Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Tekinsiz Bir Ada




Toplam oy: 25
Su Kürü, tıpkı Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ya da Naomi Alderman’ın Güç kitapları gibi feminist bir distopya olarak sunuluyor. Mackintosh adaya yerleştirdiği aileyle, toplumsal yapının mümessili aile kurumunu merkeze taşıyor.

Kral, eşi ve üç kızı bir adada yaşamaktadır: İlk bakışta Shakespeare’in Kral Lear ve Fırtına’sını birleştiren tuhaf bir senaryo gibi duruyor. Kral, yani baba, tehlikeli dış dünyayla ilişkilenebilen, adada ihtiyaç duydukları araç gereçleri almak için dışarıya çıkabilen tek kişidir. Kızların adada yaşayanlar dışında birileriyle iletişimiyse mümkün değildir. Kimsenin kendini güvende hissetmediği bu dünyada, kızlar belli ritüelleri de yerine getirmek zorundadır: Çığlık atıp rahatlamak için yapılan çığlık terapisi ya da kurbağa, fare gibi bir canlıyı öldürmeyi içeren sevgi terapisi. Tüm bu terapiler, kız kardeşler için güvenliği tesis etmek ve onları dış dünyayı ele geçiren hastalıktan korumak için birer çaredir.

 

Begüm Kovulmaz tarafından Türkçeye çevrilen Su Kürü, tıpkı Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ya da Naomi Alderman’ın Güç kitapları gibi feminist bir distopya olarak sunuluyor. Bu distopya, Güç ya da Damızlık Kız gibi makro boyutlara ulaşan bir distopya değil; Mackintosh adaya yerleştirdiği aileyle, toplumsal yapının mümessili aile kurumunu merkeze taşır. Yazarın yarattığı bu kapalı, mikro toplum, dünyanın geneline ve toplumsal yapının içerimlerine dair çok şey sunar okura. Aile biriminin ada gibi nispi boyuta sahip bir dünyada temsil edilmesi, sınırlı bir ölçekte kurulan sonsuz ilişkileri sunmaya imkân tanır. Daniel Defoe’nun Robinson ve Cuma üstünden gerçekleştirdiği, bir adada gelişen sınıfsal-kapitalist ilişkiyi, Mackintosh yine bir ada üzerinden, kadın-erkek ilişkilerini kurmak, aktarmak için kuruyor.

 

Feminist anlatılara özgün bir katkı

 

Yorgos Lanthimos’un Dogtooth filmini izleyenler, konvansiyonlara karşı çıkan bir figürün sahnedeki görünürlüğünün çok şey değiştirebileceğini, mevcut olanı yıkıma sürükleyebilecek tehdit edici potansiyelini tahmin edeceklerdir. Kitabın dünyası, bu türden çağrışımları mümkün kılacak bir sinematografiye sahip; diyalojik bir anlatı kurması ve her karakterin sesini ve bakış açısını detaylı yansıtması bakımından karnavallaşan anlatıysa, çok katmanlı bir edebi üretim olarak değerlendirilebilir.

 

Bir adaya, topluma ait her şeyi, her katmanı sığdırmak mümkün değil. Mackintosh’un distopyasında da bir şeyler eksik: kadın erkek rollerinin fazlasıyla normatif çizilmesi, bedenin her zaman katı bir ikiliğe mahkûm edilmesi, kimlik ve toplumsal rollerdeki akışkanlığa bu küçük toplumda pek de yer olmaması, bu feminist distopyayı eleştirdiği özcülüğü tekrar üreten fasit bir daireyle mahdut, sınırlı bir evrene dönüştürmüyor değil. Yine de Su Kürü, Türkiye’de ve dünyada yükselen, Handmaid’s Tale dizisinden sonra kazandığı ivme iyice görünür olan feminist anlatılara özgün bir katkı sunuyor.

 

 

SU KÜRÜ
Sophie Mackintosh

ÇEV: Begüm Kovulmaz
CAN YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

1929 yılında Çekoslovakya’nın Bruno şehrinde dünyaya gelmiş Milan Kundera. Burjuva bir ailenin çocuğu olarak erken yaşlarda piyano ve klasik müzikle tanışmış. Babası, dönemin meşhur müzikoloğu ve akademinin rektörü Ludvik Kundera, oğlunun kendisi gibi yetkin bir müzisyen olması için epey çaba sarf etmiş.

Man Booker (yeni ismiyle Booker), İngiliz Milletler Topluluğu – Commonwealth - (Avusturalya’dan Kamerun’a, Malezya’dan Kanada’ya yirmiden fazla ülkeyi ifade eder) ve İrlanda vatandaşı yazarların İngilizce yazılmış kitaplarına verilen bir ödüldür.

Dünya edebiyatında aile romanlarına sıklıkla rastlanır. Thomas Mann’ın Buddenbrooklar’ı, Heinrich Böll’ün Dokuz Buçukta Bilardo’su, Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları ilk elde akla gelenler. Söz konusu romanlarda bir ailenin birkaç kuşak hikâyesi konu edilir.

Her yıl eylül ayında İstanbul’da birbiri ardına sergiler açılır. Bunların merkezinde her daim İKSV tarafından düzenlenen bienal yer alır. 2012 yılından itibaren başlayan Tasarım Bienali de bu alandaki öncülüğünü sürdürmeye devam ediyor.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.