Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Saraybosna Suikastı: Perec'in İlk Romanı, Şimdilik




Toplam oy: 53
Perec, birbirine hem çok benzeyen ama bir taraftan da hiç mi hiç benzemeyen romanların, öykülerin, metinlerin yazarıdır. Deneyselliği, yeniliği, avangart duruşu her zaman taze ve yaratıcı bir şekilde üst seviyelerde tutmuş bir kalemdir.

Ferhan Şensoy henüz genç bir tiyatrocuyken, yakın tarihimizde “Kanlı 1 Mayıs” adıyla anılan 1 Mayıs 1977 gününü kara mizahi bir dille, bir mahalle anlatısı olarak Kazancı Yokuşu başlığıyla kaleme alır. Bu uzun öyküsünü kitap olarak yayımlatmak istemektedir Şensoy (ki yayımlatır da sonrasında) ama daha öncesinde ustası Haldun Taner’e okutur yazdıklarını, fikrini almak için. Haldun Taner de kendine has muzipliğiyle, “İlk kitaplar hiçbir zaman çıkmaz, bence direkt ikinci kitaptan başlamalı insan yazmaya…” mealinde bir öğüt verir genç Ferhan Şensoy’a. Genellikle ilk kitap acemiliğinin sonrasında yazarlarda uyandırdığı pişmanlığı anlatmak istemektedir elbette Taner.

 

Bilinir ki hemen hemen her yazarın, unutmak istediği bir eseri vardır. Genellikle de ilk eserler, çoğunlukla da yayımlanan ilk kitaplardır bunlar. Yazı serüveninin henüz çok başında, genç yaşlarda kaleme alınan bu eserler, yazarın olgunluk döneminde sırtında bir kambur oluşturmaya başlar artık: Atsa atılmaz, inkâr etse edemez, yeni baskısını yapmasa da bir yerlerden fırlayıp mutlaka kendisinin ya da okurunun önünde bitiveren bir “utanç vesikası…”

 

Diyelim ki yazdığı ilk eserleri yayımlatmadı yazarımız. Yazmaya, kalemini sivriltmeye devam etti ve ikinci, hatta üçüncü kitabıyla arz-ı endam etti en başta okurların karşısına. Peki, o ilk yazdığı metinleri çöpe atabilir mi kolaylıkla? Yakmaya ya da bilgisayarından sonsuza dek silmeye gönlü el verir mi? Her ne kadar yazarının gözünde pek kıymeti olmasa da asıl terazi olan okuruyla buluşmamış eserlerdir bunlar sonuçta. Bir ihtimal… Kafka’nın yaptığı gibi bir arkadaşına emanet edebilir insan bu yazdıklarını en fazla yok etmesi için(!) belki. Ki, her yazarın Max Brod gibi söz dinlemeyen bir arkadaşı da mutlaka vardır!

 

AKSİ İSPATLANANA KADAR İLK ROMAN 

 

Dünya edebiyatının dâhilerinden (elbette aynı zamanda delilerinden de) Georges Perec’in kaleme aldığı ve aksi ispatlanana kadar “ilk” romanı olarak kabul edilen Saraybosna Suikastı, yıllar sonra okuruyla buluşma fırsatını buldu. (“Aksi ispatlanana kadar” diyorum çünkü daha önce Paralı Asker adıyla yayımlanmış olan romanı da Perec’in ilk romanı sanılıyordu, bu eseri bulunana dek. Belki halen bulunamamıştır yazdığı o ilk roman. Her an bir yerlerden görünüp karşımıza çıkabilir. En kötüsü -eğer yaktıysa ilk eserini Perec, mesela- belki de küllerini bulurlar!)

