Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Serbest Kürsü: Kitap alırken kararınızı neler etkiler?




Toplam oy: 1014

Okurlarımıza sorduk: Kitap seçiminizi hangi etmenler belirler? Bir kitabı almaya sizi ne yönlendirir? Kararınızı kimler ve neler etkiler? Okurlarımız aşağıdaki cevapları bize gönderdiler.

 

Yeni sorumuz: Yaşadığınız şehirdeki kitap fuarlarına katılıyor musunuz? Ziyaret ettiğiniz kitap fuarlarıyla ilgili eleştirileriniz ve görüşleriniz neler? Bir kitap fuarından beklentileriniz neler?

 

Siz de isminiz, mesleğiniz ve isterseniz fotoğrafınızla birlikte cevaplarınızı serbestkrsu@gmail.com adresine gönderin, yayımlayalım, Serbest Kürsü'ye yorumlarınızla katılın.

 

 


 

 

Dilek Cabbar - Kitapçı

"Çoksatan diye tabir edilen kitaplardan uzak dururum"


Mesleğim gereği her gün birçok kitaba dokunuyorum. Yaklaşık 16 yıldır kitap satıyorum. Kitaba ulaşmak birçok insana göre benim için daha kolay.  Ama yine de bir okur olarak bir kitabevinin kapısından girmek çok farklı.



Kitap seçerken;  öncelilke yazar ve yayınevi etkili olur benim için. Özellikle çeviri kitaplarda, özenli ve işini iyi yapan yayınevlerinin yayımladıkları kitapları tercih ederim. Kitabın kapak görseli, reklamı beni çok ilgilendirmez. Kitabın reklamı, işim gereği ilgilenmem gereken bir şeydir sadece. Çünkü kitap tanıtımları okuru çok etkiliyor. Sevdikleri köşe yazarının ya da bir ünlünün "Şimdi bunu okuyorum" dediği, kitabevlerinde "Çoksatanlar" rafında ve yığınlarca adetlerde duran kitaplar ister istemez çok satıyor. Benimse bu konuda "ne yazık ki" önyargım oluşmuş durumda. "Çoksatan" diye tabir edilen kitaplara soğuk ve uzak dururum uzun süre. Kapağını kaldırıp neymiş diye bakmam için biraz zaman geçer.



Çoğunlukla bir kitabevine girdiğimde karıştırdığım bir kitabın herhangi bir sayfasını açarım. Başladığım yerden başka bir sayfaya doğru heyecanla ve istekle ilerliyorsam, kasaya doğru giderim ister istemez.



Kitapçılık yaparken, "kitap kokusu" alma duyunuz gelişir. Ve iyi kitabı nasıl farkettiğinizi artık siz de anlamazsınız. Kokar işte. Kitap kitap, sözcük sözcük kokar. Bazen şiirli, bazen öfkeli, bazen kalem kalem...

 

 

 


 

 

 

Büşra Dördüncü-Öğrenci

Bir kitabı ne kadar az bilerek okumaya başlarsam bana o derece heyecan verir



Kitap, hayatımın en büyük bölümlerinden birini oluşturuyor. Bu yüzden bitmek bilmeyen bir kitap listem vardır.  Listeyi oluştururken kitabın konusu ve tabiki de yazarı benim için başlıca etkenlerdir.  Alelade duyduğum kitaplara yönelmem aksine daha çok ben kitap tavsiyesinde bulunurum.


İlgilendiğim, merak ettiğim yazarların kitaplarını okumak her zaman önceliğim olmuştur. Çünkü onları en iyi tanımanın yolu romanlarını, öykülerini hatta şiirlerini okumaktır ancak herkesin pek duymadığı, okurunun az olduğu kitapları keşfetmek bana yeni bir dünyada geziyor hissi verir.


En önemlisiyse kitabın konusu hakkında çok az bilgi sahibi olmak. Bir kitabı ne kadar az bilerek okumaya başlarsam bana o derece heyecan verir.


Kitapların iyi ya da kötü, başarılı ya da başarısız olması kararına kendim varmak istediğim için genelin beğendiği kitabı hemen o gün okumam.


Kuytuda, eskide kalmış kitaplar her zaman daha fazla ilgimi çeker. Olabildiğince eski basımlara ulaşmayı seviyorum. Okurken elimde bir tarihi, başka bir hayatı tutuyormuşçasına okumak; "kitap okuma" eylemini zevkli kılıyor.

