Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Özgürlüğe ve barışa uzanan bin çiçekli yol




Toplam oy: 1036

Binbir çiçekli bahçeden bir çığlık yükseldi yeniden, duyuyor musunuz? Duyuyor muyuz? Bir yakarış hatta belki de bir dua; sanata, yaşama, halka ve tüm insanlığa doğru edilen bir dua, doğa ile uygarlığı kucaklayarak, yüreğe seslenen bir yakarış… Dalga dalga yayılır gibi üzerimizden tüm evrene doğru ve ne mutlu ki hiç susmayan, hiç susmayacak olan, bir sonsuzluk boyunca duyanın, okuyanın yüreğine, gönlüne kazınan, kazınacak olan...

Binbir Çiçekli Bahçe

Binbir Çiçekli Bahçe, Yaşar Kemal’in daha önce çeşitli yerlerde yayımlanmış ancak herhangi bir kitapta bir araya gelmemiş yazılarından oluşuyor: Basın açıklamaları, mahkeme savunmaları, röportajlar, ödül töreni konuşmaları, çeşitli çalışmalar için hazırladığı önsözler, gazete-dergi yazıları… 1961 yılından 2009’a uzanan, yazıldığı yılları ve daha da ötelerini kapsayan… Bu toprakların yetiştirdiği en büyük yazarlardan birinin siyasete, topluma, edebiyata, sanata dair dünya görüşlerini içeriyor Binbir Çiçekli Bahçe. Ama yanlış söylemiş olmayayım, Yaşar Kemal öyle parçalı olur mu, siyasete, sanata, topluma başka başka bakar mı… Aksi takdirde onca büyük olur mu? Olamaz elbette, tıpkı tüm diğer kitaplarında olduğu gibi Binbir Çiçekli Bahçe bütün bir yaşamı içeriyor, yazarın bütünlüklü hayat görüşünü aktarıyor bizlere. Konu ne olursa olsun, kitapta yazan hangi yazıyı okursanız okuyun, Kemal’in temelde büyük bir sevgiyi içeren yaşamaya dair görüşlerini okuyorsunuz. Kemal, sanatı da, siyaseti de, edebiyatı da ne kendinden ne toplumdan ayırıyor. Görmeyenlere de, bilmeyenlere de, duymayanlara da bıkmadan, bir daha bir daha anlatıyor. “Bizden önce de bizim çağımızda da hep sanatın faydası üstünde duruldu. Ortaya bir de ‘sanat sanat için midir’ tartışması çıktı. Ben hiçbir zaman bu işi anlayamadım. Neden ortaya atmışlar, nasıl ortaya atmışlar? Bir türlü anlayamadım. Yıllarca üstelik de bunu tartışmışlar. Daha da tartışıyorlar. Kim bilir neler neler söylemişlerdir? Neden hiç demiyorlar ki, hayat hayat için midir, hayat toplum için midir? Sanatı hayattan hep ayrı düşünmüşler de bu hata hep oradan geliyor. Hayatta yaşamak var. Sanatta da var. İnsanoğlu kendini bildi bileli iki yönde yaşamış, hayatta da sanatta da yaşamış(…) sanattan hayata fayda beklemek neden? İçinde olan bir şey. Yaşamayı yaşama yapan bir şey.”

Bu cümleler Yaşar Kemal’in 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmadan alıntı. Yine aynı konuşmada yaşadığımız çağda artık içimize iyiden iyiye yerleşen doğa ve uygarlık ayrımına dair de yine aynı türden dupduru yaklaşımını görüyoruz yazarın: “İnsanın tek başına kalması, tek başına kendini doğadan ve halktan kopararak yetişmesi olsa olsa bir hastalık olur. Doğadan ve çevreden kopuş bir hastalıktır. Bir hastanın da, böyle bir hastanın da büyük sanat eseri yaratacağına inanılamaz."

Binbir Çiçekli Bahçe’de ilerlerken görüyoruz ki, insanlığın bugüne kadar kafasını kurcalayan, çelişkilere düşüren cümle sorularına karşı verilmiş bir cevap gibi Yaşar Kemal. Öylesine sade, öylesine özlü ve öylesine büyülü...

