Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Mağlubiyet Karinesi




Toplam oy: 73
Seyyid Ensar’ın Mağlubiyet Karinesi, insana "seni kendinden kim kurtaracak" diye sorma cesaretini kuşanmış bir ilk kitap.

Sadece kaybedenlerin kazanabileceği savaşlar vardır. Yaralarını sarmayan aksine onları bin bir ihtiramla saklayan insanların kazandığı savaşlar... Kazanmak, kaybetmek yerine göre ters yüz olabilir. Hayat, zamanın eleğinde sürekli değişen bir gerçekliğin görüntüleriyle selamlar bizi. Öyle ya da böyle. Bununla birlikte mağluplar, zaferden değil seferden sorumlu olmanın şuuruyla vaziyet alırlar hayatta. Onların şarkıları da, şiirleri de gümrah bir ırmak gibi akar durur.

 

Seyyid Ensar’ın Mağlubiyet Karinesi, bu umudun izini süren bir ilk kitap. Bütün ilk kitapların heyecanı, coşkusu, çocuksuluğu içinde oldukça diri bir mevziden konuşuyor Ensar. Bu mevzi mağlupların konuşlandığı bir alana denk düşüyor.

 

Kitapta on dokuz şiir var. Ölüm imgesiyle başlıyor Ensar. Hayatın bittiği yerden başka bir hayatın fışkıracağına dair bir inanç yükünü omuzluyor. Acziyet, Ensar’ın şiirinin kılcallarına sinmiş o saf gerçeklikle hesaplaşmayı gerekli kılıyor bir bakıma: “Gerçek bir şiir yazmalıyım, gerçekçi bir şiir” (s.12) Ensar’ın şiirin misyonu üzerine söyledikleri poetik yol haritasının ipuçlarını da barındırıyor diyebiliriz: “bir şiir olmalı dünyanın göğsüne saplanmış mermi” (s.12) Ensar’ın Mustafa Akar’ın Disconnection başlıklı şiirine nazire olarak yazılmış bu şiiri, onun beslenme kaynakları ve şiirin temel meselelerine dair esaslı bir uğraş içinde olduğunu gösteriyor.

 

Atlasların kanadığı bir çağda şiir bu acıların şahitliğini yapmak zorunda bir bakıma. Ensar’ın hafızasını ve hatırasını kaybetmekte olan insana dair söyledikleri “yenilgi” imgesi üzerinde odaklanıyor daha çok. Asıl mağlubiyet bu imgenin iç yüzünde saklı belki de. Ensar’a göre en ağır yenilgi mağlupların galiplere benzemesidir. Onun mağlup imgesini buradan yola çıkıp kurması hem parça hem bütün açısından oldukça önemli.

 

Yeri gelmişken şunu da söyleyelim. Ensar, şiiri zihninde kurarken yaşadığı çağa dair çok şey anlatmak istiyor. Okurken bunu hissediyorsunuz. Hiç şüphesiz yaşamak bir şahitliktir de. Bununla birlikte, çok şey anlatmak isterken şiiri bir yerden sonra aşırı malumata, hatta yer yer vaaza dönüştüren “yorucu dile” dikkat etmeli Ensar. Klişe ile kroşe arasında her zaman bir fark vardır. Şiir kroşeye dönüştükçe gürbüzleşir, fazlalıklarından arınır. On dört kelimelik şu tek dize mesela, daha rafine bir söyleyişe dönüştürülebilir: “bildik, havadaki her bir şehadet parmağı, dildeki her bir tekbir paratoner gibi bombaları çekecektir.” (s.28)

 

Ensar’ın şiirinde sevgili imgesi mahcup ve onurlu bir hayatı sahiplenme duygusuyla iç içe. Hem arayış hem adanış, şairin çevresinde olup bitenlere karşı hiç eksilmeyen dikkati aşkla harlanıyor daha çok: “Sensizlik enternasyonal bir olgudur / Her kalp bu dünyadan yorgun döner iş çıkışları” (s.58) Seyyid Ensar’ın Mağlubiyet Karinesi, insana “seni kendinden kim kurtaracak” diye sorma cesaretini kuşanmış bir ilk kitap. Teyakkuz hâlindeki bir şuurla, kaybolmayı salık veriyor okura. Çünkü insan kaybolmadan bulamaz kendini: “Kaybolacak kadar yürüyeyim bu yolda / kendimi de ardımda bırakarak.” (s.78)

 

 

MAĞLUBİYET KARİNESİ
Seyyid Ensar

PROFİL KİTAP 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.