 

 


 

 

Melisa Sürücü

 

Hukuk Doktora öğrencisi/Avukat

"Beni edebiyat etkinlikleri etkiliyor"

"Kitap alırken, bazen farkında olarak, bazen ise farkında olmaksızın birçok şeye dikkat ederim. Örnek olarak en son geçtiğimiz aylarda İKSV Salon'un düzenlediği Ubor Metenga Buluşmaları'nda Yusuf Atılgan'ın "Çıkılamayan" isimli öyküsünün çözümlemesine katılmıştım. Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ını bir arkadaşımın doğum günü hediyesi olarak önceden okumuş ve çok beğenmiştim. "Çıkılamayan" isimli öyküsünün çözümlemesinde ise adlarını önceden bildiğim fakat kitaplarını okumamış olduğum Ayfer Tunç'un, Yekta Kopan'ın ve Murat Gülsoy'un yorumlarını dinleme fırsatı buldum. Böylelikle nasıl öyküler yazdıklarını çok merak ettim ve okumaya başladım."

Bu vesile ile Sait Faik'ın okumamış olduğum öykülerini, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarını da okumaya heves ettim. Ayfer Tunç öykü kitaplarından Mağara Arkadaşları, Evvelotel (Hem Saklı hem Evvelotel); Yekta Kopan'dan Bir de Baktım Yoksun, Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri ve Fildişi Karasını; Murat Gülsoy'dan da Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık ve Bu Kitabı Çalın isimli öykü kitabını okudum. Tabii bir de yazarları okudukça ve daha çok sevdiklerimi ayırdıkça kendi lezzetime göre öncelik sırası veriyorum, hem kendi aralarında, hem de onların atıfta bulundukları yazarlar bakımından. Dolayısıyla beni edebi etkinlikler etkiliyor. Ancak, bunun yanında her gün bir televizyon programında veya her bir gazetede aynı başlıklarla gördüğüm çok satan kitap yazarların kitaplarına da severek yaklaştığımı söyleyemeyeceğim. Medyayı kullanmak güzel ama bunu da tadında yapan yazarların daha başka bir duruşu ve kitaplarının da ona bağlı olarak başka bir lezzeti olduğuna inanıyorum. Tıpkı Ubor Metenga Buluşmaları'ndaki Ayfer Tunç, Yekta Kopan ve Murat Gülsoy gibi."

 

 


 

 

Meltem Arca

 

İşletme 3. sınıf öğrencisi


"Kitabı almadan biraz da olsa neyle karşılaşacağımı bilmek kitabı daha kolay kavramamı sağlıyor"


Kitap üzerine özellikle son bir senedir sürekli araştırma yapıyorum. Güncele yetişme çabası bu biraz da. Çünkü okunacak çok kitap var. Henüz bilmediğim, hiç okumadığım ama edebiyatta yer etmiş yazarları öğrenme gayretindeyim. Yeni türleri, yeni yazarları, yeni akımları takip etmeye, keşfetmeye hem bir okur gözüyle hem de eleştirel bir gözle okumaya çalışıyorum.


Kitabı almadan biraz da olsa neyle karşılaşacağımı bilmek kitabı daha kolay kavramamı sağlıyor bu nedenle araştırırım. Başkalarının düşüncesine önem veririm bu anlamda.Ama bu biraz da okuyucuya bağlıdır.


Kitap hakkında bilgi almak için idefix.com'da kitapların altında yer alan eleştirileri, yazarlarla yapılan röportajları okurum. Gazetelerin kitap eklerini takip etmeye çalışırım. İnternet bu anlamda güzel bir kaynak olabilecek iken pek fazla bu konuya hizmet eden web sitesi ne yazık ki yok. Örneğin www.dipnotkitap.net bu açıdan güzel bir site.


Kitapçıya gidip yalnız arka yazısına veya kapak tasarımına bakarak kitap almışlığım yoktur ya da çok satanlardan oluşu, edebiyat ödülü almış oluşu satın alma kararıma etki etmez.


Ben bir kitaba kolay alışabilen, elinden bırakmadan bir günde bitirebilen bir okur değilim. Bu nedenle oldukça seçiciyim belki de önyargılı. Binlerce kitabın beğenimize sunulduğu bu günlerde bu seçicilik çok da doğal bana kalırsa.

 

 

 


 

 

M. Yusuf Sarıgöz, editör

"Reklamını kendi yapan yazarların kitaplarından kaçarım"



"Bir kitap başımıza inen bir darbe gibi bizi sarsalamıyorsa neden zahmet edip okuyalım ki?" der Kafka. Ben de kitaplarımı buna göre seçerim. Özgünlüğüne ikna olmuşsam, başkalarınınkinden farklı olan sözler söyleyecekse okurum bir kitabı. Birbirinin kopyası niteliğinde olup da reklamlarla farklı gösterilen kitapları okumam. En çok kaçtığım ise reklamını kendi yapan yazarların kitapları. Yazar elbette eserinden para kazanmak isteyecektir, fakat yazar olarak kalmakla yetinmeyip reklamcılığa da soyunanlara yazar gözüyle bakmaya devam etmekte zorlanıyorum.

 

 

 


 




 

Fuat Sevimay

“Bildiğim yazarların, tüm kitaplarını alırım”



Bir kitabı satın almak, başlı başına heyecan verici bir eylem. Bu kitapta yepyeni bir yazarla tanışmak da öyle. Ama ben yine de, o dergide, şu kitapçıda, beriki gazete ekinde gördüğüm isimler yerine, benim için klasikleşmiş, üslubunu bildiğim on beş – yirmi yazarın tüm kitaplarını okumayı, kitaplığımda eksik olan var ise, o kitabı almayı tercih ederim. Latife Tekin’in “Berci Kristin Çöp Masalları”nı okuduğumda koşup tüm diğer kitaplarını aldığımı, aynı şekilde Kemal Tahir, Murakami, İhsan Oktay, Necip Mahfuz her ne yazmışsa okumayı görev biliyorum. Özellikle kaçındığım durumsa, “Popüler Kültür İkonu” olmuş yazarlardan uzak durmak.  

 

 


 

 



Emre Demir- Gazeteci
 
“Kitap tavsiye edilmesini ukalalık sayarım”


 
Aslında hayatım boyunca tek bir kitabı okuyormuşum gibi geliyor bana. Okumaya başladığım bir kitap var, Sabahattin Ali' nin bir hikayesi olmalı, o kitaptan yola çıkarak veya daha doğru bir ifadeyle, o kitaptan savrularak, başka kitaplara açıldım. Bu savrulma esnasında Dostoyevski'ye, Balzac'a, Foucault'ya, Deleuze'a, Walter Benjamin'e, Tanpınar'a, Ece Ayhan'a, Nietzsche'ye ulaştım. Bir damar bulduğumu sandım ve o bağlamda okumalar yapmaya devam ettim. Takip ettiğim bir kitap eki veya edebiyat dergisi yok. Kitap tavsiye edilmesini ise büyük bir ukalalık addederim. Bana kitap tavsiye edebilecek sadece iki kişi var hayatımda... Ezcümle: beni kitap almaya yönlendiren dürtü, daha önceki okumalarımdır.

 

 

 


 

 


 
Ceren Çıplak-Gazeteci
 
“Bir reklam asla bir kitabı okumamı sağlamıyor”


 
Bir kitabı okumaya karar vermemin ilk aşaması kitapla ilgili beni çeken herhangi bir bilgiyle buluşmakla başlıyor. Örneğin; Elliot Engel’ in Zeynep Avcı’ nın çevirisiyle yayımlanan “How Oscar Became Wilde” (“Oscar Nasıl Wilde Oldu”) kitabını okumaya karar vermemin nedeni kitabın başlığı! Kitabın başlığı çift anlamlı bir başlık: “Tanıdığım Oscar Wilde nasıl öyle biri haline geldi?”, Wilde’ın sonundaki “e” harfinin attığımız zaman “çılgın”, “deli” yani “Oscar nasıl çılgın oldu” gibi bir anlama da geldiğini görüyoruz çevirmenin notundan. Tabii sırasıyla, kitabın yazarı, çevirmeni, arka kapak yazısı ve tasarımı da kitabı okumamı sağlayan nedenler. Ama bir reklam asla bir kitabı okumamı sağlamıyor. Hatta fazla reklam o kitaptan uzaklaşmama neden oluyor. 

