Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Haber

Haber

Notlar Dergisi’nin 12. sayısı çıktı



Toplam oy: 9

Genel Yayın Yönetmenliğini Murat Erol'un yaptığı kuram ve düşünce dergisi Notlar 12. sayısı ile okurlarıyla buluştu. Düşüncenin derinliklerine doğru bir yayını hedefleyen, popüler ve popülist bir yayıncılıktan ısrarla uzak duran Notlar bu sayısında yine yeni konularla okurunu selamlıyor. Derginin yeni sayısında Ekrem Özdemir son dönemin ismi duyulan ve fikirleriyle etki uyandıran Harari’nin görüşlerini merkeze aldı. Özdemir, Harari’nin medeniyet görüşlerini, “medeniyet” söylemi üzerine çalışmaları bulunan İbrahim Kalın’ın görüşleri ile mukayeseli bir okumaya tabi tuttu. Muhammed Enes Kala, İslami ilimleri anlama ve yorumlama üzerine eğiliyor. Furkan Türkmen, üniversiteleri merkeze olarak bu sahanın entelektüel yetiştirme olgusunu tartışırken, Özgür Taburoğlu varlığın boyutlarına yolculuk ediyor. Rumeysa Hazel Pekacar Rousseau üzerine kapsamlı bir inceleme yaparken, Görkem Kayacık da Bürhner’de Rousseau izlerine yoğunlaşıyor. Son dönemde aldığı bir ödülle dikkatleri çeken Emin Gürdamur “Chamisso, Balzac ve Wilde’da Şeytana Yenilmenin Anatomik Yansımaları” başlıklı yazıyı kaleme alırken, Canan Olpak Koç “Modern Dünyaya Metnin Cevabı: Felsefi Istırap Veyahut Varoluşsal Suçluluk” başlıklı yazısıyla dergide ilk defa yerini almış durumda. Alper Korkmaz Felsefede ‘İntihar’ Sorunu'nu, Necmettin Evci Okumanın Hayatî Sarmalları'nı, Dilara Ayşe Akdeniz ev'i konu edinerek Notlar'ın düşünce çabasına katkı sağlıyorlar. Ramazan Demir ideoloji kavramını, Orhan Gazi Gökçe Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel romanını, Anıl İbrahim Bakırcı bir siyasetname eseri olan "Kişver-i Derûn"u, Cemil Caca Arslan bienal meselesi ile sanat iktidarı konularını ele alıp değerlendirmiş. Mehmet Mithat İn tiyatroda vatan konusunun gündeme gelişini ele alırken, Kenan Arpacıoğlu ise analiz yazısında Türkiye'deki terör konusunda farklı bir bakış geliştirmeye çalışmış.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Türkiye’nin ilk kurumsal dergilerinden biri olan Türk Kızılay dergisi, yayım hayatına kısa bir süre ara verdikten sonra, yeni bir solukla yeniden Türk halkının beğenisine sunuldu. Türk Kızılay’ın dergisinin yeni adı ise 1868 oldu.

Türk edebiyatının dünyada en çok okunan kitaplarından biri olan “Benim Adım Kırmızı”nın yayımlanmasının üzerinden 21 yıl geçti. Bütün dünyada beş milyona yakın satan kitap, dünya çapında akademisyenler, sanatçılar ve eleştirmenler tarafından kaleme alınan birçok makaleye ve araştırmaya konu oldu. Kitabın yayınlanmasının 21.

Kayseri’de bulunan Meryem Ana Kilisesi, belediyenin gerçekleştirdiği restorasyon çalışmaları sonucunda Şehir Kütüphanesi’ne dönüştürülüp hizmete açıldı. 19. yüzyılda yapıldığı belirtilen kilisenin restorasyon çalışmaları bir süredir devam ediyordu. Kütüphane 25 bin basılı, 22 bin elektronik, 3 bin sesli olmak üzere 50 bine yakın kitapla hizmet sunuyor.

Sarah Jio’nun Türk okurlarına ithaf ettiği yeni kitabı “Acı Tatlı Hayat Hikayem”, Pena Yayınları etiketiyle yakın zamanda raflarda yerini almaya hazırlanıyor. Romantik edebiyatın çok satan popüler ismi Jio’nun yeni kitabının kapağını sevenleri belirleyecek.

Çağrıştırdıklarıyla bile içimizi üşüten kış geldiyse şimdi teselliyi kitaplarda bulmanın tam zamanı. Böyle düşünen New Yorklular da kışın kasvetinden kitapların sayfalarına gömülerek kurtulmak istemişler. Geçtiğimiz günlerden New York Halk Kütüphanesi’nin yayınladığı “en çok ilgi gören kar kitapları” listesi de bunun bir göstergesi.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.