Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Satranç Ustaları: Yalnızlık ve Kimlikler Üzerine




Toplam oy: 71
Kitap önsöz, sonsöz ve kurgunun tamamını oluşturan mektuplardan oluşuyor. Unamuno’nun tanımadığı bir okuyucusu, arkadaşı ile gerçekleştirdiği yazışmalardan bahsediyor. Bu yazışmaların belki de Unamuno’nun romanları ya da nivolaları* için konu veya argüman oluşturabileceğini söylüyor.

İnsanlardan korkarak ya da ahmaklıklarına tahammül edemeyerek yalnızlığa ve sessizliğe sığınmak mümkün mü, peki bu yalnızlığa ne kadar tahammül edebilir insan? Ya da yalnızlığının sınırlarını belirleyip buna sadık kalabilir mi?

 

Birçoğumuzun Sis romanı ile tanıdığı 20’nci yüzyıl İspanyol edebiyatının en önemli isimlerinden Miguel de Unamuno, Satranç Ustası Don Sandalio’nun Romanı ile okuyucusunu oyun içinde oyun kurduğu bir deneyime davet ediyor.

 

Kitap önsöz, sonsöz ve kurgunun tamamını oluşturan mektuplardan oluşuyor. Unamuno’nun tanımadığı bir okuyucusu, arkadaşı ile gerçekleştirdiği yazışmalardan bahsediyor. Bu yazışmaların belki de Unamuno’nun romanları ya da nivolaları* için konu veya argüman oluşturabileceğini söylüyor.

 

Mektupların yazarı, arkadaşına insanların aptallıklarından kaçmak için hiç kimseyi tanımadığı, kimsenin de onu tanımadığı doğanın, özellikle ağaçların yoldaşlığına sığındığı bir yere gidiyor fakat bu yalnızlık ve içe dönüş uzun sürmüyor, adeta Diyojen’in fıçısındaymışçasına hissettiği bir meşe ağacının kovuğundan çıkarak kendini satranç oynanan bir lokalde buluyor. Dikkatini sadece bir kişi çekiyor: Etrafıyla hiçbir şekilde ilgilenmeyen, gizemli, neredeyse ağzından sadece “şah” sözcüğünün çıktığı Don Sandalio... Don Sandalio oyuna ilahi bestelercesine yoğunlaşır. Kendisini satranç taşlarının ruhlarına onları hareket ettirenlerin ruhlarından daha yakın hisseder. Mektupların yazarı Don Sandalio’ya olan hayranlığını arkadaşı Felipe’ye yazar. Bir taraftan Don Sandalio’nun özel hayatına, kişiliğine duyduğu merakı bastırmaya çalışır. Zihninde hiçbir zaman ahmaklığıyla karşılaşmayacağı kendi Don Sandalio’sunu oluşturur.

 

Unamuno romanında -daha da doğrusu bu uzun öyküsünde- karakterlerine ve kurguya gerçekliğe ve varoluşa dair birçok felsefi düşünceyi incelikle işlemiş. Peki Unamuno’nun satranç ile kurduğu ilişkiyi burada nereye koyabiliriz? Unamuno satranç için “iki kişinin paylaştığı yalnızlık oyunu” diyor ve sonrasında; “Tüm yalnızlar, Felipe, Felipem, birer mahkûmdurlar. Her ne kadar özgür hareket etseler de birer tutukludurlar” diye ekliyor. Stefan Zweig’in Satranç ismiyle bildiğimiz eseri ilk kez 1944 yılında Burhan Aprad tarafından çevrildiğinde Yalnızlık Kâbusu ismiyle yayımlanmış. Zweig’ın Dr. B’sinin yalnızlığı her ne kadar bir tercih olmasa da, onu yalnızlığından kurtarıp hayata bağlayan satrançtır. Aslında Zweig ve Unamuno’nun kitaplarının tek ortak noktası “yalnızlık” vurgusu değil fakat şimdilik kitabı okuyacaklara bu kadar ön bilgi yeterli, okuyucu sonsözü okuduğunda Unamuno’nun oyun içinde oyununu bir nebze çözmüş olacaktır.

 

UNAMUNO OKUMAK ÜZERİNE

 

Unamuno’nun eserlerinin okuma serüveninde okuyucuya da iş düşüyor. Biçimsel olarak farklılığının yanı sıra kurgusal derinlik ve üzerine düşünülmesi gereken metaforlar da eklenir. Okuyucu üzerine düşeni yapmalıdır, örneğin; Sis romanında olduğu gibi Satranç Ustası Don Sandalio’nun Romanı’nında da önsöz ve sonsözü okumadan okuyucuda taşlar yerine oturmayacaktır. Unamuno adeta okuyucuyla konuşur. Okuyucuyu önsözüyle kitaba hazırlar, yol gösterir, sonsözüyle de okuyucunun zihnindeki eksik parçaları yerine koyar. Bulmaca tamamlanır.

 


 

Unamuno’nun türettiği ve kullandığı bir sözcük, kurallarını kendisinin belirlediği romana benzer bir edebi tür.

 


 

SATRANÇ USTASI DON
SANDALİO’NUN ROMANI
Miguel de Unamuno
ÇEV: İsmail Yerguz
KETEBE YAYINLARI 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Eğer hidâyet yazılmışsa bir kişinin alınyazısına, kişi ne denli farklı mecralarda dolaşırsa dolaşsın dönüp gelmesi muhakkaktır takdir olunana. Gai Eaton da Lozan’dan İngiltere’ye, Jamaika’dan Mısır’a hakikat arayışıyla gezinirken, bu yazgının izini süren son devir Müslüman entelektüellerinden birisidir.

 

A-

 

Mecnun one night

 

B-

 

Ben bu tarzı benimsedim. Elim belimde vakaların önünde bekler, sakallarımı sıvazlar, sosyolojik birtakım çıkarımlarımı dile getiririm. ‘Ne güzel bir toplum simit yiyor.’ ‘Toplum koşma oğlum beş dakika sonra tekrar gelecek tren.’ ‘Toplum şuradan geçerken az sessiz ol uykuya uzağım zaten.’

 

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.