Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Şaman Blues




Toplam oy: 2
Demet Şahin, atalar kültünden tabiat kültüne Türk mitolojisinin derinliklerinde dolaşarak okuruna masalsı bir dünyanın kapılarını aralıyor, tıpkı Màrquez gibi…

The Doors’un Shaman’s Blues şarkısını her dinlediğimde, nedense Jim Morrison’un çocukken yaşadığı bir olayı ve bu olayın şarkının yorumuna, tavrına etkisini düşünmeden edemem. Kaza yapmış bir kamyondan yola saçılmış Kızılderilileri; durup otomobilden çıkarak ne olduğunu anlamaya çalışan babayı, dedeyi; ıssızlığa uzanan yolu, çölü, çaresizliği, kanı, ölümü düşünürüm ve tabii orada ölen bir Kızılderili’nin ruhunun kendisine geçtiğine inanan Jim Morrison’u, bu metamorfozu. Çoğu zaman ateşin etrafında dönerek dans eden bir Kızılderili veya göğün muayyen katlarına tırmanmaya çalışan esrik bir şaman gibi değil midir Jim Morrison’un sahnedeki hareketleri? Belki de ölen Kızılderili’nin kızgın ruhudur tüm o protest tavırların sebebi. Kim bilir belki de dinleyicisini kendi büyüsü altında toplamaya çalışan bir şamandır Morrison da. İşte Demet Şahin’in Uzun Kışın Suçlusu isimli hikâye kitabını ilk okuduğumda da bunlara benzer şeyler düşündüm. Aslında buna düşünceden ziyade, üslûbuna âdeta şamanın büyüsü sinmiş bir yazarın hikâyeleri karşısında hissettiklerim demek daha doğru olur.

 

Uzun Kışın Suçlusu’nu İstanbul’daki bir karşılaşmamızda kitabın yayıncısı Ali Ural vermişti. İstanbul’dan ayrılırken havaalanında başladım okumaya. Uçakta devam ettim. Öyle ki uçak korkusunu bile unuttum desem yeridir. Sanki bir şamanın büyüsüne kapılmıştım. On iki hikâyeden oluşan kitap yolculukla birlikte bitivermişti. Zira Uzun Kışın Suçlusu daha ilk hikâyesi Yepelek’ten, hattâ ilk cümleden başlıyor büyüsünü göstermeye, bu etkiyi yaratmaya: “Akşam, odaya bir vebalının dili gibi uzanınca, ninem inleyerek dizlerini ovuşturur, ağır ağır kalkıp lüksün gömleğini ateşlerdi.” Bu hikâyede yepelekler, metamorfoz geçirmiş şamanlar gibi her cümlede içkindir. O ışıkta döner durur. Anlatıcı sevmez yepelekleri, çirkin bulur, ölmüş kelebeklerin hayaletlerine benzetir. Nine, torununun aksine hikâyenin koca bilgesidir, bir tür şamandır; yepeleklerle konuşur, onları ölmüş ruhların yeniden beden bulmuş hâli olarak görür. Hikâyenin sonunda yaralı bir yepeleği rüzgâra bırakırken bir şaman gibi “Az at, buz at, ahrette beni gözet,” der. Ninenin bu dileğinden evvel hikâyenin gerçekçi, akılcı sesi olan anlatıcı, ninesinin “Bunlar ruhtur” sözünü hatırlayıp yaralı yepeleğin ölmüş annesinin ruhunu taşıyor olabileceğine inanmaya başlayarak bu menkıbevî iklime dâhil olur.

 

ÜSLUBUNU MİTİN GÜCÜYLE DESTEKLİYOR

 

Kitaba adını veren Uzun Kışın Suçlusu başlıklı hikâyenin kahramanı ise bizzat bir şamandır. Kamşat köyüne, Sehen yılından sonra bir daha uğramayan yaz mevsimini geri getirmeye uğraşan; bunun için dualar ederek kırmızı gözlü, yeşil tenli cin İmere’nin havaya, suya ve toprağa düşmesini bekleyen Şaman Akkuyaş. Bu hikâyede de Demet Şahin, atalar kültünden tabiat kültüne Türk mitolojisinin derinliklerinde dolaşarak okuruna masalsı bir dünyanın kapılarını aralar. Tıpkı Màrquez gibi. Màrquez’in yaptığı da böyledir; kendi insanını efsaneleriyle birlikte modern edebiyata taşımak. Mesela Yüzyıllık Yalnızlık’ın Macondo kasabasında uykusuzluk hastalığı yayılıp isimler unutulunca, önce her şeyin üzerine ismi yazılır. Sonra bunların ne işe yaradığı da unutur, bu sefer isimlere açıklamalar eklenir. Ağıldaki ineğin boynuna: “Buna inek derler. Süt versin diye her sabah sağılması gerekir, sütün de sütlü kahve yapmak üzere kahveyle karıştırılabilmesi için kaynatılması şarttır” yazısı asılır. En sonunda kasabanın anacaddesine, üstünde “Tanrı vardır” yazan bir levha konur. Sadece bu iki kelime bile Macondo’nun ironisini Katolik Latinlerin pagan geçmişine kadar götürebilir. Zaten Màrquez’in sırrı geçmişi görmek ve bugüne taşımak değil midir? Demet Şahin de Màrquez’le aynı usulü kullanıyor. Batı’nın Yunan mitolojisini, Màrquez’in de kendi toplumunun mitlerini modern çağa taşımasına benzer şekilde, o da hikâyeleriyle Türk mitolojini bugüne taşıyor. Bunu yaparken de eşine az rastlanır bir sahicilikle hikâyenin atmosferini kurup üslûbunu mitin, yani sözün gücüyle destekliyor. Bu özgün nitelikler Uzun Kışın Suçlusu’nu sıradışı bir ilk kitap hâline getirmeye yetiyor.

 

 

UZUN KIŞIN SUÇLUSU
YAZAR: DEMET ŞAHİN

ŞULE YAYINLARI 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Savaşı erkek icat etti, direnmeyi kadın…”

 

BANU GÜRSALER SYVERTSEN/MELİKE YILDIRIM

 

İspanyol yazar Enrique Vila-Matas yola gazeteci olarak çıkmış, hem de dünyaca ünlü şahsiyetlerin röportajlarını çevirerek. İlki bir Marlon Brando röportajıymış. Genç Vila Matas, editörüne İngilizce bilmediğini söylemeye utandığı için, oturup hem soruları hem de cevapları yazmış. Uydurmuş anlayacağınız.

 

 

BİZİ BİRLEŞTİREN YALANLAR

 

Edebiyat, salt bize görmediklerimizi göstermeye yarayan bir araç değildir. Ya da göremediklerimizin altını çizen, tek boyutlu kalınca bir çizgi... Çoğu zaman edebi eser, bize iki-üç cümleyle anlatıp geçtiğimiz her ne varsa şu hayatta, aslında daha daha fazlasının olduğunu hatırlatır: Sesi kısık olayların, durumların, ayrıntıların, şeylerin pek de öyle olmadığını serer gözlerimizin önüne.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Ibn Haldun’un Mukaddime’de üzerinde durduğu çevrenin ve yaşanılan şehrin insan üzerindeki etkisi, modern yazarların ve düşünürlerin de peşini bırakmamış bir tartışmanın konusudur. Walter Benjamin meşhur kitabı Pasajlar’da 19. yüzyıl Paris’inden ve Charles Baudelaire’in şiirlerinden yola çıkarak erken modernizmin izlerini sürer.