Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Terskarga




Toplam oy: 22

Yaklaşık 500 yıl önce; 20 Eylül 1519’da İspanya’dan 5 gemi ve 265 kişi ile yola çıkılıp, 3 yıl sonra 6 Eylül 1522’de 1 gemi ve 18 kişiyle geri dönülerek dünya tarihi yeniden yazılmıştı. Çünkü “başlangıçta baharat vardı!”

 

Tam normalleşecekken, yoksa siz hala normalleşmeyenlerden misiniz(?) Salgının yarattığı bilgi kirliliği ile gerekli gereksiz sosyalleşme çabaları kafalarımızı karıştırırken aklıma bir soru düştü: Herkes haklı ama evde oturanlar daha mı haklı? Zira insan evde sıkılıyor!

 

Unutulmaz kitaplarıyla dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok sevilen Zweig, Güney Amerika seyahati sırasında, harika bir gemide yolculuk yaparken, işte bu “sıkılma” duygusunun getirdiği “utanç”la yazmaya başladığını söylüyor, dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlayan insanın hikâyesini: Macellan… Evet, ondan önce de biliniyordu dünyanın yuvarlak olduğu ama bunu gerçekleştiren olmamıştı o güne kadar. Ya da aslında bilinenin aksine Macellan tamamlayamamıştır dünyanın çevresini dolaşmayı… Onun en büyük etkisi batıdan başladığı yolculuğunda hep aynı yöne giderek başladığı noktaya varacağını kanıtlaması olmuştur. Ve bu planın asıl sahibi Macellan olmasına rağmen, Malay dil bölgesi Malakka’dan yola çıkan kölesi Enrique’dir ilk karaya çıkan, dolayısıyla dünyayı ilk dolaşan insan… “Denizde ister güneşi izleyerek, isterse de güneşe karşı ısrarla yol alan bir kişinin, yola çıktığı noktaya geri döneceği gerçeği o tek anda ilk kez ve sonsuza dek kanıtlanmıştır.”

 

Portekizli sıradan bir gemici olmasına rağmen gemicilikteki uzun yıllar sonucunda elde ettiği tecrübeyle Mecellan’ın geldiği nokta başlı başına bir başarı öyküsüdür. Öncelikle tarihi yeniden yazan bu tarihi kişilik çoğu insan tarafından pek de sevilmez. Portekizli olmasına rağmen yaptığı bu yolculuğu İspanya adına gerçekleştirmiştir. Bulduğu, keşfettiği yerler İspanyolların olmuştur. Portekizliler hain ilan etmiş, İspanyollar güvenilmez bulmuştur. Çeşitli kaynaklarda Filipinler’deki girdiği küçük çaplı çatışmada hayatını kaybetmesi onun geldiği noktada, kendisini gördüğü büyüklükle açıklanmaya çalışılmıştır.

 

Burada Zweig’ın kaleme aldığı Macellan biyografisi önemlidir. Çünkü o, işin psikolojik yönlerini de ele alarak çok kapsamlı bir çalışma hazırlamıştır. Aklıma o meşhur Afrika atasözü geliyor tam da bu noktada: Aslanlar kendi tarihçilerini çıkarana kadar tarih avcıyı övmeye devam edecektir.

Tamamlanamamış bir yolculuk… Kendisine karşı çıkan başka bir gemicinin komutasında tamamlanabilmiş bir yolculuk… Hain Portekizli, güvenilmez İspanya uşağı… Ona karşı çıkanların, isyan çıkartanların kendilerini haklı çıkaramazlarsa gidecek zenginlikleri ve toplum gözündeki imajları… Ama işte söz uçar, yazı kalır dedikleri bu olsa gerek... Gemisindeki vakanüvisti Pigafetti sayesinde hatta Pigafetti’nin belki de iyi bir insan olması ve onun hakkını ölmüş olmasına rağmen teslim etmesi, bildiklerimizi gözden geçirmemizi sağlıyor. Onun, yazdıklarını bizzat İspanya İmparatoru V. Karl’a teslim etmesine rağmen ortadan kaybolan günlüklerin yerine özeti konması… Macellan isminin unutulması için yapılanlar… Gelinen nokta ortada… Hala bilinen isim: Macellan(!)
Bizzat papalık tarafından dünya elma gibi ortadan ikiye bölünerek yalnızca 2 ülke tarafından paylaştırılmıştır. Üzerinde yaşam olan yerlerin, medeni / medeni değil diyerek işgal edilmesine göz yumulmuştur. Doğu kısmı Portekiz’e, batısı İspanya’ya bahşedilmiştir. Çünkü başka ülkeler, başka hayatlar yoktur sanki… Emperyalizm, yeni dünyayı köleleştirmektir zira(!)
1 – 1,5 milyon nüfuslu Portekiz coğrafi olarak karadan keşifler yapamayacağını anlayınca neredeyse hiç denize açılmamasına rağmen “denizci” ön ismini alan Henry döneminde inanılmaz bir atılım gerçekleştirmiş. Yaklaşık 50 yıl süren yeni gemiler inşa etme, haritalar geliştirme vb. dönemin ardından büyük bir aşama kaydetmiştir. Meyvelerini de bu sürecin sonunda hızlı bir biçimde almaya başlamışlardır. Yeni bir kuşak yetişmiş, dünyanın en uç noktalarına kadar gidilmiştir.
Süreç ilerledikçe ve sömürgelerden gelen kaynaklarla zenginleşen Portekiz’den bizzat kral tarafından batıdan doğuya ulaşma fikri beklediği karşılığı bulmayınca, tüm kendisine yapılacak suçlamaları düşünen Macellan beklediği fırsatı İspanya’da yakalamıştır. Bunun sonucunda Kolomb, Vespucci, Cabot, Pinzon ve diğer tüm denizcilerin boşu boşuna aradığı denizyolunu, Hindistan’a batıdan giden yolu bulmuştur. Kendisinden önce kimsenin görmediği diyarlar ve denizler keşfetmiştir, yeni bir okyanusu dünya kurulduğundan bu yana geçen ilk Avrupalı insan olmuştur. Dünyanın evreninde en uç noktaya giden ilk dünyalıdır.
Zweig biyografilerinde anlattığı kişileri kazananlardan değil kaybedenlerden seçer. Sıkıldığı için utanarak başladığı kitabın ilk taslağı, daha doğrusu, küçük notlarla biten başlangıcı günümüze ulaşmıştır: Hemen hemen dosya kâğıdı boyutlarında olan bu mavi yeşil defter, kurşun kalemle yazılmış yazılarla başlar; yazılar, Stefan Zweig için karakteristik olan koyu mor mürekkeple devam eder, sonunda da kurşunkalem, kırmızı ve mavi kalemlerle düzeltilir. Bölüm başlıkları kısmen belirlenmiştir, farklı dillerdeki kitaplardan alıntılanan pasajlar kaydedilmiş, daha sonraki ifadelerde kullanılan malzemenin üzeri çizilmiştir. Fakat kitabın başlangıç cümlesi (“Başlangıçta baharat vardı.”) kesin bir yazıyla sabittir. Alfredo Cahn'a da yazdığı gibi, kasım sonuna doğru anlar ki, “başlangıçta küçük bir saygı duruşunda bulunmak istediğim Macellan koca bir kitap haline geliyor”. Bu koca kitabın okunması insanlık tarihine saygı duruşu olacaktır…
Kitaplardan

“Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak çizilmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerdedir, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz. Her yeni gün yepyeni bir güneşin altında doğabilir. Hayattan daha fazlasını almak istiyorsan, monoton bir güvenlik hissine dair inadını bir kenara bırakıp, sana ilk başta çılgınca gelebilecek bir hayata adım atmalısın. Bu yaşama bir kez alıştıktan sonra, tüm anlamını ve inanılmaz güzelliği göreceksin.”

Yabana Doğru/ Jon Krakauer
* “Eve Giden Yol - Teknolojisiz Yaşamdan Hikayeler”

Çok mu bunalıyoruz! Neredeyse 24 saatin tamamını hep bir şeylerle meşgul olarak yaşadığımız şu içinde bulunduğumuz garip yüzyılda, üzerine düşünenler de olmasa hiç vaktimiz yok farkında mısın?

Genel arkadaş sohbetlerinin vazgeçilmez konusudur. Ne var ne yok elden çıkarılarak sakin bir yere yerleşme tutkusu… Vazgeçilen sadece şehir yaşamıdır oysa… Giden sensindir sonuçta, konfor da olmazsa olmazın… Into the wild filminden etkilenmiştik hepimiz. Dereceyle iyi bir okulu bitiren biri “bir şeylerin yanlış gittiği” konusunda ikna etmişti bizi. Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştı film. Kitabı Yabana Doğru ismiyle yayınlandı Türkçede, filmin Türkçe adı ise Özgürlük Yolu. Film kronoljik, kitap daha çok yazarın araştırdığı sıraya göre ilerliyor. Kitabı okuyun ama önce sanırım filmini izleyin demek isterim ki genelde tersini söylerim. Yazar Jon Krakauer ve aklımızdan çıkmayacak karakter ise Christopher McCandless…

Aslında başka bir kitaptan bahsedecekken nerelere geldim ki iyi bir kitap insanın kafasında başka başka yeni düşünceler açıyorsa iyi bir kitap olduğu anlamına gelmez mi zaten?

Eve Giden Yol - Teknolojisiz Yaşamdan Hikayeler; Mark Boyle tarafından yazılan kitap Othello Yayıncılık’tan çıkmış. Çeviren: Burak Irmak…

İşletme okumuş, organik gıda işiyle uğraşan Boyle, eski bir beyaz yakalıymış öncesinde; sonrasında o da bir şeylerin yanlış olduğuna karar vermiş ki ya kendisinin ürettiği ya da üreticisini tanıdığı ürünleri kullanmaya başlamış. Daha önce “hiç parasız”

yaşadığı Meteliksiz kitabı Türkçede yayınlanmıştı, bu kitabında da seçtiği yolu daha ayrıntılı biçimde ele almış. Zorluklar… Ama bilinçle seçilmiş zorluklar… Gandhi’nin hayatını anlatan bir filmdeki sözü hayatına düstur edinmiş: “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol.”

Teknolojisiz bir yaşam olabilir mi? Artık geri dönülebilir mi? İşte bu soruların cevabını arıyor yazar… Teknolojiden kastı da sadece internet, telefon vb. değil. Saat bile kullanmıyor o… Eve dönmek mutluluk verir, aradığın mutluluk da bu kitapta olabilir, belki de…
bir varmış:

“Birazcık tuz etkisi yaratmalı insan birinin
hayatında. Hani yaraya basıp acı vereninden
değil, yemeğe katılıp tat vereninden…”
Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler / Ece Ayhan
(10 Eylül 1931– 12 Temmuz 2002)


bir yokmuş:


“Dürüst yaşadım diye böbürlenecek de
değilim, çünkü insan kötülük yapmıyorsa,
fırsat çıkmadığındandır.”
Germinal / Émile Zola
(2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902)
27 – 22 Ağustos 1985)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.