Bugünün siyasi sorunlarına da verdiği cevaplar var Yaşar Kemal’in bu kitapta yer alan yazılarında. Hayata bakış açısı gibi edebi kimliğinden hiç ayrı tutmadığı siyasi görüşü ekseninde ve hatta bu eksenin çok çok üzerinde öneriler bunlar. Bugün bu topraklar üzerinde kim kalkıp da Yaşar Kemal’in barış dışında bir şey istediğini, önerdiğini söyleyebilir, aklından geçirebilir ki.  Elbette “barış”, diyor Yaşar Kemal, Kürt sorununa değindiği yazılarında, “barış için çözüm” diyor. Bu önerisini, bu dileğini artık çoktan unuttuğumuz, bize unutturulmak için özel çabalar sarfedilen yakın tarihimizi hatırlatarak, işaret ederek temellendiriyor. Çok kültürlülüğü savunuyor, gerçek demokrasinin en büyük kazanımının kültürleri daha çeşitli, daha renkli hale getirecek olmasıdır diyor. “Anadoluya gerçek bir demokrasiyi getirebilirsek, Anadolu kültürleri gene birbirlerini aşılayacak.  Anadolunun gene eski zamanlardaki gibi insanlık kültürüne zengin katkısı olacak. Bu ülke insanları insanca yaşamayı, mutluluğu güzelliği seçecekse, bu önce evrensel insan haklarından, sonra da evrensel sınırsız düşünce özgürlüğünden geçer. Buna karşı çıkmış ülkelerin insanları da 21. yüzyılda onurunu yitirmiş, insanlığın yüzüne bakamayacak durumlara düşmüş insanlar olarak yaşarlar.” Onur… Yaşar Kemal’in sık sık kullandığı bir kavram. Daha doğrusu hatırlattığı. Neden hatırlatıyor, bunca üzerinde duruyor yazar? İnsan onurunu toplumsal olarak hayatın her alanında ayrı ayrı unuttuğumuza dair bire bir şahitliğini gösteriyor okurlarına da ondan. Çözümün bir yolunun insan onurundan geçtiğini işaret ediyor.

Ve umut… Bu dünyada herkesin umudu tükense, Yaşar Kemal’in tükenmez gibi. Herkesten, her şeyden, herhangi bir şey adına bir araya gelmiş tüm topluluklardan hatta kendimizden bile şüphelenmeye alışmış, biteviye komplo teorileri kurma hastalığından musdarip biz 21.yüzyıllılara yeniden inanmayı öneriyor. Öncelikle kendimize ve hayata elbette...

Hasan Bülent Kahraman, “Postentelektüel Dönem ve Edebiyat” adlı çalışmasında, bugün edebiyatta ve özellikle de roman türünde yaşadığımız hastalığın adını ideolojisizlik, ideolojiden yoksunluk olarak koymuştu. İşte Yaşar Kemal de hem bir yazar hem de toplumsal bir kanaat önderi olarak her şeyiyle yaşama dair sağlam bir ideolojiler üstü ideolojiyi gösteriyor bizlere.  Bir yazarın ya da sanatçının ait olduğu sınıf bilincini öncelikle çok iyi hazmetmesini ve daha sonra bunu da aşarak, yaratımını ortaya koyması gerektiğini de.

Binbir Çiçekli Bahçe’de Yaşar Kemal’in sade siyasi ya da edebiyata dair yazıları yok elbette. Yaşar Kemal, Orhan Kemal’den Abidin Dino’ya, François Mitterrand’dan Mehmet Uzun’a çağımızın önemli kimlikleri üzerine dair görüşlerini de anlatıyor; onu etkileyen edebi yapıtları, İlyada’dan Dede Korkut’a hatta Gılgamış’a destanları, halk anlatılarını, masalları da; hatta Türk gazeteciliğine dair düşüncelerini, deneyimlerini de… Bu yönüyle “Binbir Çiçekli Bahçe” okur için, Yaşar Kemal’e doğru uzanan bir uzun, derinlikli yol olma niteliğini  taşıyor.
     
Binbir Çiçekli Bahçe bir çığlık, Binbir Çiçekli Bahçe bir yakarış. Ve yaşamın bilgisini içeren, bilgece bir öneri, tıpkı bir büyükannenin kulağa çok basit gelen ama tüm hayatımızı kolaylaştıran, güzelleştiren tavsiyeleri gibi.

Yaşar Kemal adında bir efsane...

 
Yaşar Kemal adı bizim için nicedir ifadesini “efsane” kelimesiyle bulmuş bir yazar hiç şüphesiz. Daha ilk romanıyla klasikleşen, yaşam boyu verdiği her eserde Türk edebiyatını, dilini, söyleyişini beslerken kendini devleştiren, yoksuldan, ezilenden, işçiden, köylüden, doğadan yana duruşuyla da toplumun yüreğiyle sarsılmaz bağlar kuran bir efsane...

“İnsanlar sıkıştıklarında, ölümün acılarını yüreklerinde duyduklarında bir mit dünyası yaratıp ona sığınırlar. Mitler yaratmak, düş dünyaları kurmak, dünyadaki büyük acılara karşı koymak, sevgiye, dostluğa, güzelliğe belki de ölümsüzlüğe ulaşmaktır.” Derken belki de bir parça kendi ölümsüzlüğünden, kendi efsanesinden söz ediyor Yaşar Kemal. Büyük acılara karşı nasıl olup da büyülü düş dünyaları kurarak göğüs gerdiğini. “Ben, sevincin türkücüsüyüm” diye eklerken de yaşam boyu eserleri ve sözleriyle çevresine aşıladığı o insanı kendine çeken sonsuz umudunu anlatıyor...


