; dolayısıyla, içinde bulunduğumuz 2014 yılının sonunda telif hakkı dönemi sona eriyor. 2014'ü 2015'e bağlayan gece, yılbaşı kutlamaları arasında, dileyen herkesin Küçük Prens'i yayımlayabileceği yıllara da giriş yapacağız. Benzer durumda çok kitap var, pek çok tarihi metin için durum bu kuşkusuz, bununla birlikte Küçük Prens'in 250'den fazla dile çevrilmiş, belki de bugüne dek gelmiş geçmiş en çok satan kitaplardan biri olması tartışacak çok şey olduğunu söylüyor. Düşünün, 2014'ün sonuna dek beklemek şart mıdır, yoksa öldüğü günün 70. yıldönümünde telif hakları sona ermiş midir, diye bir tema bile var. Kitabın 1988'den beri Türkiye telif haklarını elinde bulunduran Mavibulut Yayınları, 2014 bitene dek telif haklarının kendilerinde olduğunu vurgulamaya özen gösteriyor. Ne gam, uçağın Akdeniz'e düştüğü dakika bilinse o dakikayı hesaplamak isteyecek olanlar da mevcut. Herkes yıl sonunu beklemeye gönüllü değil. Öte yandan bu ilgi yazarın bütün yapıtlarına dönük bir merakla bütünleşmiş de görünmüyor. Günün hızı bir şeyleri değiştirmekte belki de: bir zamanlar Küçük Prens'i okumak demek ardından erişilebilen diğer Saint-Exupéry kitaplarının hepsini elden geçirmek ve yazar-pilotumuzla birlikte uçarak yazmaya ve uçarken okumaya alışmak demekti (kendisi de uçarken dizine koyduğu kitapları çok okurmuş ya). Şimdi bakıyorum, diğer kitaplarının hiçbirinin baskısı yok neredeyse. Küçük Prens yazarı ile özdeşleştiriliyor çoklarınca ama sanki ufaklık tek başına prensliğe oturmuş görünüyor. Küçük Prens tek prens bugün, 1 Ocak 2015'ten itibaren iyice öyle. Ağırlıklarından kurtuluyor, yazarıyla arasındaki bir bağı daha atmak üzere. Gezegenine geri dönerken kitabı da beraberinde götürüyor ve yazar İkinci Dünya Savaşı'nın kesafetinde boğulup gidiyor.

 

Hep bir sınır aşma eğilimi

 

Telif hakları meselesi, asla kelimenin tam anlamıyla küresel bir denklikte ilerlemiyor, dengelere dayansa da geniş bir coğrafyada. Yazarın bir metnin telif hakkına sahip olması konseptinin dahi iki üç yüzyıllık taze bir geçmişi var. Telif hakları denince hakkını alamayan, güç bela ürün veren yazarlar aklımıza geldiğinden, telif hakkının daha karmaşık küresel yüzünü konuşmaya pek mecalimiz olmuyor. Son derece de anlaşılır bu durum. Küçük Prens “vakası,” Türkiye'de telif haklarının gelişimini konuşurken de mutlaka değinilen bir örnek. Evet, Mavibulut 1988'de ilk kez telif haklarını alıyor kitabın ancak o güne dek az çevrilmemiş, az okunmamış eser Türkçede. 1996'da kanunlar ciddileşiyor. Ama Küçük Prens'in hep bir sınır aşma eğilimi var.

 

Patent hakları küresel eşitsizliğin sınandığı alanlardan biri olabilmekte sıklıkla. Chomsky, bir yazısında, gelişmiş ülkelerin hiçbirinin diğerlerinden üstün hale gelene dek patent kanunlarını takmadıklarından bahsediyordu. Ne zaman ki avantajlı duruma geçiyorlar, o zaman patent konusunu önemsiyorlar demekteydi. Bu kadar terazi değil elbette her örnek, fakat tümden gözardı etmemek de gereken bir dinamik. Fransa'da bir otuz yıl daha eklenmiş yetmiş yıla, Prens'e özel bir statü tanınmış bu arada.

 

Türkiye için daha girift tarihsel resim, kaotik yayın sahnesinin (“bırakınız yayımlasınlar”) güç bela düzene girdikten sonra bu kez de düzenin kanunları uyarınca kaosa sürüklenecek olması (“bıraktık yayımlasınlar”). Telif hakları nedir, dünya ekonomisinde neye oturur gibi konuları adamakıllı ele almaya yaklaşan çalışmalar zaman zaman yapılıyor elbette, fakat bir türlü tam gündemimize oturmuyor. Tabii öncelikle telif haklarının kendisinin de bize başka bir gezegenden gelen ve sonra bir gün gidebilecek gibi hep iğreti dolaşan küçük bir prens olmasından belki. Uzaydan gelen yerliliği ile sevilen prens, dünyadan gelen yabancılığa karşı bunca seviliyorsa bu biraz da çocukların hayata uyum sağlamasını isteyen ebeveynlerin bir yandan da aynı hayatın değişmesi gerektiğini bildiklerinden çocukların fazla da alışmamasını ümit etmelerinden herhalde. Küçük Prens, Ahmet Muhip Dıranas'ın “Büyük Olsun” şiirindeki “ben her şeyin büyüğünü severim, büyük olsun” mantığını hem uygulamak hem de ilk meteorla terk etmek isteğimizi temsil ediyorsa eğer, bu oyunu birkaç ay içinde, eski otantik denetimsizliğimizle oynamamıza ev sahipliği yapmasına da şaşmamak gerekir.

