Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Tekinsiz Bir Ada




Toplam oy: 7
Su Kürü, tıpkı Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ya da Naomi Alderman’ın Güç kitapları gibi feminist bir distopya olarak sunuluyor. Mackintosh adaya yerleştirdiği aileyle, toplumsal yapının mümessili aile kurumunu merkeze taşıyor.

Kral, eşi ve üç kızı bir adada yaşamaktadır: İlk bakışta Shakespeare’in Kral Lear ve Fırtına’sını birleştiren tuhaf bir senaryo gibi duruyor. Kral, yani baba, tehlikeli dış dünyayla ilişkilenebilen, adada ihtiyaç duydukları araç gereçleri almak için dışarıya çıkabilen tek kişidir. Kızların adada yaşayanlar dışında birileriyle iletişimiyse mümkün değildir. Kimsenin kendini güvende hissetmediği bu dünyada, kızlar belli ritüelleri de yerine getirmek zorundadır: Çığlık atıp rahatlamak için yapılan çığlık terapisi ya da kurbağa, fare gibi bir canlıyı öldürmeyi içeren sevgi terapisi. Tüm bu terapiler, kız kardeşler için güvenliği tesis etmek ve onları dış dünyayı ele geçiren hastalıktan korumak için birer çaredir.

 

Begüm Kovulmaz tarafından Türkçeye çevrilen Su Kürü, tıpkı Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ya da Naomi Alderman’ın Güç kitapları gibi feminist bir distopya olarak sunuluyor. Bu distopya, Güç ya da Damızlık Kız gibi makro boyutlara ulaşan bir distopya değil; Mackintosh adaya yerleştirdiği aileyle, toplumsal yapının mümessili aile kurumunu merkeze taşır. Yazarın yarattığı bu kapalı, mikro toplum, dünyanın geneline ve toplumsal yapının içerimlerine dair çok şey sunar okura. Aile biriminin ada gibi nispi boyuta sahip bir dünyada temsil edilmesi, sınırlı bir ölçekte kurulan sonsuz ilişkileri sunmaya imkân tanır. Daniel Defoe’nun Robinson ve Cuma üstünden gerçekleştirdiği, bir adada gelişen sınıfsal-kapitalist ilişkiyi, Mackintosh yine bir ada üzerinden, kadın-erkek ilişkilerini kurmak, aktarmak için kuruyor.

 

Feminist anlatılara özgün bir katkı

 

Yorgos Lanthimos’un Dogtooth filmini izleyenler, konvansiyonlara karşı çıkan bir figürün sahnedeki görünürlüğünün çok şey değiştirebileceğini, mevcut olanı yıkıma sürükleyebilecek tehdit edici potansiyelini tahmin edeceklerdir. Kitabın dünyası, bu türden çağrışımları mümkün kılacak bir sinematografiye sahip; diyalojik bir anlatı kurması ve her karakterin sesini ve bakış açısını detaylı yansıtması bakımından karnavallaşan anlatıysa, çok katmanlı bir edebi üretim olarak değerlendirilebilir.

 

Bir adaya, topluma ait her şeyi, her katmanı sığdırmak mümkün değil. Mackintosh’un distopyasında da bir şeyler eksik: kadın erkek rollerinin fazlasıyla normatif çizilmesi, bedenin her zaman katı bir ikiliğe mahkûm edilmesi, kimlik ve toplumsal rollerdeki akışkanlığa bu küçük toplumda pek de yer olmaması, bu feminist distopyayı eleştirdiği özcülüğü tekrar üreten fasit bir daireyle mahdut, sınırlı bir evrene dönüştürmüyor değil. Yine de Su Kürü, Türkiye’de ve dünyada yükselen, Handmaid’s Tale dizisinden sonra kazandığı ivme iyice görünür olan feminist anlatılara özgün bir katkı sunuyor.

 

 

SU KÜRÜ
Sophie Mackintosh

ÇEV: Begüm Kovulmaz
CAN YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

 

Büyük laflar etmiyor Gülçin Durman. Küçük, sade, yalın, samimi, sıcak hikâyeler anlatıyor. Başıma Gelenler Hep Senin Yüzünden, Durman’ın Kent Masalları ve İnşallah’tan sonra yayınlanan üçüncü hikâye kitabı. Durman’ın hikayelerinin hem belge değeri var hem de nostalji değeri. Daha da önemlisi güzel bir hikâyeyi okumanın keyfini yaşıyoruz okurken.

 

 

Oryantalizm aslında bir tür misyonerlik ve siyasi gayelere sahip.

 

Batı şarkiyatçılarının bilerek veya bilmeyerek İslam’ı tahrif etmeleri bilinen bir vasıf.

 

Kulis

Gülenay Börekçi İntihal mi, Esinlenme mi? ''Ben bu kitabı daha önce okumuştum!''

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.