Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Tanpınar'ın Japonya'daki Kayıp Kuzeni: Tanizaki




Toplam oy: 31
Tanizaki, Gölgeye Övgü’de geleneğini yitiren Japon toplumuna karamsar bir ağıt yakmıyor sadece; bugün içinde yaşadığımız ve çoktan kabullendiğimiz Batılı yaşama eleştirel yaklaşmak ve başka bir estetiğin imkânını tartışmak için kapı aralıyor.

Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından Juniçiro Tanizaki, edebi serüvenine modern Batı edebiyatını model alarak başlar. Bu ilk dönemde Batı’ya takıntı derecesinde hayran, gelenekle yeni arasında sıkışmış bireyleri hikaye eder. Daha o dönemden itibaren şiddet gibi insanın doğasında bulunan kötücül duyguları bile zarafetle kaleme almasıyla edebiyat dünyasının gözdesi olur, ismi Nobel Edebiyat Ödülü için adaylar arasında geçer.

 

Büyük Tokyo depreminden sonra Japonya’nın tutucu bir bölgesi olan Osaka’ya yerleşmesiyle yaşamı gibi edebiyatında da yeni bir dönem başlar. Osaka’da Japon gelenekleri ev içi yaşamdan kamusal alışkanlıklara kadar hemen her alanda büyük ölçüde sürmektedir. Bu durum Tanizaki’nin moderne eleştirel bir bakış geliştirerek gelenek çizgisine dönmesini sağlar. Özellikle geleneksel Japon yaşamı içindeki estetiğin peşine düşer. Batı’nın güzeli kavrayışıyla Doğu’nun kavrayışı arasındaki farkları ortaya seren Tanizaki, gelenekten yana saf tutar.

 

Jaguar Yayınları tarafından yayımlanan Gölgeye Övgü, Tanizaki’nin kadim Japon estetik değerleri ve bu değerler üzerinde şekillenen yaşam biçimi üzerine yazdığı denemelerden oluşuyor. Tanizaki kitabında, tuvaletten dolmakaleme, radyodan yemek takımlarına günlük yaşam nesnelerinden yola çıkarak gölgelerde gizli olan estetiğin peşine düşüyor.


KATI OLAN HER ŞEY BUHARLAŞIYOR

 

Tanizaki’ye göre Doğu’nun gölgeli estetiği, içinde bulunduğu zor şartlardan yakınmayıp kabullenmesinden, karanlığın içindeki güzeli bulmasından kaynaklanıyor. Ona göre güzellik bizzat yaşamın gerçeklerinden doğuyor. Emek ve yaşanmışlık Doğu estetiğinin temelini oluşturuyor. Batı’da ise durum tam tersi işliyor. Batı estetiği parlak, temiz ve hijyen olana dayanıyor. Nesne tercihleri de estetik beğeniye göre şekilleniyor. Örneğin Batılı yemek takımı için gümüş, çelik olanları seçiyor. Işıltısını kaybetmemesi için yemek takımlarını elden geldiğince parlatıyor. Doğulu için ise aksine parıltısını kaybeden eski bir tabakta yemek yemenin zevki başka. Çünkü gölgeli, yarı parlak nesne zamanın izini taşıdığı için çok değerli kabul ediliyor. Tanizaki’ye göre; “Batı her türlü kir zerresini teşhir edip imha etmeye çalışır ancak biz Doğulular onu dikkatle korur ve hatta idealize ederiz. Çünkü kir onları yaratan geçmişlerini akla getirir.”

 

Tanizaki, Doğu’nun günlük yaşamdaki gölge estetiğinin tiyatro gibi sanat dallarında da karşılık bulduğunu belirtiyor. No sahnesi yaşamın gerçekliğinin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Japon evlerinin duvarlarındaki gölge oyunlarının bir benzeri olarak yarı karanlık olan No, modern bir aydınlatmaya maruz kalmıyor. Böylece karanlıktan doğan güzellik seyirci tarafından deneyimleniyor. No tiyatrosunun aktörleri yüzlerindeki maskeye rağmen gerçek, tekinsiz bir güzelliğe sahipler. Seyirci oyuncunun bedeni ile kendi arasında çok rahat özdeşleşme kurabiliyor. Çünkü sahnede sergilenenler, giyilen kostümler, pudralanan yüzler bir zamanlar Japon yaşamının bizatihi gerçekliğini oluşturuyor.

 

Tanizaki Gölgeye Övgü’yü yazdığında, Japon toplumu çoktan gelenekten uzaklaşmış Batılı değerleri benimsemişti. Kadim olandan kopuşun gerçekleştiğini, Batı’ya teslim olunduğunu, geriye dönüşün mümkün olmadığını Tanizaki de biliyordu. Üstelik medeniyetin nimetlerini reddetmek, yaşamın kolaylaştırıcı araçlarını yok saymak çok olası değil, bugünün dünyasında. Marshall Berman’ın Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor’da belirttiği gibi bireyi birçok zahmetten kurtaran modern yaşam, aynı zamanda bir tür kefaret gibi onun doğa ile bağlarını zayıflatıyor, ahlaki bir anlam içeren estetikten giderek uzaklaştırıyor. Ancak yine de Tanizaki Gölgeye Övgü’de karamsar bir ağıt yakmakla yetinmiyor. Bugün içinde yaşadığımız ve çoktan kabullendiğimiz Batılı yaşama eleştirel yaklaşmak, başka bir estetiğin imkanını tartışmak için kapı aralıyor. Güzelin yaşamın ta içinde olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.

 

 

GÖLGEYE ÖVGÜ
Juniçiro Tanizaki

ÇEV: Didem Kizen
JAGUAR YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.