Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Arşivi

En çok okunanlar  


Kuantum edebiyatı

Ah o fotonlar… Fizikçiler ağız birliği etmişçesine kuantum mekaniğinin hayatlarımızı öyle pek de etkilemeyeceğine dair bize garantiler vermeye çalışsınlar, ah o fotonlar, aynı anda hem dalga hem de parçacık özelliği gösterdikleri anlaşıldığı günden beri, ben bunu duyduğumdan beri, hayatım bambaşka… Gözlendikleri anda huy değiştiriyorlar, dalga olacakken parçacık haline gelebiliyor, sonra vazgeç


Bakmak, görmek, duymak

Derler ki Amerika’nın yerlileri, sahillerinde bir gün ansızın bitiveren İspanyol gemilerini önceleri görememişler. Burunlarının ucunda durduğu halde koca koca gemiler, o güne değin görsel algılarında buna benzer bir şey bulunmadığı için, onlar sadece üzerinde hiçbir şey olmadığına inandıkları masmavi denizi izlemişler.


Yılsonu dökümleri...

Malumunuz, İdefix’in yazar seçkileri ile yılın en iyi romanları listesi, herkeslerin dilinde. Tabii yıl sonu itibariyle hepimizi aldı bir düşünce, koca yıl ne okuduk, hangileri en şahaneydi diye… Aslında İdefix, çok konuşulan bu seçkileri yayımlamasa bendeniz alt komşum Oylum Yılmaz Hanımefendi’nin seçtiği şahane kitaplarla yetiniyordum açıkçası.


Eleştiri, tamamen cinsel bir tercih mi?!!

Eleştirinin, eleştiri söylemlerinin cinsellikle doğrudan ilintili olduğunu düşündünüz mü hiç? Freud’un izinden gidenler, cinsel olandan tamamen bağımsız bir bölge var mı ki, diye manidar biçimde gülümseyeceklerdir şüphesiz bu soru karşısında. Ama soru sorudur işte ve cevap verebilmek için eleştiri işlevinin kendisini sorgulayarak işe başlamak gerekir.


İşgal

Dostoyevski dramatik bir şekilde sormuştu: Tanrı öldüyse insanın hali ne olacak? Tanrısız bir insan gerçekten var olabilir mi? Nietzche’nin cevabı ise oldukça açıktı: Tanrı ölmeli ve insan aşılmalı. Bizler ise Descartes, Kant, Hegel ve Comte’dan sonra durup şöyle düşünürüz: Tanrı öldü, öyleyse insan da öldü demektir.


Kaybedenler Kulübü neyi kaybetmişti?

Sevdiğim filmleri birden fazla izlemeyi severim, tıpkı sevdiğim kitapları birden fazla okumayı sevdiğim gibi… Tipik bir sabitfikirlilik hali, yani her şey yolunda… Kaybedenler Kulübü’nü de birden fazla izledim işte bu sabit duruş içerisinde.


İlginç zamanlara hoş geldiniz!

Çinliler birinden gerçekten nefret ettiklerinde şöyle bir beddua okurlarmış: “İlginç zamanlarda yaşayasın!” Çinliler ilginç derken tam olarak neyi kastediyorlar bilmiyorum ama, Slovoj Zizek, mali kesintilerin kısa dönemlerle sınırlı olduğu ve çok yakında her şeyin normal hale döneceği vaadiyle sürdürülen Refah Devleti’nin nihayetinde, ekonomik krizin kalıcı hale geldiği hatta tam anlamıyla bir


Fesat ve düşüncesiz okur!

Hiç düşündünüz mü siz hangisisiniz; saf okur mu yoksa düşünceli okur mu? Biliyorsunuz Orhan Pamuk’a göre romancılık hem saf hem de düşünceli olma işi, peki ya roman okuma?


Kırmızı başlıklı kız satanist miydi?!!

Bütünüyle kuşkudayım… Geçtiğimiz hafta Pazar günü bir gazetenin pazar ekinde masallara dair bir yazıyla karşılaştım. Gizemli bir örgütün masallar aracılığıyla insanlığın bilinçaltına sızmaya çalıştığı üzerinde duruluyordu. Yazıda bazı ünlülerin de bu örgütle ilişkisi olduğu, örgüt tarafından yönlendirildiği söyleniyordu.


“Oh Bihter, bilir misiniz ki, bu ve şu bir sevmeklere benzemiyor”!!!

Bilir misiniz ki, şu kurduğum cümleyi ve hem şimdi hem de ileride kullanacağım  tüm “ve”leri başta Halit Ziya olmak üzere tüm Edebiyat-ı Cedide yazarlarına borçlu olduğumuzu… Evet, biraz karışık bir giriş oldu, şöyle açıklayayım. “Ve” bağlacının kullanım şeklini temelde 19.yüzyıl Fransız romancılarına, Flaubert’e, Goncourte Kardeşler’e, Maupassand’a borçluyuz.

 

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.