Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Leyla ile Mecnun’un yolu edebiyatla kesişirse




Toplam oy: 191

Senaryosuyla, karakterleriyle, yönetmenliğiyle, hayranlarıyla kurduğu özel ilişkiyle tüm zamanların en ayrıksı yerli dizisi hangisi diye sorsak, Leyla ile Mecnun cevabının gür bir şekilde duyulacağını öngörebiliriz. Burak Aksak’ın senaryosunu yazdığı, Onur Ünlü’nün genel yönetmenliğini üstlendiği dizi yalnızca 2011-2014 yılları arasında ekranlarda kalsa da, kısa sürede öylesine bir etki yarattı ki, dizinin çekildiği Kireçburnu sahiline gidip “İsmail Abi”nin beklediği gemiye el sallayanlar, Erdal Bakkal’ın dükkanı önünde sallama çay içenler, sosyal medyada dizideki sayısız popüler kültür referansını deşifre etmeye çalışanlar bugün bile diziyi hafızalarda taze tutmaya devam ediyor.


Ali Atay, Serkan Keskin, Ahmet Mümtaz Taylan, Osman Sonant ve Cengiz Bozkurt’un doğaçlamaya da sıklıkla başvurarak yarattığı kendilerine has dilleri günlük kullanıma girmiş, karakterlerle oyuncular neredeyse hemhal olmuşken dizi TRT tarafından sonlandırılınca Leyla ile Mecnun hayranları derin bir hayal kırıklığı yaşamıştı.

Burak Aksak, yıllardır Leyla ile Mecnun’un devam etmesini dileyen hayranlarına müjdeyi yakın zamanda verdi. Aksak, dizinin kendine has dünyasını artık kitap sayfalarında yaşatacaktı. Sonrasında her şey hızla gelişti, Küsurat Yayınları’ndan çıkacak Leyla ile Mecnun kitabının 9 Nisan’dan itibaren raflarda olacağı teyit edildi.

Hem güncel olayların, hem de Hollywood filmlerinin parodisini yapan, adı sürekli absürd komediyle anılan dizinin bu denli etkili olmasındaki nedenlerden biri de, edebiyat geleneğimizle kurduğu sıkı bağ. Sevdiği kadına İkinci Yeni şiirleri okuyan Yavuz Hırsız’dan tutun da, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün başkarakteri Halit Ayarcı'yla iş görüşmesine giden İsmail Abi'ye kadar...

 

Burak Aksak’ın dizinin evrenini roman formunda nasıl devam ettireceğini göreceğiz. Leyla ile Mecnun romanının okuma masamızdaki yerini almasını beklerken, bir kült haline gelen dizide bahsi geçen 10 edebiyatçıyı hatırladık.


 

 

1) Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

 

2) Sait Faik Abasıyanık

 

 

 

3) William Shakespeare

 

 

4) Yusuf Atılgan

 

 

 

5) Oğuz Atay

 

 

 

 

6) Edip Cansever

 

 

 

7) Turgut Uyar

 

 

 

8) Cemal Süreya

 

 

 

9) Nilgün Marmara

 

 

 

10) Attilâ İlhan

 

 

 

Derleyen: Abbas Bozkurt

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.