Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Tanpınar'ın Japonya'daki Kayıp Kuzeni: Tanizaki




Toplam oy: 25
Tanizaki, Gölgeye Övgü’de geleneğini yitiren Japon toplumuna karamsar bir ağıt yakmıyor sadece; bugün içinde yaşadığımız ve çoktan kabullendiğimiz Batılı yaşama eleştirel yaklaşmak ve başka bir estetiğin imkânını tartışmak için kapı aralıyor.

Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından Juniçiro Tanizaki, edebi serüvenine modern Batı edebiyatını model alarak başlar. Bu ilk dönemde Batı’ya takıntı derecesinde hayran, gelenekle yeni arasında sıkışmış bireyleri hikaye eder. Daha o dönemden itibaren şiddet gibi insanın doğasında bulunan kötücül duyguları bile zarafetle kaleme almasıyla edebiyat dünyasının gözdesi olur, ismi Nobel Edebiyat Ödülü için adaylar arasında geçer.

 

Büyük Tokyo depreminden sonra Japonya’nın tutucu bir bölgesi olan Osaka’ya yerleşmesiyle yaşamı gibi edebiyatında da yeni bir dönem başlar. Osaka’da Japon gelenekleri ev içi yaşamdan kamusal alışkanlıklara kadar hemen her alanda büyük ölçüde sürmektedir. Bu durum Tanizaki’nin moderne eleştirel bir bakış geliştirerek gelenek çizgisine dönmesini sağlar. Özellikle geleneksel Japon yaşamı içindeki estetiğin peşine düşer. Batı’nın güzeli kavrayışıyla Doğu’nun kavrayışı arasındaki farkları ortaya seren Tanizaki, gelenekten yana saf tutar.

 

Jaguar Yayınları tarafından yayımlanan Gölgeye Övgü, Tanizaki’nin kadim Japon estetik değerleri ve bu değerler üzerinde şekillenen yaşam biçimi üzerine yazdığı denemelerden oluşuyor. Tanizaki kitabında, tuvaletten dolmakaleme, radyodan yemek takımlarına günlük yaşam nesnelerinden yola çıkarak gölgelerde gizli olan estetiğin peşine düşüyor.


KATI OLAN HER ŞEY BUHARLAŞIYOR

 

Tanizaki’ye göre Doğu’nun gölgeli estetiği, içinde bulunduğu zor şartlardan yakınmayıp kabullenmesinden, karanlığın içindeki güzeli bulmasından kaynaklanıyor. Ona göre güzellik bizzat yaşamın gerçeklerinden doğuyor. Emek ve yaşanmışlık Doğu estetiğinin temelini oluşturuyor. Batı’da ise durum tam tersi işliyor. Batı estetiği parlak, temiz ve hijyen olana dayanıyor. Nesne tercihleri de estetik beğeniye göre şekilleniyor. Örneğin Batılı yemek takımı için gümüş, çelik olanları seçiyor. Işıltısını kaybetmemesi için yemek takımlarını elden geldiğince parlatıyor. Doğulu için ise aksine parıltısını kaybeden eski bir tabakta yemek yemenin zevki başka. Çünkü gölgeli, yarı parlak nesne zamanın izini taşıdığı için çok değerli kabul ediliyor. Tanizaki’ye göre; “Batı her türlü kir zerresini teşhir edip imha etmeye çalışır ancak biz Doğulular onu dikkatle korur ve hatta idealize ederiz. Çünkü kir onları yaratan geçmişlerini akla getirir.”

 

Tanizaki, Doğu’nun günlük yaşamdaki gölge estetiğinin tiyatro gibi sanat dallarında da karşılık bulduğunu belirtiyor. No sahnesi yaşamın gerçekliğinin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Japon evlerinin duvarlarındaki gölge oyunlarının bir benzeri olarak yarı karanlık olan No, modern bir aydınlatmaya maruz kalmıyor. Böylece karanlıktan doğan güzellik seyirci tarafından deneyimleniyor. No tiyatrosunun aktörleri yüzlerindeki maskeye rağmen gerçek, tekinsiz bir güzelliğe sahipler. Seyirci oyuncunun bedeni ile kendi arasında çok rahat özdeşleşme kurabiliyor. Çünkü sahnede sergilenenler, giyilen kostümler, pudralanan yüzler bir zamanlar Japon yaşamının bizatihi gerçekliğini oluşturuyor.

 

Tanizaki Gölgeye Övgü’yü yazdığında, Japon toplumu çoktan gelenekten uzaklaşmış Batılı değerleri benimsemişti. Kadim olandan kopuşun gerçekleştiğini, Batı’ya teslim olunduğunu, geriye dönüşün mümkün olmadığını Tanizaki de biliyordu. Üstelik medeniyetin nimetlerini reddetmek, yaşamın kolaylaştırıcı araçlarını yok saymak çok olası değil, bugünün dünyasında. Marshall Berman’ın Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor’da belirttiği gibi bireyi birçok zahmetten kurtaran modern yaşam, aynı zamanda bir tür kefaret gibi onun doğa ile bağlarını zayıflatıyor, ahlaki bir anlam içeren estetikten giderek uzaklaştırıyor. Ancak yine de Tanizaki Gölgeye Övgü’de karamsar bir ağıt yakmakla yetinmiyor. Bugün içinde yaşadığımız ve çoktan kabullendiğimiz Batılı yaşama eleştirel yaklaşmak, başka bir estetiğin imkanını tartışmak için kapı aralıyor. Güzelin yaşamın ta içinde olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.

 

 

GÖLGEYE ÖVGÜ
Juniçiro Tanizaki

ÇEV: Didem Kizen
JAGUAR YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

1977 doğumlu bir şair Eren Safi. Şimdilik yayınlanmış iki şiir kitabı var: Kamaşır ve Twitter Tepesindeki Okçular. Kamaşır toplamında yer alan Mürşidim Kocakarı ve Bir Kişi Bomba şiirleri öznel şiirler sayılabilir.

Nasreddin Hoca, Beylikler devri Anadolu’sunun en bilge karakterlerinden birisi. Ona izafe edilen fıkralar yediden yetmişe hemen herkesin neşe kaynağı, aynı zamanda tasavvufi felsefi manalar da içeren bu fıkralar hem güldüren hem de düşündürüp ders veren türden.

Kitapların dünyasına yaptığımız yolculukları düşünmeye başlayalım. Önce kitapların oluşma sürecini sanki ilk defa öğreniyormuşuz gibi hatırlamamız iyi olabilir. Zihnimizde beliren düşünceler olgunlaşınca onları harflerle kelimelere dönüştürürüz. Kelimeler sözcükler halinde ağzımızdan dökülür, uzun bir konuşma halini alır.

İran edebiyatında ve özellikle İran şiirinde, erkek egemenliğine karşı kadın rüzgârını ilk estiren şairin sinemaya giriş macerasının ilk perdesi, iki arkadaşı tarafından bir partide İran sinema dehasına önerilmesiyle başlar. Bu sabit fikirli, dik başlı ve dahi adam, hakkında pek de iyi şeyler konuşulmayan bir kadını işe alırken tereddüt eder ve bu tereddüdünden iş arkadaşına söz eder.

Fatih Balkış’ın adı okura yabancı gelmeyecektir. Fars, Yerçekimi ve Baht Dönüşü kitapları Can Yayınları tarafından basılan romancı, dört yıllık bir aradan sonra dördüncü romanını da çıkardı. Bugüne dek hep iyi işlerle karşımıza çıkan Kafka Kitap’ın, ilk Türkçe edebiyat örneklerinden biri olarak sunuldu Karaçam Ormanı’nda.

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta