Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Muz Bahçelerinin Bekçisi; Miguel Angel Asturias




Toplam oy: 135
Asturias, Güney Amerika Edebiyatı içinde eşsiz bir yere sahiptir. Ama kendi ülkesi Guatemala için hayatidir. Bir gün tüm Guatemalalılar hafızalarını yitirseler Asturias’ın romanlarına bakarak kendilerini bulabilir ve hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilirler.

Güney Amerika ülkelerinin meşhur edebiyat ortamlarında ateşli tartışma konuları vardır; “Marquez mi büyüktür yoksa Asturias mı?”

 

Eğer cevaplar muğlak ise, kriz aşılamıyorsa sorunun şemaili değişir. “Peki Marquez mi yerlidir yoksa Asturias mı?” Ben bu yazıda, üstteki soruların cevaplarını bir kenara bırakarak 1967 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi büyük usta Miguel Angel Asturias’tan bahsetmek istiyorum. Aldığı ödüllerden sonra yaptığı konuşmalardan birinde şöyle diyor yazar;

 

“Çalışmalarım halkların sesini yansıtmaya, efsanelerini ve kadim inançlarını bir araya getirmeye ve aynı zamanda Latin Amerika’nın sorunları karşısında evrensel bilinci doğurmaya devam edecek.”

 

1899 yılında Guatemala’da dünyaya gelen Angel Asturias, hakim olan babasının sürgün edilmesi neticesinde çocukluğunu başkente uzak bir kentte geçirmek zorunda kalmış. Buradaki kötü hayatından sonra zoraki seyahatlerinin ardından tıp fakültesine giren yazar, aldığı karardan pişman olup hukuk ve gazetecilik okumaya karar vermiş. 1924 yılından itibaren ise Londra ve Paris’te çeşitli eğitimler almış. Religiones y mitos de la America Indigena (Amerika Yerlilerinin Efsaneleri ve Dinleri) isimli teziyle mezun olması ve tezin kitap olarak basılması, Asturias’ın uzun zamandır kafasında tasarladığı yazarlık hayallerinin başlangıç noktasını oluşturmuş. 1930 yılında yayınlanan Guatemala Kahramanları isimli kitabıyla dünya çapında üne kavuşan Asturias, 1967’de aldığı Nobel’e kadar birçok saygın ödüle layık görülmüş, kitapları onlarca dile çevrilmiş. Asturias, romancı, şair, araştırmacı kimliklerinin yanı sıra diplomat kimliği sayesinde dünyanın birçok ülkesinde bulunmuş, 1974 yılında dünyadan ayrılmıştır.

 

Asturias’ı her yönüyle kavramak için evvela Güney Amerika coğrafyası özelinde Guatemala’nın kültürünü, siyasetini, kaderini ve insan tipolojisini iyi bilmek gerekiyor. Asturias’ın edebi güçler kartelasını bir örümcek ağına, kendisini de bu ağın merkezindeki dev bir örümceğe benzetebiliriz. Asturias’ın ağlarından en kalın ve muhkem olanı hiç şüphesiz Maya kültünün hüküm sürdüğüdür. Bu kozmik damarın içinde İspanyolların işgalinden önceki Maya medeniyetinin gündelik hayatı ve debdebeli dekoru tüm görkemiyle nefes alıp vermektedir. Atalar kültünden devşirilmiş bir yasanın etrafında toplanmış halk, adeta bir masal âleminde yaşamaktadır. Doğarken başlayan ölümler, ölürken başlayan doğumlar, dile gelen hayvanlar, sesi yiten insanlar, birbirleriyle didişen ruhlar, ağaçlardan akan şarkılar… Bu alan, aynı zamanda Latin Amerika’nın milli cereyanı olarak kabul gören büyülü gerçeklik akımının esmesi için elverişli bir vadi görevindedir. Ayrıca coğrafi keşiflerin ardından Afrika kıtasından getirilen kölelerin yerel inançları, mitleri, sözlü kültürleri de bu tabiatın uzak bir parçasıdır.


 


 

 

Asturias’ı her yönüyle kavramak için evvela Güney Amerika coğrafyası özelinde Guatemala’nın kültürünü, siyasetini, kaderini ve insan tipolojisini iyi bilmek gerekiyor.