 

Perec, birbirine hem çok benzeyen ama bir taraftan da hiç mi hiç benzemeyen romanların, öykülerin, metinlerin yazarıdır. Deneyselliği, yeniliği, avangart duruşu her zaman taze ve yaratıcı bir şekilde üst seviyelerde tutmuş bir kalemdir. Bir bakmışsınız hiç e harfi kullanmadan sayfalarca bir roman kaleme almış (Kayboluş), bir bakmışsınız ismi kendisinden de karmaşık deneysel bir metinle çıkmış karşınıza (Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi) ya da değme filozoflara taş çıkartan yükte hafif ama anlamda ağır bir eserle (Uyuyan Adam) kütüphanenizdeki yerini almıştır.

 

Yazma eylemini adeta bir zanaat gibi ele almış, yazabilmek için yazmaktan başka çıkar yolun olmadığını kendine ödev edinmiş, çalışkan bir yazardır çünkü Perec. “Yazı beni koruyor. Sözcüklerimin, cümlelerimin, birbirine ustaca bağlanan paragraflarımın siperi altında ilerliyorum” (Doğdum, YKY) diyen, uslanmaz bir yazı neferidir. Bu yüzden de, Saraybosna Suikastı adlı eseri gibi nice ilk ya da son eserinin daha gün yüzüne çıkmayı beklediğine rahatça emin olabiliriz.

 

YİNE OYUN, YİNE DENEYSELLİK

 

Saraybosna Suikastı eserinin yazılma, bir türlü yayımlanamama, bir köşede kalakalma ve yıllar sonra okuruyla buluşabilme serüvenini kitabın çevirmeni Ayberk Erkay kitap için hazırladığı önsözde oldukça detaylı ve ilgi çekici bir şekilde kaleme almış. Biz de özetle şöyle diyebiliriz: Aslında Perec yirmili yaşlarda yazdığı bu romanını bir “ilk kitap” acemiliği olarak bir kenara koymaz ve birkaç yayıncıya gönderir fakat dosya yayıncılar tarafından övgülere mazhar olsa da reddedilir ve Perec de sonrasında üzerinde biraz daha çalışmak üzere bir kenara kaldırdığı bu dosyaya bir daha el sürmez. Yani, yazarının görmezden geldiği bir ilk eser değil, Erkay’ın tabiriyle “yazmak eyleminin nefes almak eylemiyle azami ölçüde yakınlaştığı bir zihin” olan Perec’in diğer yazı çalışmalarının gölgesinde kalıp unutulmuştur Saraybosna Suikastı eseri.

 

Romandan bahsedecek olursak, Perec’in ilerleyen zamanlarda kaleme alacağı muhteşem eserlerini muştulayan bir roman olduğunu söyleyebiliriz Saraybosna Suikastı’nın. I. Dünya Savaşı’nın en bilinen -artık klişeleşmiş- sebebi olan Avusturya- Macaristan veliahttı Franz Ferdinand’a yapılan suikastla, yıllar sonra aynı topraklarda tutkulu bir genç aşığın müstakbel sevgilisi olarak gördüğü genç kızın sevgilisine hazırlamaya çalıştığı suikastın paralel olarak anlatıldığı bir metindir.

 

 

SARAYBOSNA SUİKASTİ
Georges Perec

ÇEV: Ayberk Erkay
SEL YAYINCILIK 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Eğer hidâyet yazılmışsa bir kişinin alınyazısına, kişi ne denli farklı mecralarda dolaşırsa dolaşsın dönüp gelmesi muhakkaktır takdir olunana. Gai Eaton da Lozan’dan İngiltere’ye, Jamaika’dan Mısır’a hakikat arayışıyla gezinirken, bu yazgının izini süren son devir Müslüman entelektüellerinden birisidir.

 

A-

 

Mecnun one night

 

B-

 

Ben bu tarzı benimsedim. Elim belimde vakaların önünde bekler, sakallarımı sıvazlar, sosyolojik birtakım çıkarımlarımı dile getiririm. ‘Ne güzel bir toplum simit yiyor.’ ‘Toplum koşma oğlum beş dakika sonra tekrar gelecek tren.’ ‘Toplum şuradan geçerken az sessiz ol uykuya uzağım zaten.’

 

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.