 

 

 


 

 




Sinem Şeker -Öğrenci
 
“Reklama, tanıtım yazısına, önüne arkasına bakmam”


 
Bir kitap almak değil aslında bir yazarla tanışmak, çekingen bir merhaba demek ya da birden bire canını sıkan en dertli mevzuya kırk yıllık arkadaşınla konuşur gibi dalmak... Bu nedenlerle de ben bir kitabı alırken reklama, tanıtım yazısına, önüne arkasına değil o kitapla aramdaki yola bakarım. Kaç adım kaldığına. Edebiyatla aramda bir yol olduğuna inanırım hep. Okuduğum, okuyacağım kişilerse (yazarları mı okuyoruz yoksa yazdıkları parçalarının yok olmuş hallerini mi apayrı bir konu) o yolda önüme bir şekilde garip tesadüflerle çıkmalı. Birkaç defa... “ Zamanı geldi! ” demeliyim kitapçının rafından adını uzun uzun arayıp bulmadan önce. Bir kitabı yazarı ve konusu ne olursa olsun okumam için o kitapla birçok defa tesadüf etmem lazım.İyi ya da kötü olması fikrine ise kendim varırım, okuduğum duyduğum eleştirilerle değil. Kısaca benim bir kitabı almam o kitapla aramda kurulan gizli ve yavaş oluşan bağa dayanır.

 

 

 


 

 


 
 
Burcu Çelik – Öğretmen
 
“Arkadaşlarım büyük rol oynar”


 
Sanırım arkadaşlarımın sözleri benim kitap almamda büyük rol oynuyor. O kitabın arka kapağında yazan yazıların akışı ise kasaya doğru yaklaşmam da en etkili olanlardan. En önemlisi ise maalesef fiyatı. Günümüzde kitap fiyatları o kadar çok uçuklaştık.Bu nedenle eskiden her ay başında roman almak için koşa koşa gittiğim kitapçıların kapısından artık hesap yaparak giriyorum. Aslında hızlı tüketici olmamızı engellese de ellerim kollarım kitaplarla dolu eve döndüğüm ve hemen bir ay içinde aldığım tüm kitapları heyecanla okuduğum zamanları anımsamadan edemiyorum. Yani benim bir kitabı almam da etken fiyatı ancak sırf bütçeme uygun diye de okumaktan zevk almayacağım bir kitapla çıkmam kitapçıdan. Okuduğum eleştirilere göre alışverişime yön verir, ilgimi en çok çeken kitabı alacaklar listemin en tepesine yerleştiririm.

 

 

 


 

 



 
Çetin Doğan Dikmen- Memur
 
“Kitap tanıtımı şatafatlı ise uzaklaşırım”


 
Bir kitabı almadan önce çeşitli gazetelerin kitap eklerine ve elbette edebiyat dergilerindeki eleştilere ve bloglara bakarım. Eğer tanıtım yazısı çok şatafatlı ise o kitaptan hemen uzaklaşırım. Çünkü çok ilginç ve farklı yansıtılan kitapların çoğunun dili ve kurgusu o kadar basit kalıyor ki her sayfa yeni bir hayal kırıklığına sebep oluyor.Arkadaşlarımın yorumlarından etkilenip bir kitaba yönelmişliğim çoktur ama ön araştırmasını iyi yapıp,kendim bir fikre varmadan asla gidip satın almam.Çünkü pişmanlık fayda etmez!

 

 

 


 


 
 
 
Nergiz Damar- Öğretmen
 
“Çoksatanlara yöneliyorum”


 
Kitap alırken genellikle en çok satanlar rafını tercih ederim.Çünkü hayatın kısıtlamaları yüzünden iyi bir araştırma yapıp kitap alma fırsatım olmuyor.Bu nedenle biraz kolaya kaçıp çoğunluğun aldığı kitaplara yöneliyorum.Yine de bu her çok satan kitabın kitaplığımda bulunduğu anlama gelmiyor.Rafları iyice gezip başılığı ve içeriği en ilgimi çekene yönelirim.Reklamı çok yapılmış olan kitaplardan uzak dursam da sırf bu nedenle kitabı almamazlık da etmem.Yine de çok fazla yapılan reklam beni hem yayınevinden hem yazardan soğutur ve diğer alışverişimde o yayın evinin diğer yazarlarına da kuşkuyla yaklaşırım.

 

 

 


 

 


 
 
 
Emrah Kayıkçıoğlu- Öğrenci
 
“Edebiyatı ticarete dönüştüren yayınevlerine güvenmem”


 
Kitap alırken yazar,başlık,konu vs yanı sıra yayınevine de dikkat ederim.Çoğu yayınevinin edebiyatı ticarete dönüştürmesini uygun bulmadığım için o yayınevlerinin yayınlarına da güvenmem.Tercihim genellikle usta edebiyatçıların terich ettiği yayınevlerinin kitapları olur.Kitap almadan önce yazarların ve eleştirmenlerin fikirlerini okurum ancak onların değerlendirmesi ile sıradan bir okurun aynı hazzı duyamayacağını düşündüğüm için pek kulak asmam.Bir de kitabı alırken kapak resmine ve başlığın uyumuna bakarım.Eğer yazarın ne anlattığı çok belli ise o kitabı almayı çok tercih etmem.Okurken şaşırmak ve yeni bilgiler edinmek istediğimden olabildiğinde yaratıcı davranmaktan çekinmeyen yazarların kitaplarına yönelirim.Mesela Mehmet Güreli'nin kitaplarındaki çoğu için karışık olan anlatım benim tam aradığımdır.Yazarın bazı yazarlar gibi reklam yapmıyor oluşu ise hem yazarı hem kitabı sahiplenmem de ve tereddütsüz satın almam da çok önemli rol oynarlar.