 

Bu arada, Küçük Prens'in Türkiye'nin büyük problemlerine kayıtsızlığının doğurduğu sansürlendi/sansürlenmedi, diktatör dedi/demedi/nasıl dedi meselesi de, acaba çorba tekrar ve daha bol baharatla kaynatılırken raftan iner mi 2015'te? Neden olmasın. "Yeni Türkiye'ye beleş Küçük Prens yakışır," deyiverir birisi bir de bakmışsınız. Longseller klasiklerin ilk 100 bestseller’ların arasına giremediği günler gelene dek, biz de neden böyle münakaşalarda boğulmayalım ve bu boğulmalarımızı yazarın izinde denemeler olarak adlandırmayalım?

 

Bunlar işin pek de iç açıcı olmayan kısımları; teşrih etme hevesi de uyandırmıyorlar. Ancak şunu da unutmamalı; Küçük Prens dünya tarihinin belki de en ümitsiz anlarından birine müdahale etmeyi deneyen bir sanatsal aktivizm örneği. Söz konusu spesifik moment birkaç yıl içinde tarihe karışacak çapta bir tehlike olduğunu tez ispatlamış olsa da, simgesel düzey diriliğini yitirmiyor. Bugünün karanlık anlarında sanatla nasıl bir müdahale diye düşünenlere de bir fikir alanı açmakta. Öte yandan, telif hakları dönemi kapanması konusuna geri dönerek kapatacak olursak: yayın dünyasının kaosa eskisinden daha hazırlıklı olduğunu varsayabiliriz gibi geliyor. Yeni Türkiye eskisinden daha kötü olduğu anlarda bile aynısı olmuyor, ve de yurttaşları gibi yayıncıları da daha farkında. Farkındalık seviyesi bu iken yayıncılar çocuklara ve büyüklere en güzel Küçük Prens edisyonlarını Türkçede bize ulaştırmanın bir yolunu gene ve her durumda bulacaklardır.

 

 

 


 

 

 

* Görsel: Saint-Exupéry

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

1977 doğumlu bir şair Eren Safi. Şimdilik yayınlanmış iki şiir kitabı var: Kamaşır ve Twitter Tepesindeki Okçular. Kamaşır toplamında yer alan Mürşidim Kocakarı ve Bir Kişi Bomba şiirleri öznel şiirler sayılabilir.

Nasreddin Hoca, Beylikler devri Anadolu’sunun en bilge karakterlerinden birisi. Ona izafe edilen fıkralar yediden yetmişe hemen herkesin neşe kaynağı, aynı zamanda tasavvufi felsefi manalar da içeren bu fıkralar hem güldüren hem de düşündürüp ders veren türden.

Kitapların dünyasına yaptığımız yolculukları düşünmeye başlayalım. Önce kitapların oluşma sürecini sanki ilk defa öğreniyormuşuz gibi hatırlamamız iyi olabilir. Zihnimizde beliren düşünceler olgunlaşınca onları harflerle kelimelere dönüştürürüz. Kelimeler sözcükler halinde ağzımızdan dökülür, uzun bir konuşma halini alır.

İran edebiyatında ve özellikle İran şiirinde, erkek egemenliğine karşı kadın rüzgârını ilk estiren şairin sinemaya giriş macerasının ilk perdesi, iki arkadaşı tarafından bir partide İran sinema dehasına önerilmesiyle başlar. Bu sabit fikirli, dik başlı ve dahi adam, hakkında pek de iyi şeyler konuşulmayan bir kadını işe alırken tereddüt eder ve bu tereddüdünden iş arkadaşına söz eder.

Fatih Balkış’ın adı okura yabancı gelmeyecektir. Fars, Yerçekimi ve Baht Dönüşü kitapları Can Yayınları tarafından basılan romancı, dört yıllık bir aradan sonra dördüncü romanını da çıkardı. Bugüne dek hep iyi işlerle karşımıza çıkan Kafka Kitap’ın, ilk Türkçe edebiyat örneklerinden biri olarak sunuldu Karaçam Ormanı’nda.

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta