Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Müzik // Son bekleme odası




Toplam oy: 290
Richard Skinner // Çev. Yusuf Eradam
Kara Plak
Richard Skinner, Satie’nin mektup ve yazılarından, başkalarının anılarından ve bir filmden yararlanmış; ortaya mizah yüklü, eğlendirici ve iyi bir roman çıkarmış.

Erik Satie’nin en çok "Gymnopédies" ve "Gnossiennes" isimli besteleriyle tanındığına, sevildiğine kimsenin itirazı olmaz. Hatta yaşarken, kendisinin de itirazı olmamış ama müziğinin “sıkıcı” olduğunu da söyleyip durmuş. Satie’yi tanımayanların bile bu parçaların melodilerini duymuş olmaları yüksek ihtimal. Kulağı modern müziğe açık olanları kastediyorum elbette.
Erik Satie’nin hayatında iki kez ağladığına, bunlardan birinin Lenin’in ölüm haberi yüzünden olduğuna inanır mısınız? Fransız besteci hakkında bu gibi ilginç bilgilere ulaşmak için en kısa yol, Richard Skinner’ın Kadife Bey’ini okumaktan geçiyor.


Kadife Bey bir biyografik roman ama yazarın kurgusu bunu klasik bir biyografik romandan daha keyifli kılıyor. 59 yaşında ölmüş olan besteci Araf’tadır ve hayatının en değerli anısını seçmek durumundadır. Öteki tarafa sadece bu anısını götürebilecek, öncesinde de bu anı filme çekilecektir. Bunun üzerine Erik Satie, kendine tanınan bir haftalık zamanda hayatını hatırlayarak anlatırken, karar vermeye de çalışır.


Felsefe ile uğraşanların mantıklı insanlar olduğunu düşünen Satie için filozof olmak imkansızdır çünkü -şairler gibi- hayalperesttir. “Kendi imgelerini yaratmaktır” onun ihtiyacı olan, “başkalarının fikirlerini yeniden yaratmak” değil. Ve bunu aklından çıkarmadan, samimiyetle beste yapmaya başlar. Döngü önemlidir, ilerleme değil. Sonsuza ulaşacak döngüler... Besteleri duyulmamalı, kulak misafiri olunmalıdır. Yapılmış değil, bulunmuş izlenimi uyandırmalıdır. Ve itiraf eder: “Benim müzisyen olmadığımı size herkes söyler. Haklılar. Müzisyen, müzik konusunda her şeyi bilendir, beste yapan kişi ise umarsız bir kuldur.”


Günler geçer, Araf’ta bekleyen diğer ölülerle dostluklar kurulur, bekleme odasında da anılar birikir. Erik Satie hâlâ karar verememektedir. Öte yandan, ünlü "Gymnopédie"lerini bestelemiştir artık. Claude Debussy ile tanışır, “onun yanında yaşamayı” diler ve 30 yıl boyunca bu gerçekleşir. Yoksulluk içindedir ama sanatının nefsinden önce gelmesini yeğliyordur. Yoksullukla savaşmak yerine kendini insani acıların üstünde tutar.

Mobilya müziği

 

Suzanne Valadon’a duyduğu aşkı hatırlar. Bu aşk mıdır acaba yanında götüreceği anı? Emin olduğu tek şey vardır: “Hiç kimse aşk yarasından tamamen iyileşemez; sadece yerine koymayı öğrenir.”


40 yaşına geldiğinde, ne yaptığını bilmez bir noktadadır artık. Hiç kimsenin dinlemediği “yabancı sanat” üretmekten yorgun düşmüştür ve emekli olmaya karar verir.


Sonra Maurice Ravel girer hayatına ama ondan hiç hazzetmez. Ardından, seçim zamanı daralırken, Duchamp, Man Ray, Picasso, Stravinsky ve Leger, Fransız bestecinin anılarından yüzeye çıkarlar. Onlarla geçirdiği zamanlar, çok değerli anılar içermektedir. Bestelemeye devam eder. Çok sevdiği Sokrat için bir beste yapar; “mobilya müziği”ni keşfeder. Bu müzikte kendi beste yapmak yerine başkalarının eserlerinden alıntılar kullanacaktır. En nefret ettiği isimleri gündemine alır: Ambroise Thomas ve Camille Saint-Saëns. “Satie ekolü filan yoktur,” der. “Satizm diye bir şey var olamaz. Olursa karşısında beni bulur. Sanatta kölelik diye bir şey asla olmamalı. Benim müziğim sadece ve sadece benim tarafımdan yapılmalıydı.”

 

 

Son bir pişmanlık

 

Richard Skinner’ın romanı Kadife Bey, Satie’yi kurmaca bir karakter gibi gösterse de onu gerçek biyografik ayrıntılar üzerinden kurgulamış. Yazar, Satie’nin mektup ve yazılarından, başkalarının anılarından ve bir filmden yararlanmış; ortaya mizah yüklü, eğlendirici ve iyi bir roman çıkarmış.


“Zaman denen o sinsi güç, herkesin anladığı bir şeydir, açıklamayı deneyene kadar tabii.” Ve artık Araf’ta karar verme zamanı gelmiştir. Son bir pişmanlığı daha vardır bestecinin: “Belki de nasıl yaşadığıma, yaşadığım sırada daha çok dikkat etmeliydim,” der. Ama hayalperestliği konusunda müsterihtir.


Satie haklıdır belki de... Bekleme odasından çıkmanın en kolay yolu hayallerdir.

 

 

 

 


 

 

Görsel: Seda Mit

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Filmlerinde değişen, kentleşen, modernleşen Japonya’ya dair arka planda sunduğu nefis detaylarla farklı bir sineması var Yasujiro Ozu’nun. “Geç Gelen Bahar” (1949), “Erken Gelen Yaz” (1951) ve “Tokyo Hikâyesi”ni (1953) muhakkak görün isterim. Ama Japon Sineması’nda keşfedilmesi gereken Ozu haricinde de çok nitelikli yönetmenler var. Miyazaki’yi şahane animasyonları vesilesiyle duymuşsunuzdur.

Mizah unsuru çocuklar için vazgeçilmez ve ilgi çekici konuların başında gelir. Okurken kahkaha atmayı sever her çocuk. Tabii bir yazar onu güldürmeyi başarabilirse… Ülkemizde çocuklara kaliteli mizahı edebiyatla harmanlayarak sunan kitap sayısı çok fazla değil. İngiliz yazar David Walliams çocuk kitaplarına mizah katma becerisiyle dünyanın en çok okunan yazarlarından birisi.

Tavuk tandır aldım tepsiye. Pilav üstü az kuru, lahana sarma, yanına çorba, salata ve ayran.” Bu cümleleri bir bilimkurgu hikâyesinden okuma ihtimaliniz nedir? Müfit Özdeş’i okumadıysanız buna ihtimal vermezsiniz elbette. Ancak okuduysanız bu soruyu sormamın ne kadar abes olduğunu en iyi siz takdir edeceksiniz.

 

Bir kütüphane için sahip olduğu kitapların çeşitliliği, niteliği ve sayısı başlıca gurur kaynağı ama modern kütüphaneler sahip oldukları kitaplardan çok daha fazlası artık; tasarımıyla, teknolojik donanımıyla, sahip oldukları kitap dışı koleksiyonlarıyla, neredeyse bir müze olabilecek denli geniş eserleriyle...

Bağımsız bir yayınevi olan İstos tarafından yayınlanan Yunankarası, on bir farklı Yunan polisiye yazarının Türk okurlar için özel olarak kaleme aldığı, hepsi birbirinden nitelikli on bir polisiye öyküden oluşuyor.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.