Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

"Türk Öyküsünü Kim Kurtaracak?"




Toplam oy: 40
Kamil Yeşil “Yazdım Öykü Oldu”da, postmodern edebiyatın değişmez bir kalıp olmadığını, her yazara göre postmodernin yeniden şekillenebileceğini, daha önemlisi, “meselesi olan postmodern metinler”in mümkün olduğunu gösteriyor.

Kâmil Yeşil, ilk öykü kitabı Ankebut’u 1998’de yayınlamıştı. 2018 itibariyle sekizinci öykü kitabı olan Yazdım Öykü Oldu’yu neşretti. Germanist Gürsel Aytaç’ın Alman edebiyatı literatüründen aktardığı “sanatçı romanı” kavramı, Yazdım Öykü Oldu’yu anlamamızı kolaylaştırabilir. “Sanatçı romanı” kavramı, Aytaç tarafından “bir sanatkârın kişiliğinin ve varlığının problem olarak işlendiği roman çeşidi” şeklinde tanımlanır. Biz bunu biraz esnetip biraz da genişletirsek, Kamil Yeşil’in bu kitabında; bütün bir okuma, yazma, yayınlama meselelerini öncesiyle, sonrasıyla, odağı ve çevresiyle öyküye konu ettiğini görürüz. Dolayısıyla “sanatçı öyküsü” ifadesi Yeşil’in öykülerini büyük oranda karşılar.

 

Yazar, postmodern anlatım tekniklerini, metinlerarasılığı, üstkurmacayı, pastiş, parodi gibi yöntemleri kitabına taşır. Öykülerinin sonuna, sosyal medya formatlı okur görüşleri yerleştirir. Okumayı, yazmayı, yayınlamayı, yayın sonrası süreçleri öyküleştirir. Kitaba adını veren öykü veya “Beyaz Mantolu Adam Madonna” öyküsü, bir taraftan Oğuz Atay’a bir taraftan Sabahattin Ali’ye selam veren, metinlerarasılığı çok eğlenceli bir biçimde dışlaştıran, “meselesi olan bir postmodern”in mümkün olduğunu gösteren iyi bir öykü.

 

ANLATILAN SENİN HİKÂYEN DEĞİL

 

Kitabın adı hem bu postmodern uygulamalara bir göndermedir hem de yazının, edebiyatın eski anlam ve gücünü yitirmiş olmasına, her şey gibi yazının da buharlaşmakta oluşuna bir ironik gönderme içerir. Buna eleştirel bir bakış demek de mümkündür.

 

Yeşil’in öykülerinde dünyaya, hayata, insanlara, sanata bakan gözün merkezinde din vardır. Her şeyi bu veçheden değerlendirir. Bu durumun doğal sonucu olarak da, öyküler satirikleşir. Satirik tavra en güzel örneklerden biri “Harf Avcısı” adını taşır. Bu öyküde, anlatıcı, sokakta bulduğu ‘A’ harfinin nereden düşmüş olabileceğini merak eder ve araştırmaya başlar. Acaba bu ‘A’ adaletin mi, Allah’ın mı, Aşk’ın mı, Ali’nin yoksa hAk’kın mıdır? Yeşil, kitabın ikinci bölümünün başına aldığı “Epigraf Öykü” adlı bir metinde aslında öykü poetikasını ortaya koyar. Bu poetikada söylenen temel tez “yaraları kaşımak” şeklinde ifade edilebilir. Yazar, insanların hoşlarına gitmese de yaraları kaşıyacağını, bir anlamda fincancı katırlarını ürküteceğini söylemiş olur.

 

Bu bağlamda ele alınabilecek bir başka metin de “Öykü Geldi Diyaloga Dayandı” adını alır. Siyasi gücün hayatın bütün alanlarını kaplama, yönetme, müdahil olma hırsını eleştiren öykü, megalomani kavramı üzerinden de okunabilir. “Eleştirmenim Anam Babam” metni, dindar, muhafazakâr bir bireyin edebi metinler üretirken zihninin içinde ve dış dünyasında karşısına çıkan sorular ve sorunlara ilişkin oldukça iyi bir öyküdür. İyidir, çünkü yazar, muhafazakâr edebiyatçının soru/nlarını sahiden, sahici bir biçimde metinleştirir.

 

Eleştiriler sadece büyük çaplı ve toplumsal, politik odaklı değildir. “Anlattığım Senin Hikâyen Değil” öyküsünde olduğu gibi, kendisini haz odaklı okumalara, yaşamalara kaptırmış, edebiyatın ve hakikatin endişelerini yitirmiş, anlık yaşayan, anlık okuyan, postmodern hayat tarzını sorgulamayan insanlar, okuyucular eleştirilir. “Senin neyine gerek gecesi karanlık, gündüzü rutubetli, hüzünlü yaşayan kahramanın öyküsü. Sana ne varlık sancısı çekenlerin acısından. Dua etmek isteyip de dili istemeye, avucu açılmaya varmayan kişinin trajedisinden sana ne” diyen anlatıcı sözlerini şöyle tamamlar: “Sen git tavuk suyuna çorba öyküleri al kendine.”

 


 

Kitabın adı hem postmodern uygulamalara hem de yazının, edebiyatın eski anlam ve gücünü yitirmiş olmasına, her şey gibi yazının da buharlaşmakta oluşuna ironik bir gönderme içerir.

 


 

MESELESİ OLAN BİR POSTMODERNİZM

 

Yazarın eleştiri okları yayın dünyasına da ulaşır. Özellikle “Ne Çektik Be!” öyküsü, dijital kültürün tam olarak dünyamıza girmediği dönemlerde şiir, öykü yazan gençlerin edebiyat dünyasında var olma mücadelelerini anlatır. Her yazdığı bire bir gerçektir Yeşil’in. Kendi şahsında olmasa bile hepimizin şahsında aynen yaşanmış şeylerdir. İğneli, ironili, alaylı satirik dil Yazdım Öykü Oldu’nun vazgeçilmez özelliklerindendir. Kitaba adını veren öyküde Türk öyküsünü kurtaracak imza aranır. Öykünün çıkmazda olduğu vurgulanır.

 

Bitirirken şunu söyleyelim: Dindar kalemlerin postmodern edebiyata açılması ilginç sonuçlar doğuruyor. En önemlisi, postmodern edebiyatın değişmez bir kalıp olmadığını, her yazara göre postmodernin yeniden şekillenebileceğini, daha önemlisi, “meselesi olan postmodern metinler”in mümkün olduğunu gösteriyor. Edebiyatın ve postmodern edebiyatın sınırları içinde kalarak, endişelerimizi metinleştirebiliriz. Vesselam!

 

 

YAZDIM ÖYKÜ OLDU
Kamil Yeşil

ŞULE YAYINLARI 2018

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.