Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Tanpınar'ın Japonya'daki Kayıp Kuzeni: Tanizaki




Toplam oy: 6
Tanizaki, Gölgeye Övgü’de geleneğini yitiren Japon toplumuna karamsar bir ağıt yakmıyor sadece; bugün içinde yaşadığımız ve çoktan kabullendiğimiz Batılı yaşama eleştirel yaklaşmak ve başka bir estetiğin imkânını tartışmak için kapı aralıyor.

Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından Juniçiro Tanizaki, edebi serüvenine modern Batı edebiyatını model alarak başlar. Bu ilk dönemde Batı’ya takıntı derecesinde hayran, gelenekle yeni arasında sıkışmış bireyleri hikaye eder. Daha o dönemden itibaren şiddet gibi insanın doğasında bulunan kötücül duyguları bile zarafetle kaleme almasıyla edebiyat dünyasının gözdesi olur, ismi Nobel Edebiyat Ödülü için adaylar arasında geçer.

 

Büyük Tokyo depreminden sonra Japonya’nın tutucu bir bölgesi olan Osaka’ya yerleşmesiyle yaşamı gibi edebiyatında da yeni bir dönem başlar. Osaka’da Japon gelenekleri ev içi yaşamdan kamusal alışkanlıklara kadar hemen her alanda büyük ölçüde sürmektedir. Bu durum Tanizaki’nin moderne eleştirel bir bakış geliştirerek gelenek çizgisine dönmesini sağlar. Özellikle geleneksel Japon yaşamı içindeki estetiğin peşine düşer. Batı’nın güzeli kavrayışıyla Doğu’nun kavrayışı arasındaki farkları ortaya seren Tanizaki, gelenekten yana saf tutar.

 

Jaguar Yayınları tarafından yayımlanan Gölgeye Övgü, Tanizaki’nin kadim Japon estetik değerleri ve bu değerler üzerinde şekillenen yaşam biçimi üzerine yazdığı denemelerden oluşuyor. Tanizaki kitabında, tuvaletten dolmakaleme, radyodan yemek takımlarına günlük yaşam nesnelerinden yola çıkarak gölgelerde gizli olan estetiğin peşine düşüyor.


KATI OLAN HER ŞEY BUHARLAŞIYOR

 

Tanizaki’ye göre Doğu’nun gölgeli estetiği, içinde bulunduğu zor şartlardan yakınmayıp kabullenmesinden, karanlığın içindeki güzeli bulmasından kaynaklanıyor. Ona göre güzellik bizzat yaşamın gerçeklerinden doğuyor. Emek ve yaşanmışlık Doğu estetiğinin temelini oluşturuyor. Batı’da ise durum tam tersi işliyor. Batı estetiği parlak, temiz ve hijyen olana dayanıyor. Nesne tercihleri de estetik beğeniye göre şekilleniyor. Örneğin Batılı yemek takımı için gümüş, çelik olanları seçiyor. Işıltısını kaybetmemesi için yemek takımlarını elden geldiğince parlatıyor. Doğulu için ise aksine parıltısını kaybeden eski bir tabakta yemek yemenin zevki başka. Çünkü gölgeli, yarı parlak nesne zamanın izini taşıdığı için çok değerli kabul ediliyor. Tanizaki’ye göre; “Batı her türlü kir zerresini teşhir edip imha etmeye çalışır ancak biz Doğulular onu dikkatle korur ve hatta idealize ederiz. Çünkü kir onları yaratan geçmişlerini akla getirir.”

 

Tanizaki, Doğu’nun günlük yaşamdaki gölge estetiğinin tiyatro gibi sanat dallarında da karşılık bulduğunu belirtiyor. No sahnesi yaşamın gerçekliğinin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Japon evlerinin duvarlarındaki gölge oyunlarının bir benzeri olarak yarı karanlık olan No, modern bir aydınlatmaya maruz kalmıyor. Böylece karanlıktan doğan güzellik seyirci tarafından deneyimleniyor. No tiyatrosunun aktörleri yüzlerindeki maskeye rağmen gerçek, tekinsiz bir güzelliğe sahipler. Seyirci oyuncunun bedeni ile kendi arasında çok rahat özdeşleşme kurabiliyor. Çünkü sahnede sergilenenler, giyilen kostümler, pudralanan yüzler bir zamanlar Japon yaşamının bizatihi gerçekliğini oluşturuyor.

 

Tanizaki Gölgeye Övgü’yü yazdığında, Japon toplumu çoktan gelenekten uzaklaşmış Batılı değerleri benimsemişti. Kadim olandan kopuşun gerçekleştiğini, Batı’ya teslim olunduğunu, geriye dönüşün mümkün olmadığını Tanizaki de biliyordu. Üstelik medeniyetin nimetlerini reddetmek, yaşamın kolaylaştırıcı araçlarını yok saymak çok olası değil, bugünün dünyasında. Marshall Berman’ın Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor’da belirttiği gibi bireyi birçok zahmetten kurtaran modern yaşam, aynı zamanda bir tür kefaret gibi onun doğa ile bağlarını zayıflatıyor, ahlaki bir anlam içeren estetikten giderek uzaklaştırıyor. Ancak yine de Tanizaki Gölgeye Övgü’de karamsar bir ağıt yakmakla yetinmiyor. Bugün içinde yaşadığımız ve çoktan kabullendiğimiz Batılı yaşama eleştirel yaklaşmak, başka bir estetiğin imkanını tartışmak için kapı aralıyor. Güzelin yaşamın ta içinde olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.

 

 

GÖLGEYE ÖVGÜ
Juniçiro Tanizaki

ÇEV: Didem Kizen
JAGUAR YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var.

Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri.

Çocukluğunu kitap ve dergi açısından kısıtlı zamanlarda geçirenler için atlasın önemi büyüktür. Sınıflarındaki kara tahtanın yanında coğrafi veya fiziki Türkiye atlası görenler şanslı, dünya atlası görebilenler hepten şanslı sayılırdı. Tabii bir de ülke ülke, kıta kıta dünya atlası fasikülü bulanlar için hayal dünyasının kapısı ardına kadar açılırdı.

Bu sayıda, dünyanın geleceğine dair kurulmuş aydınlık ve karanlık hayallere, ütopyalara ve distopyalara bakıyoruz. Ve görüyoruz ki en güneşli ütopyaların üzerinde bile baskıcı bir gücün, bir çeşit toplum mühendisliği çabasının gölgesi duruyor hep. Bu kitaplarda birilerinin ideali daima ötekilerin yıkımı, bir grubun aydınlığı mutlaka ötekilerin karanlığı oluyor.

Bosna’nın millî şairi, Aliya İzzetbegoviç’in kadim dostu, yakın çalışma arkadaşı Cemalettin Latiç… Bosna’nın Yunus Emre’si olarak anılan bu kıymetli şairin kitapları, Okur Kitaplığı’nın özverili ve titiz çabasıyla Türkçeye çevriliyor. İlk üç kitap yayımlandı bile. Bütün Eserleri başlığıyla Latiç’in kitaplarının Türkçeye kazandırılıyor olması çok kıymetli bir yayımcılık çabasıdır.

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.