Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Müzik // Son bekleme odası




Toplam oy: 198
Richard Skinner // Çev. Yusuf Eradam
Kara Plak
Richard Skinner, Satie’nin mektup ve yazılarından, başkalarının anılarından ve bir filmden yararlanmış; ortaya mizah yüklü, eğlendirici ve iyi bir roman çıkarmış.

Erik Satie’nin en çok "Gymnopédies" ve "Gnossiennes" isimli besteleriyle tanındığına, sevildiğine kimsenin itirazı olmaz. Hatta yaşarken, kendisinin de itirazı olmamış ama müziğinin “sıkıcı” olduğunu da söyleyip durmuş. Satie’yi tanımayanların bile bu parçaların melodilerini duymuş olmaları yüksek ihtimal. Kulağı modern müziğe açık olanları kastediyorum elbette.
Erik Satie’nin hayatında iki kez ağladığına, bunlardan birinin Lenin’in ölüm haberi yüzünden olduğuna inanır mısınız? Fransız besteci hakkında bu gibi ilginç bilgilere ulaşmak için en kısa yol, Richard Skinner’ın Kadife Bey’ini okumaktan geçiyor.


Kadife Bey bir biyografik roman ama yazarın kurgusu bunu klasik bir biyografik romandan daha keyifli kılıyor. 59 yaşında ölmüş olan besteci Araf’tadır ve hayatının en değerli anısını seçmek durumundadır. Öteki tarafa sadece bu anısını götürebilecek, öncesinde de bu anı filme çekilecektir. Bunun üzerine Erik Satie, kendine tanınan bir haftalık zamanda hayatını hatırlayarak anlatırken, karar vermeye de çalışır.


Felsefe ile uğraşanların mantıklı insanlar olduğunu düşünen Satie için filozof olmak imkansızdır çünkü -şairler gibi- hayalperesttir. “Kendi imgelerini yaratmaktır” onun ihtiyacı olan, “başkalarının fikirlerini yeniden yaratmak” değil. Ve bunu aklından çıkarmadan, samimiyetle beste yapmaya başlar. Döngü önemlidir, ilerleme değil. Sonsuza ulaşacak döngüler... Besteleri duyulmamalı, kulak misafiri olunmalıdır. Yapılmış değil, bulunmuş izlenimi uyandırmalıdır. Ve itiraf eder: “Benim müzisyen olmadığımı size herkes söyler. Haklılar. Müzisyen, müzik konusunda her şeyi bilendir, beste yapan kişi ise umarsız bir kuldur.”


Günler geçer, Araf’ta bekleyen diğer ölülerle dostluklar kurulur, bekleme odasında da anılar birikir. Erik Satie hâlâ karar verememektedir. Öte yandan, ünlü "Gymnopédie"lerini bestelemiştir artık. Claude Debussy ile tanışır, “onun yanında yaşamayı” diler ve 30 yıl boyunca bu gerçekleşir. Yoksulluk içindedir ama sanatının nefsinden önce gelmesini yeğliyordur. Yoksullukla savaşmak yerine kendini insani acıların üstünde tutar.

Mobilya müziği

 

Suzanne Valadon’a duyduğu aşkı hatırlar. Bu aşk mıdır acaba yanında götüreceği anı? Emin olduğu tek şey vardır: “Hiç kimse aşk yarasından tamamen iyileşemez; sadece yerine koymayı öğrenir.”


40 yaşına geldiğinde, ne yaptığını bilmez bir noktadadır artık. Hiç kimsenin dinlemediği “yabancı sanat” üretmekten yorgun düşmüştür ve emekli olmaya karar verir.


Sonra Maurice Ravel girer hayatına ama ondan hiç hazzetmez. Ardından, seçim zamanı daralırken, Duchamp, Man Ray, Picasso, Stravinsky ve Leger, Fransız bestecinin anılarından yüzeye çıkarlar. Onlarla geçirdiği zamanlar, çok değerli anılar içermektedir. Bestelemeye devam eder. Çok sevdiği Sokrat için bir beste yapar; “mobilya müziği”ni keşfeder. Bu müzikte kendi beste yapmak yerine başkalarının eserlerinden alıntılar kullanacaktır. En nefret ettiği isimleri gündemine alır: Ambroise Thomas ve Camille Saint-Saëns. “Satie ekolü filan yoktur,” der. “Satizm diye bir şey var olamaz. Olursa karşısında beni bulur. Sanatta kölelik diye bir şey asla olmamalı. Benim müziğim sadece ve sadece benim tarafımdan yapılmalıydı.”

 

 

Son bir pişmanlık

 

Richard Skinner’ın romanı Kadife Bey, Satie’yi kurmaca bir karakter gibi gösterse de onu gerçek biyografik ayrıntılar üzerinden kurgulamış. Yazar, Satie’nin mektup ve yazılarından, başkalarının anılarından ve bir filmden yararlanmış; ortaya mizah yüklü, eğlendirici ve iyi bir roman çıkarmış.


“Zaman denen o sinsi güç, herkesin anladığı bir şeydir, açıklamayı deneyene kadar tabii.” Ve artık Araf’ta karar verme zamanı gelmiştir. Son bir pişmanlığı daha vardır bestecinin: “Belki de nasıl yaşadığıma, yaşadığım sırada daha çok dikkat etmeliydim,” der. Ama hayalperestliği konusunda müsterihtir.


Satie haklıdır belki de... Bekleme odasından çıkmanın en kolay yolu hayallerdir.

 

 

 

 


 

 

Görsel: Seda Mit

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Tamamı “uydurma” sözcüklerden oluşan The Dictionary of Obscure Sorrows’u (Müphem Kederler Sözlüğü) duymuşsunuzdur belki.

Kurtadam edebiyatının mazisi zengin, özellikle de öykü türünde. Çağdaş kurtadam romanları ise, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başından beri ne yazık ki vampir edebiyatıyla aynı kaderi paylaşıyor. Paranormal aşk romanları ile erotik şehir fantazyaları, vampir, kurtadam ve hatta zombi gibi canavarları iliğine kadar kuruttu!

New York Halk Kütüphanesi’nin namını duymak için kenti ziyaret etmeye gerek yok. Burası tüm dünyadaki en aktif kütüphanelerden biri.  1940 yılında Albert Berg tarafından kuruma bağışlanan Berg Koleksiyonu’nu kütüphanedeki diğer koleksiyonlardan ayıran bazı özellikler var. Öncelikle bu bölümü yalnızca randevu alarak ziyaret edebiliyorsunuz.

Yaratıcılık üzerine sık sık yazan Oliver Sacks, The River of Consciousness adlı kitabında şöyle der: “Yaratıcılık yalnızca bilinçli bir idmanı değil, bilinçdışı bir hazırlanma sürecini de kapsar. Bu bir kuluçka dönemidir. Size ilham veren, sizi etkileyen unsurları özümsemek ve onları yeni bir nizam dahilinde sentezlemek için bilinçdışı mekanizmalar elzemdir.”

Klasikleri okumamak için sıralanan bahanelerden ilki hacimleriyle, "bitmek bilmeyen sayfalarıyla" ilgili olur genelde.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.