Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yaratıcısının İradesi Kadar Özgür Öyküler




Toplam oy: 12
Lydia Davis’in Everest tarafından yayınlanan öykü kitabı Neredeyse Hiç Hatırlamıyor, Flaubert’in bahsettiği “yaratıcısının iradesi kadar özgür biçimli” tanımına benziyor. Çoğu öykü “orada” bile değil. Birtakım öykü taslakları öykünün kendisine dönüşmüş durumda: “Hiçlik hakkında, hiçbir şeye bağlı olmayan bir kitap.”

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

Neredeyse Hiç Hatırlamıyor, Lydia Davis’in Türkçede yayınlanan üçüncü (Yapamam ve Yapmayacağım, Encore, 2014; Rahatsızlık Çeşitleri, Everest, 2015) kitabı. Diğer iki kitabıyla kıyaslandığında, Neredeyse Hiç Hatırlamıyor’daki öykülerin alışılagelmiş kısa öykülere daha çok yaklaştığını söyleyebiliriz; Yapamam ve Yapmayacağım kitabında örneğin, “Annemle Uzun Bir Telefon Konuşması Sırasında Alınmış Notlar” adlı bir öykü yazıp altına gerçekten de aldığı notları koyan Davis, Neredeyse Hiç Hatırlamıyor’da bu tür oyunlardan uzak duruyor ve öykülerini daha merkezi bir konuma yerleştiriyor. Yine de, kitabın en heyecan verici öykülerinin, Davis’in alışılagelmiş öykü anlatıcılığından uzaklaştığı “Gezinti” ya da “Üniversitede Çalışmak” gibi öyküler olduğunu söyleyebilirim.
Hiçlik hakkında bir kitap
Lydia Davis öyküleri, yine Everest tarafından yayınlanan bir başka yazarın yazdıklarıyla kıyaslanabilir: Goeff Dyer. Geoff Dyer, Cem Alpan tarafından Türkçeye çevrilen Zona kitabında Flaubert’in 1852 yılında yazdığı bir mektuba referans vererek “Hiçlik hakkında, hiçbir şeye bağlı olmayan bir kitap yazma” tutkusundan bahseder: “Yaratıcısının iradesi kadar özgür biçimli” bir sanattır bu. Davis öykülerinin, tıpkı Dyer kitapları gibi hiçbir şey hakkında olduğu söylenebilir. Geoff Dyer’ın Bir Hışımla kitabını okuyanlar, yazılmayan bir kitap üstüne sayfalarca dizilen cümleleri hatırlayacaktır. Ortada olmayan bir kitabın yazımı üzerine yazılan bir kitaptır Bir Hışımla. Özellikle Neredeyse Hiç Hatırlamıyor’daki Davis öyküleri, hem Flaubert’in bahsettiği “yaratıcısının iradesi kadar özgür biçimli” tanımına hem Dyer’ın kitaplarına benziyor. Çoğu öykü “orada” bile değil. Birtakım öykü taslakları öykünün kendisine dönüşmüş durumda: “hiçlik hakkında, hiçbir şeye bağlı olmayan bir kitap.”
Olmayan öykü taslakları
Bir Hışımla kitabında D.H. Lawrence hakkında bir kitap yazmanın zorluklarından şöyle bahsediyor: “Lawrence hakkında yazacağım kitapla ilgili herhangi bir gelişme kaydedeceksem….”, “Lawrence incelememde bir ilerleme kaydedebilmem için…”, “Şayet Lawrence incelememle ilgili bir ilerleme kaydedeceksem…” Bu zorluklar, Davis’in öykülerinde yerini öykü yazmanın zorluklarına bırakıyor: “Hikâyenin Merkezi” adlı öyküde, “Yazması kolay bir hikâye değildi” diyor Davis ve anlatması zor bir hikâyeden bahsediyor; öykünün kendisi yazması zor bir öyküye dönüşüyor. “İlginç Olan” adlı öykü şöyle başlıyor: “Bu öyküyü yazmak da onun için zor, daha doğrusu bu öyküyü iyi yazmanın onun için zor olduğunu söylemeli.”
Bu sebeple, Davis’in Neredeyse Hatırlamıyor kitabından sonra belki de tekrar Geoff Dyer’a dönmeli ve iki yazar arasındaki benzerlikler gözden geçirilmeli. Belli bir kalıba sığdırılması güç olan Davis’in öyküleri, öykünün ne olduğuna dair okuru düşündürmeye devam ediyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yayın sektörünün içinden biri misiniz? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

İnsan karakter özellikleriyle tanınır daha çok. İnsanın kelimeleri, yürüyüşü, dinleyişi, konuşması hepsi birlik olup karakter denilen hususiyetler toplamını oluşturur. Dil de bir karakter taşır sonuçta. Her dilin ayrı bir karakteri vardır. Çünkü dil, konuşulan ağızlarda, susulan gönüllerde bir kimliğe, bir aidiyet bilincine dönüşür daha çok.

Dünya tarihini değiştiren, konumuzla alakalı en önemli icatlardan biri yazı ise diğeri kuşkusuz matbaadır. Matbaa denildiğinde de akla gelen ilk isim 3 Şubat 1468 yılında hayata gözlerini yuman Johannes Gutenberg’tir. Modern matbaacılığın babası olan isimden önce de matbaa Çin’de yüzyıllar öncesinde kullanılıyordu.

Gerçek, dört unsur kadar hayatidir pratik yaşamda. (Nasıl da tutunuruz ona!) İnsan kendisi için işe yarayan bir gerçeklik versiyonundan (makul bir iş, makul bir evlilik, makul bir çocuk, makul ölçekte çekişmeler, dedikodular, hazlar, keşifler ve yarışlardan) memnun olmadıkça nevroz ataklarıyla boğuşur durur.

Günümüz çocuklarının hafızasında biriken hikâyeler her geçen gün azalıyor. Hikâyesiz büyüyen çocukları bekleyen tehlikelerden söz etmenin sırası değil şimdi. Ama şu kadarını söylemek bile yeterli olacaktır: Geçmişe ait anısı ekran ışığından ibaret olan çocuğun geleceği aydınlık olamaz. Bu yüzden çocuklarımızla anı biriktirmek, onlarla konuşmak, hayatı yaşamak ve deneyimlemek önemli.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.