Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Mağlubiyet Karinesi




Toplam oy: 80
Seyyid Ensar’ın Mağlubiyet Karinesi, insana "seni kendinden kim kurtaracak" diye sorma cesaretini kuşanmış bir ilk kitap.

Sadece kaybedenlerin kazanabileceği savaşlar vardır. Yaralarını sarmayan aksine onları bin bir ihtiramla saklayan insanların kazandığı savaşlar... Kazanmak, kaybetmek yerine göre ters yüz olabilir. Hayat, zamanın eleğinde sürekli değişen bir gerçekliğin görüntüleriyle selamlar bizi. Öyle ya da böyle. Bununla birlikte mağluplar, zaferden değil seferden sorumlu olmanın şuuruyla vaziyet alırlar hayatta. Onların şarkıları da, şiirleri de gümrah bir ırmak gibi akar durur.

 

Seyyid Ensar’ın Mağlubiyet Karinesi, bu umudun izini süren bir ilk kitap. Bütün ilk kitapların heyecanı, coşkusu, çocuksuluğu içinde oldukça diri bir mevziden konuşuyor Ensar. Bu mevzi mağlupların konuşlandığı bir alana denk düşüyor.

 

Kitapta on dokuz şiir var. Ölüm imgesiyle başlıyor Ensar. Hayatın bittiği yerden başka bir hayatın fışkıracağına dair bir inanç yükünü omuzluyor. Acziyet, Ensar’ın şiirinin kılcallarına sinmiş o saf gerçeklikle hesaplaşmayı gerekli kılıyor bir bakıma: “Gerçek bir şiir yazmalıyım, gerçekçi bir şiir” (s.12) Ensar’ın şiirin misyonu üzerine söyledikleri poetik yol haritasının ipuçlarını da barındırıyor diyebiliriz: “bir şiir olmalı dünyanın göğsüne saplanmış mermi” (s.12) Ensar’ın Mustafa Akar’ın Disconnection başlıklı şiirine nazire olarak yazılmış bu şiiri, onun beslenme kaynakları ve şiirin temel meselelerine dair esaslı bir uğraş içinde olduğunu gösteriyor.

 

Atlasların kanadığı bir çağda şiir bu acıların şahitliğini yapmak zorunda bir bakıma. Ensar’ın hafızasını ve hatırasını kaybetmekte olan insana dair söyledikleri “yenilgi” imgesi üzerinde odaklanıyor daha çok. Asıl mağlubiyet bu imgenin iç yüzünde saklı belki de. Ensar’a göre en ağır yenilgi mağlupların galiplere benzemesidir. Onun mağlup imgesini buradan yola çıkıp kurması hem parça hem bütün açısından oldukça önemli.

 

Yeri gelmişken şunu da söyleyelim. Ensar, şiiri zihninde kurarken yaşadığı çağa dair çok şey anlatmak istiyor. Okurken bunu hissediyorsunuz. Hiç şüphesiz yaşamak bir şahitliktir de. Bununla birlikte, çok şey anlatmak isterken şiiri bir yerden sonra aşırı malumata, hatta yer yer vaaza dönüştüren “yorucu dile” dikkat etmeli Ensar. Klişe ile kroşe arasında her zaman bir fark vardır. Şiir kroşeye dönüştükçe gürbüzleşir, fazlalıklarından arınır. On dört kelimelik şu tek dize mesela, daha rafine bir söyleyişe dönüştürülebilir: “bildik, havadaki her bir şehadet parmağı, dildeki her bir tekbir paratoner gibi bombaları çekecektir.” (s.28)

 

Ensar’ın şiirinde sevgili imgesi mahcup ve onurlu bir hayatı sahiplenme duygusuyla iç içe. Hem arayış hem adanış, şairin çevresinde olup bitenlere karşı hiç eksilmeyen dikkati aşkla harlanıyor daha çok: “Sensizlik enternasyonal bir olgudur / Her kalp bu dünyadan yorgun döner iş çıkışları” (s.58) Seyyid Ensar’ın Mağlubiyet Karinesi, insana “seni kendinden kim kurtaracak” diye sorma cesaretini kuşanmış bir ilk kitap. Teyakkuz hâlindeki bir şuurla, kaybolmayı salık veriyor okura. Çünkü insan kaybolmadan bulamaz kendini: “Kaybolacak kadar yürüyeyim bu yolda / kendimi de ardımda bırakarak.” (s.78)

 

 

MAĞLUBİYET KARİNESİ
Seyyid Ensar

PROFİL KİTAP 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.