 

Ağıtlar  Sarı Sıcak İnce Memed İnce Memed 2 İnce Memed 3 İnce Memed 4 Ortadirek


1943 yılında henüz 20 yaşındayken bir folklor derlemesi olan ilk kitabı “Ağıtlar” yayımlanır Yaşar Kemal’in. Ardından bir öykü kitabı gelir; “Sarı Sıcak”. Bu arada iki kere tutuklanmış, komünizm propagandasından hapis yatmış, ırgat katipliği, ırgatbaşılık, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük gibi işlerin ardından İstanbul’a gelmiş ve Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başlamıştır.  İlk romanı “İnce Memed”, Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilir. Efsane böylece başlamıştır artık. “İnce Memed”, yayımlanır yayımlanmaz klasikleşir, Yaşar Kemal’in adı hem Türk hem dünya edebiyatında bilinen bir yazar haline gelir. Bu roman Yaşar Kemal romancılığının pek çok unsurunu üzerinde taşımaktadır. Yazarın gücünü destanlardan, hem bu toprakların kadim sözlü kültüründen hem de yazılı kültürün en zengin kaynaklarından alan, beslenen geleneksel anlatı dili İnce Memed’den itibaren kendini devam ettirir. Öylesine büyüleyici, sanki dokunsan sözcüklerine elinde tutacakmışsın gibi bir izlenim veren çoşkun doğa tasvirleri vardır ki Yaşar Kemal’in, bir yanıyla da şaşırtıcı biçimde insanla, yazarın yarattığı kahramanlarla dopdoludur. İnce Memed’i okuyup da onun çakırdikenliğinin içinden o kavruk, o çaresiz, korku dolu ama bir o kadar insanın içini burkan bir inatla koşuşunu, çakırdikenliği geçişini hatırlamayan var mıdır? Fukara, ezilmiş, çaresiz bir küçük Çukurovalı çoçuğun bir büyük kahraman olmaya, bir klasiğin roman kahramanı olmaya doğru koşuşudur bu. Kim unutabilir… Daha sonra ardı ardına yayımlanan Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu, Teneke’de de ve  tüm diğer yapıtlarında da insanoğlunun bu en temel çelişkisini kahramanları, onların hikayeleri aracılığıyla çözümler Yaşar Kemal: Zayıf, ezilmiş, çaresiz ve yoksuldur onun kahramanları ama öyle bir umut taşırlar ki içlerinde, umut bütün bunlarla at başı gider. Kahramanlarının başında döner durur sevgiyle ve okur, dünyanın cümle yükünü kaldırmaya, tüm eşitliksizlikleri, kötülükleri yok etmeye mukdedir bir birey oluverir Yaşar Kemal’in el vermesiyle. Yaşar Kemal hem edebiyatı hem kişiliğiyle insanlığın çaresizlğine el verir. İşte ondandır ki bir efsanedir.



Yer Demir Gök Bakır Ölmez Otu Teneke Kuşlar da Gitti Üç Anadolu Efsanesi Bir Ada Hikayesi 1 Bir Ada Hikayesi 2


İstanbullu kuş satıcısı çocukların hikayesini anlatan kısacık romanı “Kuşlar da Gitti”den  kaleme aldığı “Üç Anadolu Efsanesi”ne, Cumhuriyetin kuruluş yıllarını anlatan “Bir Ada Hikaye”sinden, Çukurova’ya iş bulma ümidiyle inen köylülerin hikayesi “Orta Direk”e aynı lezzeti, aynı etkileyiciliği duyarsınız.

Geleneğe, geleneksel anlatıya son derece bağlı bir yazardır Yaşar Kemal. Üzerinde nice çalışmalar yaptığı Anadolu’nun sözlü anlatı geleneğiyle dillendirir doğayı, nesneleri. Sözler tekrarlanır, aşağı iner, yukarı çıkar, hareketlenir, dinlenir, demlenirler onun kaleminde. Yazarın yarattığı ritimde, okurun hayal dünyasına karşı tanıdığı izinle sanki büyülenmişçesine gider gelirsiniz. Kıyıları döven ak köpükler, oylum oylum akan küçük dereler, Akdeniz’in üstünde salınan top top ak bulutlar, ipil ipil yana ateşler, ormanların gece karası alır dört yanınızı, sanki artık hep oralarda kalırsınız. Daha doğrusunu söylemek gerekirse Yaşar Kemal kalemiyle, hayallerimizde ara sıra ziyaret edeceğimiz, kimselere söylemeden içine çekileceğimiz bir gizli bahçe hediye etmiş gibidir bize.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.