 

 

 


 

 


 
 
 
Meral Güler – Gazeteci / Editör
 
“Kitabevine dalmanın heyecanı başka oluyor”


 
Kitap almaya karar verdiğimde daha çok ‘benim ihtiyaçlarımı karşılayabilecek mi? ’ sorusunu sorarım. Zira kitap seçmek çoğu zaman ihtiyaç ve ilgi ile alakalı bir şeydir. Siyasetle ilgilenen biri siyasi kitapları araştırıp, ona yönelecektir. Ya da bir sanatçıyla ilgili bir araştırması, ilgisi ya da bir meramı vardır, ona göre gider seçer. Ancak roman konusunda biraz titiz davranırım. Onda daha çok kelimelerin nasıl kullanıldığı benim için daha çok önem arz eder. Arka kapağını ya da herhangi bir sayfasını rastgele okuduğumda kesinlikle beni şaşırtacak, yüzümde kendimin çok iyi bildiği o gülümsemeyi ortaya çıkaracak, kaşımdan birini hareket ettirebilecek güce sahip olması gerekiyor.  Bir kitabın reklamını görüp gidip almışlığım vardır. Ama daha çok kendi araştırmalarım ya da arkadaş tavsiyeleriyle kitap almışımdır. En baskın olanı ise bir kitabevine dalıp karıştırdığım kitaplardan beğenip, seçip almaktır. Çok iyi yazarlar keşfedebiliyorsunuz. Zira onun heyecanı bir başka oluyor.

 

 

 


 

Benan Kesimci - Avukat

Eskiden çevirmenin bu kadar önemli olduğunu bilmezdim



Son çıkan neredeyse bütün kitapları hem internette, hem de kitapçılarda tespit etmeye çalışırım. Yazar hakkındaki bilgim, ilgi alanım ve kapak yazısı kitabı almamda ilk belirleyiciler olur. Daha sonra internetten düzenli alışveriş yaptığım sitedeki alışveriş listeme kitabı eklerim. Toplu halde sipariş vereceğim zaman bir kısım kitapları ekonomik sebeplerle elemem gerektiği için internette son bir araştırma yapar ve listemi oluştururum.



Arkadaş tavsiyesi, reklam, kapak, kitap almamda minör faktördür.



Eskiden çevirmenin bu kadar önemli olduğunu bilmezdim. Son zamanlarda çevirmene de bakmaya başladım.

 

 

 


 

 

 

Cansu Güngör - Yabancı dil öğrencisi

Sanırım kitabın ismi etkiliyorum



Ben genellikle psikolojı ağırlıklı kitaplar okurum. Ama o kitabı elime alıp incelemem için isminin çekici gelmesi gerekiyor.
Sadece ismine bakıp kıtap almam. Kitabın arka kapağında yer alan özet niteliğindeki bölümü incelerim. Bu da bana kitabı alıp almamam konusunda fikir verir. Arka kapaktaki yazıyı bazı kitablar öyle bir anlatır ve öyle bir yerde yarıda bırakır ki acaba devamı ne diye merakta kalır ve o kitabı alırım...

 

 

 


 

 

 

Levent Kahraman - Kimya Mühendisi

Kahraman hayatımın herhangi bir yerine benziyorsa hemen alırım



Türkiye de takip ettiğim 2 kitap eki var, radikal kitap ve cumhuriyet kitap ekleri. Buradaki reklamlar, yeni çıkanlar, eleştirmenlerin yazıları önemli benim için. Sevdiğim bir yazarın tavsiye ettiği kitaplar, yazarlar da etkilidir kitap alımımda. Kitap da anlatılan kahraman benim hayatımın herhangi bir yerine benziyor ise hiç düşünmem hemen alırım.