 

 


 

 

EMPERYALİZMİN DAYATMALARINA KARŞI DURDU

 

Asturias’ın diğer ağını ise kendilerini emperyalizm karşısında konumlandırmış karakterlerin zihninde hazır ve nazır bir şekilde duran sosyalist doktrin kaplamıştır. Bu ağın bin bir gözlü odacıklarında, Guatemala başta olmak üzere Latin Amerika’nın tüm mazlum ve yoksul insanlarının kanını emen Amerika, yani sömürgecilere karşı verilen onurlu mücadelelerin farklı boyutları anlatılmaktadır. Asturias; Kızılderililerin didaktik-mistik özdeyişleri ile Marx- Engels- Lenin çizgisinden oluşan melez bir felsefe çemberi vücuda getirmiştir. Bu çemberin karşısında ise ABD ve uzantılarından başka katolisizmin argümanları vardır. Asturias emperyalizmin ve katolisizmin dayatmalarına karşı reddiyeler oluşturmuş, bu itirazlar bütününü felsefi- edebi kaideler üstüne başarılı bir şekilde oturtmuştur. Bu reddiyeler, rahip takımına ve katolisizmin dogmalarına bir başkaldırı mahiyetinde olduğu kadar aynı zamanda sosyalizmin tanımına yapılan vurgular olarak da kabul edilebilir. Asturias’ın ‘diyaloglar’ vasıtasıyla oluşturduğu bir edebi yasadan bahsedebiliriz. Bu sözde yasanın özünde genetik kodlar hissedilir. Bu kodların fenomeni ise Kızılderili- Maya inancındaki özgürlük kültüdür. Asturias, bu formu oturttuğu kurmaca dehlizini tasarlarken gayet realist bir dekor, dramatik bir üslup ve şiirsel bir dil kullanır. Asturias’ın bir diğer ağında ise yeni dünya düzeninin kıskacında can çekişen Guatemala vardır. Sınıf mücadelesi ve demokrasi savaşı vermekten başını kaldırıp dünyayı izlemeye fırsat bulamayan Guatemala insanının trajikomik hikayesi önemli bir yer tutar. Yazar çelişkilerden ve uyumsuzluklardan, şairlik yönünden de aldığı ilhamla başarılı iç kurgular, tasvirler, diyaloglar devşirir.

 

Asturias’ın karakterleri, onun ağlarına tırmanarak merkeze yani örümceğe varmaya çalışan mecalsiz, solgun, bedbin kimselerdir. Komünizm, sosyalizm, liberalizm, Amerikancılık, katolisizm ve geleneksel Maya yaşamı arasında sıkışıp kalmış her türlü duyguyu uçlarda yaşayan, hayatın ağırlığını kendi bedeni ağırlıkları içinde kabul eden tipler, mütemadiyen bir savrulma içindedirler. Yoksulluk, geri kalmışlık, hastalık ve ölüm döngüsüne maruz kalmışlardır. Fakat tüm bu olumsuzluklara rağmen karakterlerin birbirleriyle olan aşk ve dostluk ilişkilerinde her zaman bir umut hissedilir.

 

“Şaşkın bir bakışla düşünmekten yoksun, göğsünü elledi, kalbi sanki kırılmış bir organdı, yeniden çarpmaya başlasın diye alçılı bir bantla tutturmak ister gibi kalbini ele geçirmeye çalıştı.”

 

MUZ BAHÇELERİNİN YERİ AYRI

 

Asturias, Guatemala’nın şaşkın, tozlu şehirlerini; renkli ve biçimsiz evlerini şiirsel bir dille bazen en ince ayrıntısına kadar tasvir eder. Betimlerin etrafına rüyalar ve halüsinasyonlar eker. Sürgünde olduğu yıllarda ülkesine duyduğu özlem satır aralarında biriken imalardan hissedilir. Onun eserlerinde gerçekte olduğu gibi şehrin ana merkezi ile varoşlar iç içedir. Asturias tabiatı ise bambaşka bir tatta anlatır. En sevdiği yerlerden biri muz bahçeleridir. Muz bahçeleri, Guatemala’nın tek planda çekilmiş efsunlu görüntüsü gibidir. Aşkların, mutlulukların, hayal kırıklıklarının, tutkuların, hastalıkların kokusu; gürültülü bir şekilde doğan muzların kokusuna karışır. Burada hassas bir nizam vardır. İyi ve kötü hatıralardan oluşan hayat bu denge yatağında sakince akar. Muz bahçeleri gündüzün ve gecenin ortasında yanıp söner. Asturias, Güney Amerika Edebiyatı içinde eşsiz bir yere sahiptir. Ama kendi ülkesi için hayatidir. Söz gelimi Guatemala’da çok şiddetli bir deprem olsa ve ülkenin çehresini var eden her yer enkaza dönse Asturias’ın romanlarına bakılarak belki yeniden kurulabilir ülke. Ama kanımca daha da önemli olanı bir gün tüm Guatemalalılar hafızalarını yitirseler Asturias’ın romanlarına bakarak kendilerini bulabilir, her şeyi hatırlayabilir ve hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilirler. Asturias’ı büyük bir yazar yapan tılsım budur.


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.