Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Okuma Listeniz: Bu değil, ben farklı bir şey istiyorum




Toplam oy: 1028
‘Yaptım oldu’ deyip şehrin içine ederek banka hesaplarını dolduranların olduğu bir yerde nasıl hayal kurulur? Ya da ancak hayal mi kurulur?

Kahramanımız mutsuz ve düşüncelidir. Kimse onu anlamıyordur. Bir gün dayanamayıp isyan eder: “Bu değil. Bu değil. Ben farklı bir şey istiyorum, bu da değil. Bunları herkes yapıyor. Bu sıradan. Beni anlamıyorsunuz!”

 

 

 

Canlılar dünyasında kimsenin anlamadığı kahramanımız, “Ben daha farklı bir şeyler istiyorum. Daha güzel çağ atlatacak bir şey istiyorum. İnsanların daha mutlu yaşayabileceği farklı bir şey istiyorum,” diyerek yüzlerce kattan ulaşan binalara uzun uzun bakar. Kendini atsa da kurtulsa, dersiniz. Çektiği dert, dert değildir çünkü. Dünyanın orta yerinde çaresiz ve yalnızdır... Ama bir şey olur. Ne olduğunu biz faniler bilemeyiz. Birdenbire kahramanımızın yanakları al al olur sevinçten ve “Moda ve sanatın 365 gün içinde olacaksınız,” diye haykırır altın kaplama saatini gözümüze soka soka. Sonra da kendini bir atın üstünde bulur. “Evinizin hemen yanında böyle bir orman olsun istemez misiniz? İşte orman! Hayal ettim ve yaptım. Gurur duyuyorum. Tarih hayal edenleri değil, gerçekleştirenleri yazar,” der.

 

 

 

 

 

 

 

Uzaklara umutsuzca bakan, kimsenin anlamadığı; çağ atlamak isteyen ve insanların mutlu olması için elinden geleni ardına koymayıp, son kalan ormanın içinde, at üstünde kendini heba eden bu yalnız adamın hali ne olacaktır?

 

 

 

 

“Ben şeffaf bir adamım, bağırsağımdaki bok bile görünür,” diyen Ali Ağaoğlu’nun hayali İstanbul Maslak’taki 320 bin ağacı kesmek, yerine de toplamda 320 kattan oluşan kuleler yapmakmış meğer. Gerçi kendisi, “Eğer 3 ağaç kestiğimi kanıtlasınlar, Taksim’de etek giyer gezerim,” dedi. Ağaoğlu’nu etekle hayal ederken hiç zorlanmıyorum. Hem de bir atın üstünde... André Breton, “Bir atın bir domatesin üstünde dörtnala kalktığını hayal edemeyen, salağın tekidir,” der. Ben şahsen  Breton’ın dediği domates üzerinde duran bir atın da üzerinde, Ağaoğlu’nu etekle hayal edebiliyorum. Hatta benim hayalimde bir de helikopter uçuyor ve domatesin tam üstüne 10 bin kırmızı gülün yolunmuş 150 bin yaprağını boca ediyor. E hayal işte. Bu ay listeyi yaparken anahtar kelimelerim; bok, zenginlik, mutluluk, hayal, ağaç ve İstanbul oldu.

 

 

 

* Çivisi Çıkmış Boklu Dünyanın Azgın Pompacıları - Mykle Hansen

 

 

* Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor - Hervé Kempf

 

 

* İstanbul'da “Soylulaştırma”: Eski Kentin Yeni Sahipleri - David Behar

 

 

* Mutluluk Sanatı - 14. Kutsal Dalai Lama

 

 

* Hayal Avcılığı - Paul Levesque ve Art McNeil

 

 

* Çizmeyi Öğrenelim: Ağaçlar ve Ormanlar - Mark Bergin

 

 

 

Bu sefer listeyi verdikten sonra da çenemi tutamayacağım. Evet, genelde bu okuma listeleriyle söz konusu durumla hep dalga geçtik. Şimdi biraz farklı. Dalga bile geçemiyorum. Yazarken arada sinirden gülüyorum. İstanbul’u babasının çiftliği gibi satanlar, arazileri, sit alanlarını nüfuzlu tanıdıklarına peşkeş çekenler, “Yaptım oldu,” deyip şehrin içine ederek banka hesaplarını dolduranların olduğu bir yerde nasıl hayal kurulur? Ya da ancak hayal mi kurulur?


 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Eğer hidâyet yazılmışsa bir kişinin alınyazısına, kişi ne denli farklı mecralarda dolaşırsa dolaşsın dönüp gelmesi muhakkaktır takdir olunana. Gai Eaton da Lozan’dan İngiltere’ye, Jamaika’dan Mısır’a hakikat arayışıyla gezinirken, bu yazgının izini süren son devir Müslüman entelektüellerinden birisidir.

 

A-

 

Mecnun one night

 

B-

 

Ben bu tarzı benimsedim. Elim belimde vakaların önünde bekler, sakallarımı sıvazlar, sosyolojik birtakım çıkarımlarımı dile getiririm. ‘Ne güzel bir toplum simit yiyor.’ ‘Toplum koşma oğlum beş dakika sonra tekrar gelecek tren.’ ‘Toplum şuradan geçerken az sessiz ol uykuya uzağım zaten.’

 

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.