Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yerli Polisiyenin Hası: Moda Cinayetleri




Toplam oy: 58
Moda Cinayetleri’nde yazar okuyucunun merak duygusunu baştan sona canlı tutuyor. Kitap, serinin herhangi bir kitabını okumamış okuyucular için iyi bir başlangıç olabilir.

Moda Cinayetleri’nde hikâye, jeoloji profesörü Aziz Aksoy’un genç esiyle güzel bir gece geçirme hayaliyle Kadıköy çarşısından alışveriş yapmasıyla başlıyor. Eve döndüğünde kapının kilitlenmediğini fark eder. Salona girdiğinde profesyonel bir katil tarafından susturuculu tabancayla, eve sonradan gelen eşi de tecavüz edilerek öldürülür. Soruşturma süreci için Başkomiser Galip ve ekibi görevlendirilir, olay yeri incelemesi başlar. Katil, cesedi namaz kılarmış gibi bırakmıştır. Evde hırsızlık düşünmemiştir, muhtemelen maktulü tanımaktadır. Ekip; komşu kadın, apartman görevlisi ve yöneticiyi sorgular. Diyaloglardan cinayetin kim tarafından, neden işlendigine dair ihtimaller belirir. Bu ihtimaller okuyucunun daha başlangıçta metne aktif katılımını saglar. Ayrıca profesörün aykırı dinî görüşleri nedeniyle okuldaki radikal gruplar tarafından tehdit edilmesi ve apartmanın kentsel dönüşüme girmesini engellediği için komşularıyla tartışması da cinayete yönelik gizem ve belirsizlikleri daha da artırır.

 

BİR SOKAK POLİSİYESİ

 

Serinin merkezi kahramanı Başkomiser Galip, idealist polis tipine karşılık gelir. Görevine bağlı ve fedakârdır. Çevresindekilere güven verir, sevilir. Adalet duygusu sağlamdır. Yeri geldiğinde apartman aidatını ödemek için ekip arkadaşından borç alır. Beklentileri ve takıntılarıyla çoğumuz gibidir. Monoton hayatı ve rutinleri çok tanıdık gelir. Okumaz, akademik kitaplarla dolu bir kütüphane ruhunu daraltır. Tiyatro ve sinemaya gitmez. Bazen sorgu sırasında şüphelilere şiddet uygular, maçodur. Mutluluk, hayatın değeri ve kader üzerine felsefi sorgulamalar yapar. Romanın ilk bölümünde onun ve erkek ekip arkadaşlarının ilişkileri verilir. Komiser Serdar’ın sevgilisi ondan evlilik ve aile ister. Onunsa aklında bir türlü unutamadığı başka bir kadın vardır. Kişilik özelliği ve mesleki gereklilikler nedeniyle aile kurmaya yanaşmaz. Komiser yardımcısı Mustafa ise karşılıksız bir aşkla tutulduğu Tülay’ı bir türlü unutamaz. Başkahraman Galip ve ekibini yeni tanımaya başlayan okuyucular, serinin daha önce yayınlanan romanlarında cinayetleri nasıl çözdüklerini ve gönül ilişkilerini merak edebilir. Serinin tamamını düşündüğümüzde, sadece Başkomiser Galip’in değil bir ekibin maceralarını okuduğumuzu söyleyebiliriz. Suçun failinin bulunmasında bütün ekibin az çok katkıları olur. Diyalogları, davranışları ve eylemleri işlevseldir, kurgunun gelişimine hizmet eder.

 

Çağatay Yaşmut, bir sokak polisiyecisi, her romanında İstanbul’un farklı bir semtine götürüyor okuyucuları. Ama favorisi tabiî ki doğup büyüdüğü yer olan Kadıköy.

 

Farklı insan tipleri tanıyoruz. Hayata bakışlarını kavramaya çalışıyoruz. Toplumsal yapıdaki birtakım olgular –deprem gerçeği ve kentsel dönüşüm, dergâhlar- bu romanla birlikte daha da görünür olmaya başlıyor. Romanda ayrıca yalın, işlevsel ve mizahi diyaloglar okuma zevkini artırıyor. Kadıköy sokakları, dükkânlar ve semtteki gündelik yaşam gerçekçi biçimde hikâye ediliyor. Yazarın gözlem gücü ve mizahi yaklaşımı takdire sayan: Baskomiser Galip, olay yeri incelemesi sırasında aç olduğu için maktulün akşam sofrası için aldığı pastırma, çiroz ve salamdan delil ihtimalini umursamayarak atıştırır; ancak komşu kadını sorgulaması sırasında basına musallat olan evin kedisi et kokan parmağını ısırır. Kahkahalar attırabilecek buna benzer bölümler okuyucunun başkahramanla olan samimiyetini daha da artırabilir.

 

Romanın cinayet-soruşturma-çözümden oluşan klasik kurgusu okuyucunun merak duygusunu baştan sona canlı tutuyor. Ekibe bakarken genel bir bakış için sınırlı gözlemci anlatıcı, Komiser Galip söz konusu olduğunda ise daha odaklanmış, samimi bir bakış için birinci tekil kişi anlatıcı kullanılması yazarın romanın teknik sorunları üzerine düşündüğünü göstermesi açısından dikkate deger. Usta kalem Yasmut’un Oğlak Yayınları’nın Maceraperest Kitaplar dizisinden 2008’de çıkmaya başlayan Bir Baskomiser Galip Polisiyesi serisinin altıncı kitabı olan Moda Cinayetleri, serinin herhangi bir kitabını okumamış okuyucular için iyi bir başlangıç olabilir. Seriyi bilenler için ise yeni hikâyeler ve romanlara yönelik beklenti oluşturabilir.

 

Moda Cinayetleri’nde cinayet-soruşturma-çözümden oluşan klasik kurgu okuyucunun merak duygusunu baştan sona canlı tutuyor. Ekibe bakarken genel bir bakış için sınırlı gözlemci anlatıcı, Komiser Galip söz konusu olduğunda ise daha odaklanmış, samimi bir bakış için birinci tekil kişi anlatıcı kullanılması yazarın romanın teknik sorunları üzerine düşündüğünü göstermesi açısından dikkate değer. Moda Cinayetleri, serinin herhangi bir kitabını okumamış okuyucular için iyi bir başlangıç olabilir. Seriyi bilenler için ise yeni hikâyeler ve romanlara yönelik beklenti oluşturabilir.

 

 

MODA CİNAYETLERİ
ÇAĞATAY YAŞMUT

MACERAPEREST KİTAPLAR 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.