 

 

 


 

 

Cevaplarınız için: serbestkrsu@gmail.com

Yorumlar

Yorum Gönder


kitabevlerinin çok satanlar bölümü bende ters etki yapar. genellikle internetten araştırıp kon, yayınevi ve yazara göre tercih yaparım. çevirmenin kalitesi ise benim için olmazsa olmaz.

44%
56%

Kitap alırken kararımı iki şey etkiler;

1- Kitabın Fiyatı
2- Yazarın fiyatı

Ucuz bir yazarın iyi kitabı da kötü kitabı da okunmaz. Pahalı bir yazarın ise sadece ucuz bir kitabı okunabilir. O da daha çok ikinci el kitap satan yerlerde veya tenzilattan satış yapan sahaflarda bulunur. İnternet ise doğru kitap bulunduğu zaman maliyeti azaltıyor.

49%
51%

yayın evine bakarım.içeriğini konusunu okurum.çok satması reklamı beni ilgilendirmez

44%
56%

kimin gönlünde eksik olan ne varsa bence o eksikliği giderecek bir kitap arar,onun için biraz kapak biraz isim birazda arka kapak yazısıyla tercih yapılabilir.her insanın mizacı farklı olduğu için farklı yazılar arar.ama bence her kitap gönül teridir okunması gerekir.sadece hangisini önce okuyacağına bakar.

42%
58%

Eğer ilgi duyduğum bir alansa okuduğum kitabın ileri okumalar kaynakçası ya da kaynakçası beni kitap almaya sevk edebilir. Bazen sadece kapağına vurulduğum için, bazen kitabın tasarımı beni etkilediği için (kare kitaplar özellikle), bazen okuyucu yorumları kitap almamda etkili olabilir.

53%
47%

kitabı almaya merakım, sevdiklerimin yorumları duyduklarım okuduklarım ve ilgi alanlarım yönlendirir.
seçimimi en çok dili etkiler. birkaç sayfa okuduğumda kolayca akıyorsa okuyabilirim anlamına gelir. çeviriyse çevirinin doğruluğu da bunun içinde.

46%
54%

Düzenli olarak takip ettiğim yayın evi ve yazarların yeni çıkan kitaplarına öncelik veririm. Kitapçılara özellikle bir kitap almak için girmediğim zamanlardaysa sevdiğim türdeki kitapların olduğu raflara yönelir ve vaktim varsa uzun uzun incelerim; kapağını, arka kapağını, ilk cümlesini, yazarını ve yerli kitap değilse çevirisini. Bunun dışında internet üzerinden takip ettiğim blogların/sitelerin kitap eleştirilerine/yorumlarına bakarım.

53%
47%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Savaşlar ve felaketler insanlık için büyük yıkımlar getirir. Acı, gözyaşı, sürgünler ve kayıplar bireysel ve toplumsal ölçekte kapanmayan yaralar açar. Yaşamdaki bu nedenli derin acılar, edebi alanda aynı derecede nitelikli eserler doğmasını sağlar.

Atlardan birinin üstüne, denklerin arasına yerleştirmişler beni. Yorgan, kepenek ve kap kacağın içine. Yassı taşlarda yankılanan nal, toynak seslerini, göç kalabalığının birbirine karışmış hengâmesini dinleyerek yol alıyoruz. Şenlik şamata olması gereken yayla yolculuğu cenaze alayını andırıyor.

İnsanın binlerce yıllık yeryüzü tecrübesinin en önemli bakiyesi hiç kuşkusuz hikâyesidir. Mağara duvarlarında, kamp ateşlerinin etrafında, kitap sayfalarında ya da sinema salonlarında aradığımız, anlattığımız hikâyeler belki de ölüme karşı verdiğimiz mütevazı ancak epik bir direnişten ötesi değil. Çünkü anlatıcıları nesilden nesile post değiştirse de hikâye anlatılmaya devam eder.

Andrey Platonov (1899-1951), iki önemli romanı Çevenkur ve Çukur yanında, güçlü atmosfer, derinlikli karakterler ve çarpıcı temalarıyla kısa öykünün de başyapıtlarını kaleme aldı. John Berger’in “günümüzde dünyanın muhtaç olduğu hikâyecilerin öncüsü” dediği Platonov; insanın yaşanan acılar karşısında var olma mücadelesini, sevgi, dostluk, mutluluk arayışını hikâye eder.

Chapman ve Maclain Way kardeşlerin yönettiği Wild Wild Country altı bölümlük belgesel dizi, Hintli guru Bhagwan Shree Rajneesh tarafından 1980’lerde kurulan Rajneeshpuram şehrinin hikâyesini anlatıyor.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.